Gülünecek bir durum yok, ama...

'İtirazım Var' imamının yakın tarihin vicdanlı imamlarına, hâlâ çokkültürlü bir İstanbul'da yaşadığımız hayaline sahip çıkması tesadüf değil.

Ortada gülmek için pek sebep yok, 1 Mayıs’a sadece 6 gün kaldı ama tam da arefesi haftada sinemalarda 3 tane komedi var. John Turturro’nun yönetmenliğini yaptığı ‘Kiralık Âşık’ bunlardan en tuhafı, anlatmaya nerden başlamalı?

Turturro’nun kendisinin mecburiyet yüzünden parayla seks yapan geçkin çiçekçi, Woody Allen’in onu bu işe ikna eden eski sahaf yeni muhabbet tellalı, yaş aldıkça güzelleşen Sharon Stone’un nedense Turturro’yu kiralayan dermatolog rolüne çıktıkları, üstüne bir de Vanessa Paradis’nin perukla gezinen altı çocuk sahibi sofu Yahudi dul rolünde hamur yoğurduğu, Liev Schreiber’in Hasidik polis rolünde lülerini konuşturduğu bu filmin tek şansı saçmalığı zorlamak olabilirdi…

Fakat Turturro’nun filmi, ’tadında’ seks sahneleri, New York’a alelade bakışı, cinselliğin ‘herkese faydalı olduğu’ mesajı ve genel olarak yerinden kıpırdamayan olaylar zinciriyle en tatsız tutsuzundan bir New York bagel’ine benziyor. Artık ‘olmamış film’ yapmak çok zor. Kurguydu şuydu buydu, filmleri bir şekilde olduruyorlar. Bu bakımdan, Turturro’nun filminin belki en ilginç yönü, sahneleri birbirine kavuşmayı reddeden bir komedinin hayretle izlenen olmamışlığı. Bu oyuncular ne sebeple bir araya gelmişler? Sinema tarihinin sırlarından biri. Turturro’nun deve hamuruna karşın, en saçma yiyeceklerden birini, üzerine bonibon serpilmiş dondurmayı andıran Wes Anderson komedisi ‘Büyük Budapeşte Oteli’nde ünlü bir arkadaş çevresinin ‘büyük bir şaka’ya ortak olmak için bir araya geldikleri ve bunun çok, çok farkında oldukları aşikâr. Gözünüz Jude Law’ı, Adrien Brody’yi, Jeff Godlblum’u, Edward Norton’u, kılıktan kılığa girme şampiyonu Tilda Swinton’u ötekilerden biraz daha fazla ayırt edebilir. Ama filmi tereyağından kıl çeker gibi götüren, yaşlanmakta olan İngiliz aktörlerinin kaderi olan kusursuz kâhya rolündeki Ralph Fiennes asıl. Aynı zamanda jigolomsu bir karakter olan otel müdürü rolünü çekip çeviren Fiennes olmasa, ‘hayali bir Orta Avrupa ülkesi’nde geçen bu eski Hollywood komedisi pastişi, zıvanadan çıkmış müzik kutusu, durdurulamayan atlıkarınca, Wes Anderson’dan soğutabilir insanı. Anderson ekibinin yaramazlıkları en iyi Anderson’larda, bütün o neşeye, fırlamalığa karşın, hep bir aile-birey hüznüne işaret eder aslında. Herkes hem dev bir ailenin parçası hem de müstakil olarak dertlidirler. Anderson’un kendini çılgın komediye vurduğu bu filmde ise herkes Prozac yutmuş gibi.

‘Büyük Budapeşte Oteli’ ruhuna yaraşır bir konudan konuya geçme klişesine başvurursak, ‘bu da bizi Onur Ünlü’nün ‘İtirazım Var’ına getiriyor’. Onun da ekibi var, Onur Ünlü filmlerinde çok, çok eğlenen… Sinemamızda çılgın komedi yapma arzusunun en hevesli temsilcisinin filmlerine, eğer ‘absürd’ lafı tedavüle girmemiş olsa, kısaca ‘delibozuk’ derdi babaanne-anneanneler. Yakışırdı da; filmlerinde Shakespeare senin arabesk benim, referanslar saçarak gezinmeyi sever Ünlü. (‘Çekincesizce gülmeye hasret kuşaklara şifa’ diye tarif edilebilir onun mizahı.) ’İtirazım Var’ ise belki de -düz, nihayet düz- bir hikâye çerçevesinde bugüne dair bir enerjiyi şişeye hapsediyor. Satranç oynayan, Diyanet’le dertli, kız babası, kozmopolit, komik bir imam olan ‘İtirazım Var’ imamının çok yakın tarihimizin dertli ve vicdanlı imamlarına, Gezi ruhunun ortaya saçtığı enerjiye, hâlâ çok dinli, çokkültürlü bir İstanbul’da yaşadığımız hayaline inatla sahip çıkması tesadüf değil. Filmde denildiği gibi, ‘boks insanı insana döve döve anlatma sanatı’ ise ve ara sıra Onur Ünlü filmlerinin espri dünyasına da kaskla dalmak gerekiyorsa da, bu film farklı. Önümüzdeki günler için de tam ihtiyacınız olan ‘enerji’; 18 yaşın hangi tarafında olursanız olun.