Hepimizi gözetleyen şey

Paranormal Activity 2'deki nesneler, Tanpınar'ın gıcırdayan dolabıyla akraba...

Hepimizi gözetleyen şey. ‘Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner,’ der Tanpınar ünlü dizelerinden birinde. Beni en tırstıran dizelerinden birinde de ‘bir dolap uzaklarda azapta bir ruh gibi durmadan gıcırdıyor’ der. Sağlam bir korku ve endişe marjı vardır Tanpınar’da da, bütün büyük yazarlar gibi. Onun ‘büyülenmiş bir ceylan gibi’ diye tarif ettiği zamanın ruhaniliğine takılıp eşyayla ilgili söylediklerini yeterince fark etmiyor olabiliriz.
Öyle olunca da bu konuları ele almak popüler kültüre, ‘Paranormal Activity 2’ gibi filmlere kalıyor. Aniden kapanan, açılan dolap kapakları, kapılar, asılı olduğu yerden düşen tavalar, kendiliğinden sudan fırlayan havuz temizleme aygıtları Tanpınar’ın asude yazında gıcırdayan dolapla akraba eşyalar. Aradaki ilk önemli fark, Tanpınar’ınki gibi yarı uyku yarı hatıra bir âlemin ‘mecraı’ndan değil artık hatırlama işini sistemleştiren video kamera kayıtları aracılığıyla ulaşmaları bize. Daha da önemlisi, bir Amerikan banliyö evindeki suçluluk histerisinin aksesuvarları olmaları. Rahat ya da hamarat eşyalarıyla tarif edilmiş bir ‘sığınak’ bu ev. Orada yaşayanlar, buraya girdiklerinde zamanın ve hayatın bütün kırışıklarından kurtulacaklarına, eski suçların iyileşeceğine inanıyorlar. ‘Ev’in bütün çağlardaki yanıltıcı konforu belki de; çünkü ev ve korku edebiyatı çok eskiden beri var ve ‘ömrümüzün rüyası’ kadar kabusun da evlere sindiği malum. Popüler kültür bu hissin şu anda burada ne demek olduğuyla ilgileniyor. ‘Paranormal Activity’ler evdeki açıklanamaz mevcudiyetle, popüler korku filmlerimiz de ‘yeni Türk evi’yle ilgileniyorlar.
Bu filmlerde (son örneği ‘Üç Harfliler: Marid’) ‘Paranormal Activity 2’deki haç/şeytan çıkarma/inançsız adam’a paralel muska/cin çıkaran hoca/ ‘pozitivist’ arkadaş temaları var. Her iki filmde de birbirinin aynı olansa, vakti zamanında işlenmiş suç teması. Amerikalıların banliyösü yerine, Türk korku filmleri modern site/apartmanlarda geçiyor. Hatta o siteler hakkındalar; filmdekiler bu koyu cilalı hazır mobilya, seramik karolu mutfak, zengin görünüşlü yatak takımı, çelik çaydanlık hercümercini sığınak sanıyorlar. Halbuki kabuslar bu eşyalara, onların temsil ettiği konfor ve statü fikrine sinsice sinebiliyorlar.
Tıpkı ‘Paranormal..’ler gibi, bir korku başyapıtı olduğu söylenemeyecek, ama çok semptomatik olan bu filmin en parlak buluşu, film kişilerini telef etmek üzere tanımsız, ormanlık bir yere sürüklemesi; ev-olmayan-yer... Sığınak hissiyatında aykırı olanın, eve ait ol(a)mayanın, ürkütücü olanın kol gezdiği yer. Halbuki bu filmler bize her şeyin evde başladığını, tekinsizliğin kaynağının orası olduğunu anlatıyorlar... ‘Çoğunluk’un asıl kahramanı, pekala da suçluluklarla örülü o daraşmalık ev ve özellikle de Mertkan’ın odasıdır. Eğer sinemamızın ‘ciddi’ konuları tür filmi üzerinden anlatma geleneği olsaydı ordan mükemmel bir korku filmi çıkardı. Hal böyle olsa belki bir ‘Shining’imiz de olurdu falan... Ciddiyeti bozmayalım, Tanpınar’ın bir zaman aralığından bakan büyülenmiş ceylanını yeniden analım ve 1-2 Kasım tarihlerinde Tanpınar Günlerine katılalım.