Festival kitapçığını karıştırırken...

İstanbul Film Festivali biletleri satışta. Gelecek hafta sonundan itibaren İstanbul bir kez daha 'film baharı'na girecek. Henüz festival programı yapamamış olanlar için küçük hatırlatmalar.
Festival kitapçığını karıştırırken...

İtirazım Var

İstanbul Film Festivali’nde önemli fırsatlardan biri yeni Türkiye sineması seyretmektir. Geçen yıl ‘Köksüz’ü orada keşfetmiştim. Film peşinde koşmanın esas ödülü böyle keşifler; bu sene ‘Şavaklar’dan beri özlediğimiz Kazım Öz’ün ‘Bir Varmış Bir Yokmuş’unu, ‘Saç’ı üç kez seyretme yorgunluğuna rağmen hâlâ ‘Rıza’ hatırına Pirselimoğlu’nun ‘Ben O Değilim’ini, ilk film ‘Deniz Seviyesi’ni, şaşırmayı umarak ‘Nefes’in yönetmeni Levent Semerci’nin ‘Ayhan Hanım’ını, kendine özgü fıkra tadına alıştırmış olmalı ki Ünlü’nün ‘İtirazım
Var’ını bekliyorum. (‘Kumun Tadı’na da bir bakın, müziği ve sinematografisi bu ‘haletiruhiye’ sinemasını etkileyici yapıyor, ama…) 

Yarışma dışı; ‘Daire’yi, yeni şeyler deneyen sinemanın Türkiye’deki ender temsilcilerinden Ozan Adam’ın ‘Körler-Jaluziler İçin’ini, ihmal ettiğimiz bir oyuncu, Zerrin Sümer oynuyor diye ‘Nergis Hanım’ı, Uluçay belgeseli ‘Tepecik Hayal Okulu’nu, sinemada Zizek’ten başka düşünce adamı da seyredelim diye de ‘Antonio Negri ile İstanbul’da’yı…

Akbank Galaları ışıltılı, ama Wes Anderson’un pamuk helvası tadında ‘Budapeşte Oteli’nden emin değilim. Anderson’ın görünürdeki hafifliğinin tam ortasında daima demir leblebi gibi bir ciddiyet çekirdeği vardır. Bu ‘pop-up’ masal kitabı- film ise sadece ‘tatlı’. Geri kalanlar bile bile lades; ’Philomena’ Judi Dench, ‘Kürklü Venüs’ ise Polanski ne çekse göreceğim için… Kaldı ki sinemada da oynayacaklar. (Gene de ‘Nemfomanyak’ vakasını akıldan çıkarmamak lazım.) ‘Ustalar’ bölümü biraz ‘yaşlılara hürmet’ kıvamında. Hürmet gerektirecek yönetmen bölüme sığmaz ama eh, son Terry Gilliam’ı merak ediyorum, artık kimselerin ilgilenmediği Schlöndorff da ‘suçlu merak’ım. (Schlöndorff’un ilk filmlerinden Fassbinder’i başrolde oynattığı Brecht uyarlaması ‘Baal’in gıcır kopyasını da görün.)

Hafif-zarif Tavernier’den, Polonya katolisizminin ağır sembolizmiyle yüklü ‘Köpeklerin Tarlası’ndan, Parizyen Garrel’den kaçının derim. Scola’nın Fellini, Wajda’nın Walesa hakkındaki tanıklıklarını şahsen heyecan verici bulamıyorum. Trier’in iki bölümünü de görün, Danimarkalı yaramazın filmi tartışılmayı hak ediyor. ‘Dünya Festivallerinden’de büyük favorim ‘Tabu’nun yönetmeni Miguel Gomes’in ‘Kefaret’i; diğerleri, Visconti’nin yeğeni Uberto Pasolini’nin (!) vurucu filmi, Eddie Marsan’ın parladığı ‘Durgun Hayat’, Rumen yönetmen Puiu’nun “Pirim ustam Rohmer” dediği ‘3 Oyunculuk Egzersizi’, Alexander Rockwell’in fütursuzca şahsi ama ‘genç’ ‘Minik Ayaklar’ı ve yeni Yunan sinemasından ‘İçimizdeki Düşman’.

Yeni Bir Bakış’ta Avusturyalı-Türk yönetmen Umut Dağ’ın ‘Betondaki Çatlaklar’ı var. Biraz maço suç dünyası özentisi ama Avrupa’da yaşayan Türklere dair hikâyesi ilginç. İran filmi ‘Sinirlenmeyeceğim!’, genellikle şöyle bir bakıp geçtiğimiz ‘başkalarının derdi’ne sonuna kadar eğilen ‘Herşey Onun İyiliği İçin’ de öyle… ‘Mayınlı Bölge’de belki de en mayınlı şey (artistik olarak) hâlâ ‘uzuuun’ ve lirik olmaya cesaret eden Tsai Ming Liang’ın ‘Sokak Köpekleri’…

Müthiş. Antidepresan bölümüne merakım yok ama ‘Film Eleştirmeni’nde bir Allah’ın sopası tadı var, galiba gideceğim. Çocuk Mönüsü ve Geceyarısı Çılgınlığı’nı geçiyoruz, çocuğunuz varsa ya da gece yarısı yapacak daha çılgın bir şeyiniz yoksa başka. ‘Nerdesin Aşkım’ senenin yaratıcı bölümlerinden. Aşk cinsiyet, kural dinlemez diyerek ‘Hawaii’ de ananaslarla duygulanabilir, ‘Doğulu Çocuklar’ın ‘hayatımıza girecek olanlar her şekilde girer’i ile irkilebilir, ‘Göldeki Yabancı’ ile kösnüyüp-gerilebilir, ‘Bugün Eve Yalnız Dönmek İstiyorum’un sevimliliğini takdir edebilirsiniz. Marin Karmitz’e ayrılan bölüm de çok değerli; Godard’ın bir zamanki yol arkadaşı Makmalbaf’dan Tavianilere, Dolan’dan Lodge Kerrigan’a kadar çok çeşitli sinemacılara arka çıkmış. Prodüktör adaylarına ders. Alman eleştirmen Rüdiger Süchsland’in ‘Caligari…’sini, Weimar ve sinema üzerine belgeselini de kaçırmayın.

‘Anılarına’, şaşırtıcı. Ne çok önemli sinemacı gitmiş… O’Toole’a, Bigas Luna’ya, Hoffman’a, Ramis’e bakın derim. Favorilerimden biri de ‘Özel Gösterim’deki Aykan Safoğlu’nun James Baldwin’in İstanbul günlerine eğildiği, Oberhausen’de büyük ödül alan ‘Kırık Beyaz Laleler’i. Son olarak benim de dahil olduğum bir grup tarafından hazırlanan Türk sineması retrospektifi ‘Bu İkiliye Dikkat!’ tabii. Takdir seyircinin, fakat programı sevgiyle, özenle hazırladık, kâh şizofren, kâh manik-depresif bir karnaval olan Türkiye’mizin sinemadaki izdüşümü olmasına özen gösterdik! Seveceğinizi umuyoruz.