Evet, 'Ya Sonra?'

Bu çılgın insanlar sevişirken donlarını çıkaramasalar da, dünya ve ilişkiler hakkında bilmiş laflar ediyor.

Geçenlerde Altın Bamya ödülleri için bir ön toplantı yaptık. Altın Bamya ödüllerini başta yeterince önemsememiştim, fakat ‘ilgili kimseler’den gelen tepkinin aşırılığı beni ödülün önemine ikna etmekte gecikmedi. Seçici kurulda görev almaktan gururluyum. Toplantıda filmlerin cinsiyetçi, kadın düşmanı vs. yönlerine bakarken ilginç bir şey ortaya çıktı. Özellikle cinsiyetçi tavır benimsememekle birlikte bu toplumda çift olmak üzerine konuşan bir küme film beliriyordu. Şecaat arz ederken her şeyi ağzına yüzüne bulaştırarak kendilerine ilginç bir alan açan filmler...
Bunlar sadece ‘çift olmak’la değil, belki de asıl ‘bu toplum’la ilgili özlemleri dile getiriyorlar. Ya da ikisi birbirinden ayrılamıyor. ‘Aşk Tesadüfleri Sever’le ‘Bir Avuç Deniz’den bahsetmişliğim var. Esasen Türkiye’de kendi tutkuları, tercihleri dolayısıyla ‘bireysellik’leri olduğu farz edilen bir Türk orta sınıfından dem vuruyor bu filmler. A+ grubu; Nietzsche paralayan asi kızlarla o kızlara tutulan Amerika’da okumuş delikanlılar. A ya da AB grubu; çocukken tanışmış oldukları halde tatlı ve banal tesadüflerin rüzgarında bir türlü kavuşamayan, artistik işlerle meşgul iyi aile çocukları.
* * *
Bu filmlerde iki şey çarpıyor insanı; kanaatlerin basmakalıplığı yanı sıra içinde yüzülen tüketim estetiği… Kadınların permalı ‘şelale’ saçları, erkeklerin timsah burunlu ayakkabıları, oturulan ya da gezinilen yerler, seçkin ve/ama anonim yapı malzemeleriyle döşenmiş villa, site evi, ‘loft’, bar, kafe, bürolar. Bazı karakterlere bireysellik vurgulamak üzere atfedilen, eskiciden alınma ‘salaş’ kanapeler, vintage ıvırzıvır. Bu çılgın insanlar sevişirken donlarını çıkaramasalar da, dünya ve ilişkiler hakkında bilmiş laflar ediyorlar. Tüm ‘felsefeleri’ reklamcılıktan ya da benzer işlerden derledikleri sinik bir hayat bilgisi.
* * *
‘Ya Sonra’da ikinci kızla erkek arkadaşının bir kaçamak sonrası ilişki mavrası yaparken bir yandan da ayağa kalkarken çarşaflara bürünmek için üstün gayret harcadıkları bir sahne var. (Gerçi kızın sutyenini avizeden indirmek zorunda kalıyorlar.) ‘Ya Sonra’daki esas kızın bandana ve kıvırcık saç kompozisyonu mu daha içinden çıkılmaz, yoksa ‘hayat bir labirenttir orda dolanmak zevklidir’ mealinde tasarladığı otel projesi mi, emin olamıyorsunuz. Her halükarda nasıl bir çift olduklarından emin değiller filmin çifti; erkek Doğulu köklerine sahip çıkmakta ne kadar kararsızsa kız da mimarlık sanatı ile aşkın en yüce ifadesi saydığı hafif müzik arasında o derece kararsız.
* * *
‘Ya Sonra’da Kubrick’in ‘Gözler Tamamen Kapalı’sında kullanılan Şoştakoviç valsinin inatla ‘alıntılandığı’nı duyunca bu filmlerin özendikleri ilişki filmleri, onların işaret ettiği problematikler bazında da hevesleri olduklarını düşünüyor insan. Ama tabii Cruise ile Kidman’ın problemleri o coğrafyaya hatta sadece o filme has olduğu için diyelim ki parıl parıl granit yer döşemeleriyle ‘valet parking’ bu filmlerdeki karakterleri dünyalı yapmaya yetmiyor.
Anlatımlardaki oyuncaklılık da gözalıcı. ‘Ya Sonra’nın sondan başlamasındaki hınzırlık, ‘Aşk Tesadüfleri Sever’deki tesadüf zinciri İstanbul ya da Ankara’da L.A. ya da New York sofistikasyonu aramanın çaresizliğiyle yoruyor. Daha önemlisi çiftler her filmde çılgın işler yaptıktan sonra en geleneksel sonuçlara, değerlere varıyorlar. Çünkü yolları ister Avrupa Birliği standartlarından, ister soft Kemalizmden, ister şehre yırtmış köylülükten geçsin, bu filmlerin muhafazakar kalbinde sadece şu özlem var: ‘görülelim’, ‘buradayız’.
Bu filmleri kimlerin gerçekten ‘gördüğü’ de merak konusu. Resmettikleri ‘sınıflar’ Cruise-Kidman’lı orijinali tercih edecekleri için, bu filmlere muhtemelen alışveriş merkezlerini dolduran kredi kartı taksidi kurbanlarının özenmeleri bekleniyor. Özeniyorlar mı bilmem, ama o kitlelerin bir gün gözleri dönüp de Türk ekonomik mucizesi efsanesine ‘itiraz bildirdiklerinde’ bu filmlerdekilerin anında sırra kadem basacaklarına emin gibiyim.

.