Haneke'nin babası Chabrol

Çok ilginç olmayan Rodriguez ('Predators') ya da Corbijn-Clooney ('Centilmen') hakkında yazacaktım.

Çok ilginç olmayan Rodriguez (‘Predators’) ya da Corbijn-Clooney (‘Centilmen’) hakkında yazacaktım. İki film de hayli ‘Fransız’; Rodriguez’inki, ayıptır söylemesi, Sartre’ın ‘Gizli Oturum’u (‘cehennem başkalarıdır’
artı canavarlar), Corbijn-Clooney ise Melville’in ‘Le Samurai’ı... Birileri Clooney’e suskun ama içten yaralı katil tribine uygun olmadığını söylemeli. Ciddi rollerde Clooney’nin burnuyla üst dudağı arasındaki mesafeye takılıyor, ciddiyetin onun olayı olmadığını, Cary Grantvari tatlı-sert rollere daha iyi gittiğini düşünüyorum.
Tam o sırada gerçek bir Fransız, Claude Chabrol öldü, rahatladım. Bir Chabrol filmine uygun tesadüf; onun filmlerinde ölüm daima ironik bir kolaylık, en azından konuyu ilerletici bir unsur olarak karşımıza çıkar. Fi tarihinde beraber Hitchcock’la ropörtaj yaptığı Yeni Dalga arkadaşı Truffaut giderek ne kadar gülbeşeker hümanist olduysa, Chabrol de o kadar musibet bir insansevmez oldu. Truffaut, Hitchcock’tan biçim ve öyküleme aldı, Chabrol’se derindeki ‘insan kötü bir hayvandır’ hissini. O kadar ki, hayranlarından Fassbinder, onunla hesaplaştığı bir yazıda Chabrol’ün ‘kişilerine mikroskop altındaki böcekler’ gibi baktığını söyler. Chabrol’ün ilk filmlerinden ‘Cici Kızlar’ ve ‘Kuzenler’ bu anlayışın en iyi örnekleridir. ‘İnsan insanın kurdudur’ ve ‘insan zaaflarının kurbanıdır’ teması üzerine acımasızca zeki iki film... Ama Chabrol’daki yazarca yan, onu çok geçmeden kadim bir Fransız geleneğe, Balzac hattına yöneltti. Bir ‘insanlık komedisi’ dizisi çekiyordu sanki ve bu kara komediler ikiyüzlülüğün en yaygın olduğu yerde, burjuvalar arasında geçiyordu.
Kusursuz bir burjuva kadını protipi sunan eşi Stephane Audran’ın da yardımıyla olgunluk dönemi filmleri hep yalan dolanın gölgesindeki burjuva ortamlarda cereyan eder. ‘İnsan insanın kurdudur’un devamı ‘Les Biches/ Ceylanlar’, illeti burjuva evlilik kontratında sabitlediği ‘Kanlı Aşıklar’, ‘Sadık Bir Eş’, ‘Kirli Elli Masumlar’ vb. Ama bu filmlerde, özellikle de ‘Kasap’ta ve ‘Sadık Bir Eş’te, şeytaniliğin ortasında ironik bir aşk imkânı belirir; yalan dolan ve cinayet, tam da karakterlerin ayağına dolanıp onları aşağı çektiğinde, işte tam o anda tombul ve tıknefes adamla Vogue mankeni tipli karısı arasında bir şefkat doğar. Ama çok geç.
Chabrol ne aşka inanacak kadar ‘Fransız’, ne kefarete inanacak kadar romantiktir. Küçük burjuvalar da onun ‘insan kötüdür’ünden paylarını alırlar. ‘Violette Noziere’le birlikte Stephane Audran rejiminden Isabelle Huppert rejimine geçer ve büyük burjuva törenlerinden çok gündelik, sıradan ikiyüzlülüğün altında yatan delilikle ilgilenmeye başlar. ‘Bir Kadın Meslesi’nde bunu ustalıkla tarihsel bir anla ilişkilendirir, ‘Seremoni’de ise ‘aşağıdakiler-yukarıdakiler’i bir kum saati gibi öyle tersine çevirir ki artık esas vurgu Genetvari
‘hizmetçiler’ ikilisindedir.
Polisiyeyi ve onun hainliğini sevdiği için bir sürü ortakarar polisiye, polisiye ve macera filmi pastişi-parodisi vb. de çekti.
Hepsi iyi değildir, bazıları bayağı kötüdür. Gene de hem Balzac olmak hem de ‘pulp fiction’a bulaşmak, Chabrol’ü üzmez. O üretkenliğiyle, Yeni Dalga’nın Hollywood’da gizlice imrendiği şeye, entel olmayan bir sinema yazarlığına en yaklaşan örnektir.
Chabrol’ün sinemaya bir diğer ‘hizmet’i daha oldu gerçi. O bence Michael Haneke’nin de ‘babası’dır. Chabrol’deki Balzac tadındaki hainlik, Haneke’nin filmlerinde beton kalıplara dökülür, tanrısal bir yargı haline gelir. Haneke’nin giderek Viyana’dan Chabrolistan’a, Paris’e meyleden  (Huppert’i de elegeçirir) burjuvaları metafizik kötülük melekleridir.
İkisi arasındaki bu ilişkide emin olamadığım şu: Sonuçta Aydınlanmacı bir hiciv geleneğinin daha koyu tonunu keşfetmiş olan Chabrol, Haneke’nin aynı konulara getirdiği ‘engizisyon lezzeti’ hakkında acaba ne düşündü?
Yoksa ‘Violette Noziere’in Chabrol’ü aslında bir nevi Haneke midir?