Dışarısı!

Bütün tehlikelere ve verilen bunca cana karşın 'dışarısı', kendi kendimize yeniden kurduğumuz ve mükemmelen ayakları üzerinde duran bir inşa.

Dışarısı’ önemli çünkü; ‘dışarısı’ 28 Mayıs’tan bu yana ‘bizim yüzde 50’nin yeniden ele geçirdiği ve en çok da bir sanat işine benzettiği bir şey oldu. (Bu yüzde 50 lafına çok ısınamıyorum ama kullanışlı, üstelik kendini ‘öbürleştirmeye’ soyunan yüzde 50’den geldiği için de anlamlı. Tıpkı ‘…. da biz biliriz’ kalıbı gibi.)

‘Dışarısı’nın yeniden tariflenişi en çok da bir kinetik heykel ya da çok parçalı, harekete dayalı yerleştirme gibi bir şeye yol açtı… Bütün tehlikelere ve verilen bunca cana karşın ‘dışarısı’, kendi kendimize yeniden kurduğumuz ve mükemmelen ayakları üzerinde duran bir inşa. ‘Dışarı’da ferahlık var, dışarısı iyi bir yer. Önceki gece İstanbul’da bir kere
daha ‘dışarı’ya akıldı, gazla, plastik mermiyle, geri geri sürülerek de olsa ‘dışarısı’ bir kere daha ele geçirildi.

‘Ölü toprağını silkip atmak’
‘Dışarısı’nı anlamayanlar, ilkokul çocuklarına ceza veren cumhuriyet öğretmenleri gibi park kapayıp açanlar, ‘dışarısı’nı ya sadece sopalarla sokağa dökülmek sanıyorlar ya da aslında hepten böyle bir mefhumları yok. Oysa bizim için ‘Dışarısı’, bir yük olarak taşıyıp gittiğimiz ağır ve yapış yapış kendi ‘mağduriyet’ hissimizi, üzerimize serilmiş ölü toprağını silkip atmak oldu. Müthiş bir şeydi! Öbür yüzde 50’nin de bir dışarısı hissi olmalı. Onu gerçekten merak ediyorum. Bir ülkede yaşayıp gitmekten, evine kapanmaktan, başkalarıyla ilişkiye geçmenin hazzından sarf-ı nazar etmekten oluşan bir ‘içerisi’ nasıl bir şey?
Kendi mağduriyet hissini bunca sevmek? İyi bir şey olmamalı, çünkü eğer korkunç bir müteahhit science-fiction’ını andıran şehircilik çabasından söz etmiyorsak, öbür yüzde 50’nin başlı başına bir soyutlama olan bir ‘Dışarısı’ fikri, yoğun bir ‘orası tarafından’ sevilme, beğenilme, onaylanma özlemi var. Hatta bu ‘dışarısı’ fikri, fiziksel olmaktan ziyade duygusal. (Hükümranca dile getirilmesi bunu gizlemiyor da, daha da açık ediyor; Arınç- Bağış- Erdoğan- Gökçek üsluplarını yan yana, üst üste koyup bir bakın.) Yoksa, olimpiyatlar neden bu kadar canla başla istenir? “Bakın şu planlara ve Büyük Olay için yapacağımız fedakarlıklara ve bizi sevin!” Evet ama evi toplamamışsınız daha, düşman kardeşler gibi yaşıyorsunuz dediklerinde (mesela ‘Japonlar’) tek tepki bunu duymamak; çocuk küslüğü!

‘Dışarısı’ ile barışmak gerek
Öte yandan dönüp öbür kardeşe hırlamak: “Beni sen ispiyonladın, senin yüzünden!” Oysa gerçekten dışarısı demek, dışarıya çıkmayı, kendi kendinin dışına çıkmayı istemek demek. İçine-içine kıvrılan, öfkeye dönüşen bir mağduriyet üzerinde yükselen bir çoğunluk hissi (‘güzel yalnızlık!’), gerçek bir çoğunluk hissi değil. Çoğunluk hissi, ancak dışarıyla, yani kendi kendinin dışarısıyla, evdeki öbür kardeşle, dışarıdaki sevdiğimiz- sevmediğimiz- sevemediğimiz kardeşle de iyi geçinmek demek. Severdik Japonları, Batılılar gibi olmadıklarını, ‘Batı’nın sadece teknolojisini alıp kendi değerlerine sahip çıktıklarını’ düşündükçe içimiz ısınırdı! Sorun da zaten bu, ‘iç ısınması’… Bu kadar ısınmaktan bir bencillik kuytusu haline gelen bir ‘iç’in kimseye faydası yok, her iki yüzde 50’ye de… Bir yüzde 50 ‘dışarısı’nı kendisi için yeniden ele geçirdi, LGBT’si, Anti-Kapitalist Müslümanları, Çarşı’sı, Kemalistleri, öğrencileri, sokak çocukları ve iyi aile çocukları ile birlikte! Aynısını, ‘dışarısı’ ile nihayet barışabilmeyi öbür yüzde 50 için de gerçekten diliyorum.