'Hay aksi!' komedileri

Son zamanlarda Amerikan komedilerinde bir eğilim, bir alt tür belirdi; 'Hay aksi!' komedileri ('Hasss...!' komedileri de diyebiliriz.) Bunlar hakkında epeydir yazmak istiyordum.

Son zamanlarda Amerikan komedilerinde bir eğilim, bir alt tür belirdi; 'Hay aksi!' komedileri ('Hasss...!' komedileri de diyebiliriz.) Bunlar hakkında epeydir yazmak istiyordum. Ama küçükler, sıradanlar ve kendi başlarına pek bir şey demek değiller. Fakat biriktiler biriktiler, kendilerince bir habbecik oldular. Ve 'Kaza Kurşunu'yla patladılar ya da 'pıt'ladılar. Geriye doğru tarih sırasıyla 'Damadı Öpebilirsin', 'Aman Tanrım', 'Kız Erkek Meselesi' ve hatta daha da eskiye giden örnekleri var bunların. Hemen hepsinin ortak özellikleri isimlerinin afişin beyaz zemini üzerine iri harflerle, 'pozitif' bir duygu verecek şekilde yazılmış olması. (Bir şey değil, sadece komedi!) Bu beyaz zemin üzerinde filmden ikonik bir poz, komik bir sahne var genellikle. Bu filmler kendi çaplarında kriz anlarından bahsediyorlar. 'Kaza Kurşunu'nda birbirlerine uygun olmadığı düşünülen kızla oğlanın karşılaştıkları istenmeyen hamilelik; 'Damadı Öpebilirsin'de mecburiyetten gay evliliği; 'Aman Tanrım'da Nuh tufanının yeniden yaşanacak olması; 'Kız Erkek Meselesi'nde bir kızla erkeğin birbirlerinin bedenine hapsolması aksiliği. Komedilerin hepsinde bir banliyö ya da kentin yakınları durumu var. Kahramanlar, işi 'komediye vursalar da' aslında tedirginler. Hamile kalmaktan değil kabul edilebilir olmayan bir erkekten hamile kalmaktan, Nuh rolünü üstlenmek zorunda kalmaktan değil Nuh tufanını gerektirecek bir durumda olmaktan, gay olmaktan/sanılmaktan değil kendilerinin de hakettiklerine inandıkları bir sosyal güvencenin esirgenmesinden, birbirlerinin bedenine hapsolmaktan değil girdikleri bedende asıl bedenlerindeki aşırılığı nasıl taşıyacaklarını bilememekten... Filmlerin meşrebine göre muhafazakârdan liberale, hoşgörülüden cüretkâra kadar değişen tonlarda, alttan alta şöyle diyen filmler bunlar: '...memnun değiliz!' Aralarında (cinsel esprileri bakımından da) en cüretkâr olan 'Kaza Kurşunu'nda bu memnuniyetsizlik nihayet bir tartışma zemini buluyor kendine, kendince: '... çevrene bir bak, sence onlar daha mı iyi?' Tabii bu da çift yanlı: hamile kalan kızın ablasının kötü evliliği filmin âşıklarına paralel olarak tartışılıyorsa, erkeğin sap karakterlerden oluşan bekâr arkadaş çevresi de yargılanıyor. Gene de, çevresine bakabilen bu filmin ilginç yanı tombul oğlandan hamile kalan Baywatch tipi kızın hamileliğini 'aslında testler karışmıştı' formülüne havale etmemesi. (Öbür filmler işi böyle hallediyorlar; gay'li filmde zülf-i yare dokunmayacak şekilde mahkemede, tufanlı filmde faturayı kötü yerel yönetimlere çıkararak vb.) 'Kaza Kurşunu'nda ilk kez bu tip bir komedide kahramanlar başlarına gelen aksiliği (biraz mekanik de olsa) bir bağlam içinde ve daha da önemlisi 'kendi problemleri' olarak görme ve ona göre davranma eğilimindeler. Dolayısıyla fıstık gibi kızla tombul oğlanın başına gelen kazanın komedisi, sonunda 'farklı' bir noktaya varıyor; güzel ile canavarın pekâlâ da çiftleşebilirliği, hatta çift olabilirliği noktasına. Her şeyin genellikle siyah ya da beyaz olduğu, coğrafyası banliyö olan bir 'komedik' dünyada kendince bir yenilik bu. Farklılığın fark edilmesi, ola ki bu filmleri tüketenlerin zihninde de bir 'neden olmasın'a yol açar. Dünyayı önceden kabul edilmiş bir neden-sonuç ilişkisi içinde görmeye ve dünyaya ona göre davranmaya alışkın ortalama Amerikalı için nerede bir ümit ışığı yansa dünyanın geri kalanı için kâr sayılabilir. 'Devrim'in 'Amerikan Pastası' âleminden başlamasında da sakınca yok, hatta daha bile iyi.