Gursky'nin gözü...

Ocean ve arkadaşlarının son macerası 'Ocean's 13' dizinin en iyisi. Çıkış noktası çete filmlerinin genel zekâ düzeyini zorlamayacak kadar basit; Clooney ve afacanlar, hakkı yenen dostlarının intikamını almak istiyorlar.

Ocean ve arkadaşlarının son macerası 'Ocean's 13' dizinin en iyisi. Çıkış noktası çete filmlerinin genel zekâ düzeyini zorlamayacak kadar basit; Clooney ve afacanlar, hakkı yenen dostlarının intikamını almak istiyorlar. Bu yüzden Las Vegas'ta açılan bir 'kumar gökdeleni'ni sabote etmeleri gerekiyor. Bunu da, kollu makinelerden aynı anda çil çil para saçılmasından tutun bir kumarhane eleştirmeninin başına ardarda felaketler gelmesini sağlamaktan, bir kariyer kadınının g noktasını titretmekten dev binanın altında depremimsi titreşimler yaratmaya kadar çeşitli biçimlerde gerçekleştiriyorlar. Film saçma, eğlenceli, aşırı... Ama aşırılıktan geçerek vardığı, üzerinde düşünülesi bir yan da yok değil. Bir biçimde 'organizasyon' üzerine bu film. Günümüzde bir şeyi örgütlemek için ne aşırılıklara kalkışılabileceğinin parodisi olarak seyredebilirsiniz; dev çaplı suç, dev eğlence, dev mimari... Dolayısıyla, tüketme ve iştah üzerine de...
Aynı konu üzerine ciddi birşey görmek istiyorsanız, İstanbul Modern'de yeni açılan Andreas Gursky sergisindeki fotoğraflara bakmalısınız. Gursky'nin fotoğraflarına 'bakmak' kolay değil aslında. Her şeyden önce boyutlarıyla görme iştahımızı, gözle tüketme alışkanlıklarımızı zorlayan dev fotoğraflar bunlar. Onların yatay ya da dikey çizgiler halinde yayılan
'cesametine' bakarken, göz, oburca, ardına kadar açılmış bir ağız gibi geriliyor, görüntünün hepsini kapsayamayıp geri çekilmek, ama sonra ayrıntıların tadına varmak için yanaşmak zorunluluğu hissediyor, dikey- yatay, uzak-yakın kavrama işi ile uğraşıyor.
Gursky de, 'Ocean's 13'in Las Vegas'ı gibi, birçok fotoğrafında çağdaş kentlerin en görünür ve gösterişli organizasyonları olan mimari yapılar ile ilgileniyor. Toplu konutlar, borsa binaları, otoyol, otel, süpermarket, hapishane, kütüphane, banka, santral. Binalar dev birer bebek evi, birer arı kovanı, içindeki insanlarsa sonsuz küçük noktalar gibiler. Ama Gursky mimari organizasyon kadar, onu harekete geçiren, canlandıran bu sayısız küçük noktanın enerjisi ile de ilgileniyor. Mimarinin yanı sıra, bazı fotoğraflarında yapıları, bazılarında ise açık alanları dolduran dev kalabalıklarla ilgilenmesi de bu yüzden. Kalabalıklar da çoğu kez, ilk bakışta öyle sanılmasa da, örgütlenmiş kalabalıklar, en azından Gursky'nin göz acıtan kompozisyonları onların aslında öyle olduklarını anlatıyor; resmi geçitler, konserler, çiftlik hayvanları, Asyalı ucuz işgücü, araba yarışı ya da boks seyircileri, plaj, borsacılar, hapishane...
Gursky, ara sıra, araba yarışçılarının hazırlanmasında, bir dağı tırmanan bisikletçilerde ya da üstten görülen bir otobüs durağı kargaşasında Batı resminin tanıdık örneklerine yanaşan kompozisyonlar buluyorsa da asıl derdi muhtemelen bu anlamda 'ressamca' değil. (Bir ressama doğrudan atıf yaptığı tek örnek Jackson Pollock'un bir tablosunun fotoğrafı, o da muhtemelen kendi işlerinin boyutları ile ilgili bir anahtar.) Uçan bir kamera gibi insan ve bina kalabalıklarını tarayıp geçen bu göz, doğa parçalarına ulaştığında, üç parçalı James Bond Adaları gibi ürpertici görüntüler de buluyor.
Ama Gursky asıl ürpertiyi, terk edilmiş uçsuz bucaksız bir atölyede veya bir süpermarkette sonsuz bir bekleyiş içinde dizilmiş gibi duran eşyalarda ya da ufka doğru uzanan bir çöp tarlasında buluyor. Serginin girişindeki cümlesine bakılırsa 'dünyanın bir envanterini çıkarmak' istiyormuş. İnsan tarafından örgütlenen şeylerin ihtişamı, yanı sıra onları örgütleyen insan enerjisinin yoğunluğu, yanı sıra bütün bunların geride bıraktığı atık yığını... Bunlar, onun dünya envanterinde, dev bir görme iştahından global kapitalizmin bir dökümüne varıyor. Hiperrealizm bir çeşit sürrealizmle buluşuyor. Bu fotoğraflar önümüzdeki birkaç ay süresince, herhangi bir dev perdede görebileceğiniz her şeyden daha iyi.