Gizli duygular

Türk sinemasının 'en iyi 10'undan yola çıkıp 'gölgede kalmış filmler'e göz atalım.

‘Sinema’ dergisi birkaç ay önce bir soruşturma başlattı: ‘Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi’. 350 film arasından ilk ona giren film dün gece bir partiyle açıklandı. Kasımda da bir koleksiyon sayısına konu olacak. Böyle listelerde bazen filmleri birden 10’a kadar sıralamak âdettendir. Bu soruşturma için kendi listemi ben öyle de yaptım. Ama aslında benim 10 filmim üç gruptan ve birkaç ‘münferit’ filmden oluşuyor. Bunlar, yeni Türk sineması (‘Kosmos’, ‘Mayıs Sıkıntısı’, ‘Kader’), klasik Türk sineması (‘Vesikalı Yarim’, Atıf Yılmaz’ın ‘Ah, Güzel İstanbul’u, ‘Sevmek Zamanı’), görünürde talip olduklarından daha esaslı bir damar yakalayan iki film (‘Vavien’, ‘İki Dil Bir Bavul’) ve ‘Anayurt Oteli’yle ‘Bulutları Beklerken’den oluşuyor. Son ikisini meselelerinden öte kendi içlerindeki bütünlük için severim. Ötekilere gelince, klasik sinemamızın İstanbul temsillerinin hâlâ aşılmaz olduğunu ya da evet, yeni Türk sinemasında belli başlı temsil alanının taşra olduğunu söylemek, dolayısıyla taşranın kendi kendinden çok genel bir (kültürel) ruh haline denk düşüp düşmediğini sormak mümkün.
* * *
Ama 350 filme göz atarken başka bir liste de yapılabileceğini fark ettim: Gölgede Kalmış Filmler. Tam olmamış ama ilginç, zamanında önemsenip geçilmiş, hiç önemsenmemiş, belki çok erken ya çok geç gelmiş ya da düşündükçe aklımızda yer ettiğini fark ettiğimiz filmler. Alfabetik gidelim: Şahin Kaygun’un ‘Afife Jale’sinin tablolar halinde ilerleyişine, Başar Sabuncu’nun ‘Asılacak Kadın’ın özenilmiş dekadanlığına yeniden bakmalı. Şerif Gören’in müthiş Oya Aydoğan’lı ‘Beyoğlu’nun Arka Yakası’na da. (Beyoğlu deyince, tabii Ertem Eğilmez’in ‘Sürtük’üne de.)
Fehmi Yaşar’ın tek filmi ‘Camdan Kalp’in sarpa saran sosyolojik fantezisinde karaya oturacaksak bile filmin ilk 35-40 dakikasını yeniden seyretmeli, belki onu yeniden çekmeli. ‘Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri’nin bazılarına bıyık altından gülünebilir ama film gözükaradır. (Gerçek anlamda film müziğine sahip ender Türk filmlerindendir ayrıca.) Sinan Çetin’in ‘Çirkinler de Sever’i sıkı bir fikirdir. İlyas Salman’ın Müjde Ar’a duyduğu saplantılı aşkta Demirkubuz kadınlarıyla erkeklerinden izler vardır.
Orhan Oğuz’un ‘Dönersen Islık Çal’ı şematik olabilir ama bir travesti hikayesine bu kadar iyi kalpli yaklaşan film yok artık sinemamızda. Gören’in mükemmel ‘Firar’ını hatırlıyor muyuz? Gene onun ‘Gizli Duygular’ı, bütün aculluğuna rağmen, şehrin psikoseksüel dinamiklerine bodoslamadan yanaşmayı deneyen tek filmdir belki de. Keza Oğuz’un ‘İki Başlı Dev’i; oğluna karanlık bir tutkuyla bağlı Cüneyt Arkın, dahası var mı!
* * *
Kutluğ Ataman’ın fütursuzca maniyerli Istanbullu vampir filmi ‘Karanlık Sular’ın görüntülerinin duvarlara yansıtılacağı garip bir parti hep hayalimdir. Halit Refiğ’in ‘Kurtar Beni’sindeki imam-fahişe aşkı Refiğ sayesinde Doğulu bir kefaret hikâyesi olur. Türkân Şoray furyasınının belki en iyi filmi Engin Ayça’nın ‘Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu’sudur. ‘Yeni’ Türk sinemasını gerçek anlamda başlatan filmi, Ömer Kavur’un ‘Yatık Emine’sini uzun zamandır seyretmedik. Ve de tabii şehir, şehrin kenarında olmak, baklava çalmak, işçilik, genel olarak ‘memnuniyetsizlik’ üzerine yapılmış en iyi filmlerden birini, Yılmaz Güney-Atıf Yılmaz filmi ‘Zavallılar’ı unutmamalı.
Ayrıca, hızlı hızlı; Yılmaz Atadeniz’in ‘Kilink İstanbul’da’sının kovalamaca sahnelerinin şehri çevreleyen yol yapımlarının da mükemmel bir belgeseli olduğunu bilir misiniz? Erksan’ın ‘Kuyu’sunu ne zamandır görmedik? Refiğ’in ‘Karılar Koğuşu’nu gördük mü? ‘Hacivat’la Karagöz Neden Öldürüldü?’ sesi onarılarak yeniden gösterime sokulmaz mı? Son olarak, Tunç Başaran’ın ‘Sen de Gitme Triyandifilis’i neden belleğimde bu kadar yer etmiş, yeniden hatırlamak isterim. Toplumsal amnezi, sinemada da kader!