Drakula'nın gençlik yılları

Bu hafta sinemaya gitmedim. Onun yerine sinema için daha iyi birşey yaptım. Tarihçi Cemal Kafadar, vampir eksperi Selim Eyüboğlu dostlarım ve 'Haydi film çekiyoruz' deyince...

Bu hafta sinemaya gitmedim. Onun yerine sinema için daha iyi birşey yaptım. Tarihçi Cemal Kafadar, vampir eksperi Selim Eyüboğlu dostlarım ve 'Haydi film çekiyoruz' deyince koşup gelen Bilgi Üniversitesi'nden öğrencim Aytuğ'la birlikte Drakula'nın gençlik yıllarında rehin tutulduğu, Tavşanlı yakınlarındaki Eğrigöz Kalesi'ne gittim. Bol bol film çektik. Drakula ya da gerçek tarihi kimliğiyle Romen prensi III. Vlad Drakul ve kardeşi (Güzel) Radu burada yaklaşık 1442-46 arasında Osmanlılar tarafından rehin tutulmuşlar ya da isterseniz 'misafir edilmişler'. Amaç, Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında sıkışmış babaları Eflak voyvodası II. Vlad Drakul'un sadakatini garantiye almak.
Bu 'rehin prensler' müessesesi, o zamanlar hem Osmanlı hem de Avrupalı prenslerin sık sık başına gelen bir şey. (Cem Sultan'ınki de benzer bir durum.) Bir nevi zorunlu 'değişim programı' da denilebilir. Gerçi, böyle bir misafirlik her bünyede farklı etkiler yaratabilir. Nitekim, kardeşi Radu, Osmanlılara intisab etmeyi seçerken adı zaten 'şeytan' ya da 'ejder' anlamına gelen genç Drakul nam-ı diğer Kazıklı Voyvoda bir süre sonra bütün Avrupa'da dillerde dolaşan zulümlerine başlıyor. Ve belki de, kazığa oturttuklarını bir ziyafet masası başına geçip seyretmesinden mülhem, kan ve içecek arasındaki gastronomik bağlantı kuruluyor, derken Bram Stoker'in kanla gıdalanan meşhur kahramanına esin kaynağı oluyor. (Tamamen benim teorim.) Her halükârda, dev bir kayanın üzerindeki Eğrigöz kalesi kalıntıları, hemen dibinde iyi korunmuş bir ortaçağ kasabası görünümündeki Eğrigöz'ü tepeden seyreden müthiş bir yer. Tabii, Eğrigöz- Drakula-sinema bağlantısı söz konusu olunca, insan olayın görsel ve optik çağrışımları üzerine hayaller kurmadan edemiyor. Ben doğrusu Zijek'in 'Yamuk Bakmak' tarzı bir perspektif eğriliği hayal ediyordum. (Hatta buradan yola çıkarak prensin acımasızlıklarını oftalmolojik bir 'baş ağrısına' atfetme fantezim de vardı; Tamamen benim teorim 2.) Ama, kalenin adının, kaleye tırmandığınızda görülen müthiş vadi manzarasının kale girişine oranla 'yandan' görülmesiyle ilgili olması ihtimali daha kuvvetli.
İhtimaller arasında kalenin beylerinden birinin 'eğri gözlü' (şaşı?) olmuş olması ya da Eğrigöz'ün aslında 'ağrıboz' adlı toptan (ki 'arkebüs' topunu çağrıştırıyor ama o daha sonraki bir icat) tevarüs edilmiş olması da var. Eğrigöz kasabası ahalisi, Drakula filmlerindeki korkudan dili tutulmuş köylülerin aksine, kalelerine karşı temkinli ama meraklı bir ilgi besliyor, hatta eğleniyorlar. 'Drakula' filmlerindeki köylüler gibi 'Sakın şatoya gitmeyin!' havasına girmek şöyle dursun, Eğrigöz'le ilgili olarak kendi optik-görsel fantezilerini bile üretmiş durumdalar. Bunlardan biri, geceleyin kalenin altına yerleştirilen bir spotun aydınlattığı yerde kollarını göğsüne kavuşturmuş, isterseniz mumya isterseniz melek görünümünde bir şeklin belirmesi. (Gerçekten de beliriyor, gördük, filmini de çektik.) Bir de, Eğrigöz'deki bir çocuk oyununu nakledeyim. Şöyle: Gözlerinizi yumup alınlarınızı birbirine yapıştırıyorsunuz. Sonra: 'Deden öldü mü?'/
'Öldü'/ 'Eve git!'/ 'Gittim.'/ 'Mezarını kaz!'/ 'Kazdım.' Der demez gözlerinizi açıyorsunuz ve oyunu oynayanların zevk dolu çığlıklar atarak kaçışmalarına bakılırsa, eğri ya da değil, gözbebeklerinin aniden birbirini görmesi dehşet bir şey oluyor! Eğrigöz, kesinlikle gidilesi bir yer. Yakında kaplıcalarıyla ünlü Dereli beldesi de var. İlle de Alaçatı ya da Bozcaada diye tutturacağınıza neden Eğrigöz'e gitmiyorsunuz?