Göz göz olmuş yüreği...

Philip K. Dick, William Gibson'la birlikte sinemaya en çok uyarlanan 'gelecekseyen' yazarlardan biri. Kendisi gibi gelecekle ilgili tahayyüller kuran Gibson'ın daha çok teknolojik aygıtla dolu dünyasına oranla...

Philip K. Dick, William Gibson'la birlikte sinemaya en çok uyarlanan 'gelecekseyen' yazarlardan biri. Kendisi gibi gelecekle ilgili tahayyüller kuran Gibson'ın daha çok teknolojik aygıtla dolu dünyasına oranla, Dick'in dünyası klasik kara film dünyasının yalnız dedektifleriyle, onların kaybolmuşluklarıyla doludur. Bu adamlar kimi zaman hafızalarından yana dertlidirler, kimi zaman yüzlerini kaybederler, kimi zaman gözlerini... Gözler ve görmek Dick'in hikâyelerinde özellikle anlamlıdır; kimi zaman geleceği önceden görmek mitolojik bir lanettir, kimi zaman da geleceği (ön)gören gözetim toplumları için çalışıyor olmak. Dedektifimsi kahramanın tek başınalığı, onu teknolojik ıvırzıvırla donanmış kurgubilim dünyasından çok, çıplak bir umutsuzluğa, romantik bir umursamazlığa yaklaştırır. Karşısına dedektif romanlarında genellikle olduğu gibi bir aşk ihtimali de çıksa onun peşinden koşamayacağını bilir bu 'ati yolcusu'.
Dick'in bir metninden uyarlanan 'Next' bu anlamda hiç fena bir film olmamış. Nicholas Cage filmin başında, o meşhur şaşkın bakışlarıyla en büyük rollerinden birini canlandırdığı Las Vegas'ta buluyor kendini yeniden. İyi de oluyor. İçinde bulunduğu andan iki dakika sonrasını görebilen adam hikâyesinin komediye dönüşmemesi, bazen şaşkınlığını çok inandırıcı kılabilen bu oyuncu sayesinde oluyor biraz da. Filmdeki iki dakika sonrası ihtimalleri, zaman içinde dallanıp budaklanmalar, hatta karakterin 'kendi kendinden çıkıp' mekâna yayılması son zamanlarda sinemayı saran 'Öyle olmasaydı da şöyle olsaydı' oyunlarının, Borgesvari zaman çatallanmalarının en iyilerinden bazılarına yol açıyor. Ama 'Next', şık edebi kökleri bir yana, son zamanlarda Amerikan sinemasını saran geçmiş/ şimdi/ gelecek ya da görmek/ gözlemek/ gözetlenmek meselelerini konu edinen 'Göl Evi', 'Deja vu' tipi Amerikan filmlerinden biri de elbette. Bu filmler bilgisayarlar, tüfek dürbünleri ya da kameralarla gözetlemenin, zamanın ve mekânın denetlenmesinin artık doğal sayıldığı bir toplumda geçiyorlar. 'Göl Evi' geçmişe ve geleceğe bir kartpostal muamelesi yapıyordu, 'Deja vu' ise klasik zaman yolculuğundan medet umuyordu.
'Next'in kahramanı, her şeyi gören bir büyük gözden (kader ve devlet ya da kader olarak devlet) kaçış yollarını zorlayan romantik dedektif ise sadece iki dakika sonrasını görebilmesi ile hem acıklı bir kâhin rolü üstleniyor hem de film boyunca seyirciye bir görsel kaydın iki dakikalığına geri ya da ileri sarılması hissini yaşatan bir numaraya vesile oluyor. Bu bakımdan, belki de bu film yeni görsel kayıt sistemlerini sinemada ilk kez mesele edinen, aynı zamanda bunu da bir insana yükleyen bir film. İki dakika önce gördüğünü düzeltebilen bir teknolojinin ruhu olsa, bu belki de 'Next'deki adama yakın bir şey olurdu. Dick'in malum 'hümanist' sorusu da hâlâ geçerli: 'Androidler rüyalarında elektrikli koyun mu görürler?' Nicholas Cage henüz bir android değilse de, 'Next' bu tuhaf hafıza-adamın malum iki dakika prensibine istisna oluşturan bir romantik rüyanın öznesi olabileceğini savunuyor. 'Next'in 'elektrikli koyun'u, güzel sarışın Jessica Biel, FBI ajanı rolünde her zamankinden de nevrotik Julianne Moore'un yanında sönükçe kalıyorsa da, o kadarını göz ardı ediyoruz. Her şey gibi bu konuda da sinik ya da samimi olmak mümkün. 2001'nin alaycı ve kıskanç 'elektronik beyni' Hal'in uzak akrabası olan bir araba reklamı daha birkaç ay önce bize şöyle diyordu, hatırlarsınız: 'Her gün binlerce kez kameraya çekiliyorsunuz. Bari onlara iyi bir şey gösterin.' 'Next'den önce gösterilen reklamlarda da göz göz olmuş yollardan geçen bir araba reklamı (belki aynı markadır) var. Ama filmle birlikte ele alınınca, bu reklam insana öbürü kadar alaycı gelmiyor da, olsa olsa zamanı iki dakikalığına ileri ya da geri sarabilen biçare Nicholas Cage'in yüreğinin göz göz olduğunu düşündürüyor.