Haziran'la 'Zenne'de...

"'Zenne'nin cesaret ettiği onca şeyin yanı sıra benimsememizi istediği gay erkek imgesinden dertliyim"

‘Zenne’ hakkında ne yazacağımı kara kara düşünüyordum ki başka bir yazı dolayısıyla ‘ağzına sağlık’ deme fırsatı oldu. Haziran Düzkan, Jiyan’da ‘Zenne’ üzerine yazmış. Biraz sert bulunabilir, ama çokça da haklı. Haziran konuya filmin kadınları açısından bakmış ve dolaylı olarak da ‘Zenne’deki erkekleri koruyup kollayan bu kadınların kucağında çocuk kalan gay (ya da değil) erkek çocuklara ya da çocuk erkeklere dikkat çekmiş. (Bundan sonraki alıntılar ondan!)

Ben de ‘Zenne’yi ilk seyredişimden beri, cesaret ettiği onca şeyin yanı sıra tam da bundan, benimsememizi istediği bu gay erkek imgesinden dertliyim. Filmin gay erkeklerinin ‘plastik şapka takmaları, bir plajda kış güneşinin tadını çıkarmaları’, hatta ‘aptallık seviyesinde iyi kalpli olmaları’ sorun değil; öte yandan ‘sadece mahallemizin dans hocası değil muhtarı da olmak istediklerinden’ de emin değilim Haziran’ın dediği gibi. Ama ‘Zenne’ filminde bir kimliği temsil eden iki karakterin sadece ‘zenne’ ortak noktasında buluşabilmeleri, bu kimliği bütün halleriyle anlatmaya kalkışan bir filmin adı, afişi, hafif bıktırıcı dans sahneleriyle zenneliğe kilitlenmesi insanı gerçekten çaresiz bırakıyor.
Bu film, evet doğru, benzerleri içinde en ‘pop ve en yol yordam bileni’ de aynı zamanda… Popluğu, ele aldığı dünyanın ağır ve karanlık yarısına alternatif olarak sunduğu, renkli mektup kâğıtları, delibozuk anneler-teyzeler, rengârenk entariler, beklenmediği halde bu aileye dahil olabilen maço ‘enişte’ler ve tabii dur durak bilmez danstan oluşan ‘öbür’ dünyadan ileri geliyor. Bu pop değil, hatta lolipop dünya yanlış anlaşılmış bir Almodovar dünyası sanki. Almodovar’da yapısal bir denge vardır oysa; orada şeker şerbet ve rengârenk olan, bütün bir abuk subukluk âlemi olan, aslında ondan çok daha abuk subuk olan ‘normallik’ dünyasının ipini çekmaye yarar. ‘Zenne’deyse yıkadığı halıdan üzerine kanlar damlayan korkunç anneyle kuş kafesinde çırpınan zenne arasında bir fark yok. Ortak bir abartı cinneti…

‘Yol yordam bilmesi’ne gelince; bu da filmin her şeyi aynı tencereye atıp dış dünyaya (Batı’ya diye okuyunuz) sunma konusundaki işbilirliğinden ileri geliyor korkarım. Gittiği her memlekette bir çocuğu ‘kurtaramayan’ Alman fotoğrafçı karakterin gözünden bakacak olursak (ki film öyle bakıyor) bu çalgı çağnak dünya fal odalarından, ışıltılı dans kostümlerinden ama aynı zamanda da birilerini takip eden karanlık adamlardan imal edilmiş bildiğimiz cazip ve tehlikeli ‘Oriyent’. (Biraz da ‘National Geographic’ ya da ‘Atlas’ dergisi edası.) İçinde zennelik kavşağında buluşan iki eşcinsel karakter varsa da, film ‘zenne’ kelimesindeki nüansların ‘incesi’ne bakmaktan çok, kelimenin çağrıştırdığı renklilikten nemalanmak istiyor.

‘Zenne’, bu memlekette çözülemeyen çetrefil bir sorun için bir nevi popüler AİHM’ye başvurmak gibi bir şey. Elbette bu da bir yol ve ‘Zenne’yi yapanlar filmle ilgili kararlı kampanyaları, filmin maruz kaldığı saldırılar karşısındaki sağlam duruşları vb. ile buna da hakkını veriyorlar doğrusu. Ama bu ‘Zenne’yi iyi bir film de yapmıyor. ‘Zenne’den aklımda kalan iki şey olacak. Bir, canlandırdığı ‘olabilemez’ karaktere müthiş sahicilik ve duygu katan Tilbe Saran. İki, ‘Çoğunluk’ta oynadığı karakterin bir versiyonunu oynayan Esme Madra. Onun otobüsten inip saçlarını savururak ‘kendisi oluverdiği’ o son sahne Haziran’ın filmin kadınlarıyla ilgili bütün itirazlarına rağmen bu filmin en inandırıcı anı. Bu filmde birisi için çıkış varsa bir tek onun için var.