Festivaller, karışık...

Berlin'de olduğum için !f'in bazı filmlerini göremeyeceğim. Ama Berlin'de 'Bir Ayrılık' ve 'Torino Atı'nın olduğu yılın anısı çok uzaklarda...

!f bu yıl oldukça organize, program kalabalık değil, daha odaklı, parlak filmlerden yana da eksiği yok…

Böylece Reha Erdem’in ‘Jîn’iyle Carax’ın ‘Holy Motors’unu aynı festivalde görmek mümkün. Erdem statüsünde bir yönetmenin filmini ilk kez !f’te göstermesi belli dengeler, hesaplar sonucu olabilir. (!f destekçileri anlamında çok da bağımsız sayılmaz artık.) Ama geçen yıllarda, ‘açılım’ henüz bayağı muallaktayken, dağa çıkmaya karar veren genç Kürt kızına dair mütevazı belgeseli göstermeye cesaret eden de !f’ti. Eh, dolayısıyla ‘Jîn’ gibi aynı sularda seyreden ama yönetmeni nedeniyle şöhreti kendisinden önde giden bir filmi hak ettikleri de söylenebilir.

Dışarıdan bakıldığında seyirci, en azından hakkaniyetli seyirci için böyle denklemler önemli; fikr-i takip… Geçen yıl Berlin’de ödül alan Benedikt Fliegauf’un ilk, yenilikçi filmlerini de ısrarla gösteren !F olmuştu. Bu yıl da çok önceden gösterdikleri ‘Yossi ile Jaeger’in devam filmi ‘Yossi’yi unutmamışlar. İlk film İsrail ordusunda asker iki erkeğin bir türlü dile getirilemeyen aşkını müthiş bir sadelik ve duygusallıkla ele alıyordu. Erkek aşkının sadece Tom Ford’a teslim edilemeyecek kadar derin iş olduğu, gerçek hayatta erkeklerin şekil şekil, biçim biçim olduğu düşünülürse, orta yaşa yaklaşmış, göbek salmış Yossi’nin hayatındaki yeni sayfayı merak edebilirsiniz. Devam filmi ilk film kadar etkileyici olmasa da…

Bir diğer önemli seçim de Can Candan’ın ‘Benim Çocuğum’ belgeseli; Candan, eşcinsel, lezbiyen ve transgender çocukları olan anne-babalara olağanüstü müşfik yaklaşan, benzersiz bir belgesel yapmış. Müşfik dedimse, üstten bakan bir ‘anlayışlılık’ değil; film, bu anne-babaların kim olduklarını, toplumun nerelerine denk düştüklerini, çocuklarının yönelimleriyle vicdanlı biçimde başa çıkmaya karar verdiklerinde neler yaptıklarını, yapabildiklerini anlamakla ilgileniyor. Can Candan’ın bundan önceki üniversite giriş belgeseli ‘Üç Saat’ gibi, ‘Benim Çocuğum’ da anlamaya bir davet…

Konusu olan insanlara kendilerini anlatma konusunda güven vermekte, cesaretlendirmekte gösterdiği başarı bu filmin de en güçlü yanı. !f’in ‘Moral Bozukluğu ve 31’ gibi jokerlerini seven biri olarak yeni Türk filmleri bölümünde bu yıl genellikle ‘moral bozukluğu’ olduğunu söylemeliyim. Harmony Korine’vari aile manzarasından (‘Mustafa’nın Yaşam Zinciri’) klasik Nuri Bilge manzarasına (‘Zayiat’), oradan fena olmayan psikolojik gerilim denemelerine (‘Devremülk’) kadar… Aralarında en iyisi ‘Zerre’. Festivaldeki bazı favorilerim arasında, filminde oynayabileceği yabancı yönetmen konusunda Haneke’den ötesini hayal edebilen Isabelle Huppert’li Kore filmi ‘Bambaşka Bir Ülkede’, inanılmaz bir kimlik edinme ihtiyacının hikâyesini ‘belgesel kuşağı’ esprisinde, ama daha ötelere giderek anlatan ‘Hayat Avcısı’, sömürgecilik fonunda bir yasak aşkı anlatırken Cortazar öyküsü tonu tutturan Portekiz filmi ‘Tabu’ ve tabii ‘Holy Motors’ var. Bu sonuncusu sinemayla hikâye anlatmanın alabileceği (hâlâ ümit var!) yeni virajlar konusunda en karamsar seyirciye bile iyi gelebilir.

Belli başlı hayal kırıklığım ise Kerouac’ın romanından alelade bir fotoroman çıkaran ‘Yollarda’… ‘Jîn’i !f’le paylaşan diğer festivalde, Berlin Film Festivali’nde heyecan verici film peşinde filmden filme koştuğum için !f’in öteki filmlerini göremeyeceğim. Gerçi zor; Berlin’de ana yarışmada vasat bir Van Sant, vasattan hallice ama iyi bir gerilimden öte olmayan bir Soderbergh, etkileyici ama artık toplamda neredeyse tek yönetmen elinden çıkma gibi görünen yeni Romen sinemasından bir örnek, zıpçıktı bir Şili filmi vb. dışında pek bir şey yok. İlginç bir - iki film gene Forum bölümünde. Berlin’de ‘Bir Ayrılık’ ve ‘Torino Atı’ bombalarının peş peşe patladığı yılın anısı çok uzaklarda. Öte yandan belki asıl önemli olan ‘Berlin’de Türk filmleri’ mevzuu ki o da başka sefere!