Hiç tutmayan aşılar...

Hür Adam, üstün yapım tipi bir biyografi olmaya çalışırken menkıbe duvarına çarpıyor.

Bediüzzaman Said Nursi hakkında yazanlardan Yasin Aktay onu Cumhuriyet sonrasında ‘halifesizleşmeyle birlikte yaşanan travma’nın çıkmaza sürüklediği, ‘siyasal beden’den yoksun bıraktığı Müslüman kanaat liderlerinden biri olarak yorumlarken, ‘akranlarının denediği seçeneklere şu veya bu nedenle rağbet etmeyerek, önünde açılan yollarda, biraz da maruz kaldığı seçenekleri yaşamaya yönelmiş’ olduğuna dikkat çekiyor. (Modern Türkiyede Siyasal Düşünce Tarihi-ıslamcılık/ ıletişim Yay.)
‘Hür Adam’ filminin ilginç yanlarından biri, tam da bu ‘önünde açılan yollar’ fikrinin ima ettiği gezgin, peripatetik bir kahraman önerisi… Bediüzzaman’ın bir de bilime ve buluşlara hoşgörülü din adamı kisvesi var. O da filmden önce çıkan yazıda sinema sanatı hakkındaki fikirlerini öğrenmemize vesile oluyor. Buna göre bir film özetle ‘parlak ve revnaklı olmalı, fakat muhtevayı da kaçırmamalı’ imiş. Bunlar bir arada düşünülünce ‘Hür Adam’ın Bediüzzamanı’na modern sinemada denk düşen, bir David Lean ya da Richard Attenborough atmosferi ve kahramanı. Biraz öyle bir havası yok değil filmin; özellikle birinci yarısındaki tabiat manzaralarının yataylığı, başarılı sanat yönetimi Lean’se, kahramanın ikonografik özelliklerinin titizlikle yansıtılması da Attenborough’nun ‘Gandhi’si, bir nebze de olsa. (Gandhi ile ilgili bir atıf ve reddiye de var zaten.) Fakat şemsiyeyi, poşuyu ve (hatta gözlüğü) geçtiğinizde, asıl bu filmin yukarıda anılan filmlere benzemeyen yanından bahsetmek önemli.
Bu filmin de nemalandığı, Batı sineması üstün yapımlarına özenen zihniyet, tıpkı bazı Atatürk filmlerinde de olduğu gibi, sadece protagoniste (kahraman) yaslandığı ve bunun karşısına inandırıcı bir antagonist (hasım, diyelim) koyamadığı için, film de sonuçta bir biyografi değil hagiyografi (güzelleme, diyelim) oluyor. Bediüzzaman’ın bilgelikler halinde konuşması bir yana; bir yandan düşmanı olan ‘zındık heyeti’nin inandırıcılıktan uzak, komik şematikliği, öte yandan yandaşlarının oluşturduğu küçük grubun kişilerinin bir türlü bireyler olarak billurlaşamayışı filmin kendince ‘revnaklı’lığına karşın ‘muhteva’sını sağlam dramatik desteklerden yoksun bırakıyor. Tıpkı Amerikan aksiyon filmlerine özenip de milliyetçilik duvarına çarpan ahir zaman polisiyelerimiz gibi. 

Gişe geliri gayet iyi
‘Hür Adam’ da üstün yapım tipi bir biyografi olmaya soyunurken menkibe duvarına çarpıyor. Görülen o ki, çağdaş dünyada bir Bediüzzaman filmine masraf yapanlar, ideolojisine rağbet etmeseler de ortaya çıkan ürün anlamında ‘Batılı’ bir yapım elde etmek istiyorlar. Halbuki ille böyle olması da gerekmez, bunu bilmiyorlar ya da itibar etmiyorlar. Doğulu kahramanları menkıbe tarzında ya da söylence havasına büründürerek anlatmak için teklifler sunan Rus Tarkovski, Gürcü Paradjanov gibi yönetmenler de var. Ya da çağdaş ıran sinemasında Doğulu hikayeleri Batılı anlamında avangard anlatmayı deneyenler (Kiorastami’nin ‘şirin’i.) ‘Hür Adam’ bunları umursamıyor ve Batılı revnakla bize özgü muhtevayı mekanik biçimde bir araya getirmenin iflasının bir örneği oluyor. Tutmayan aşı. ‘Hür Adam’ böylece haftanın gişe geliri en yüksek iki filminden biri olarak, gişe geliri birincisi ‘Eyvah Eyvah 2’ ile benzer bir kaderi de paylaşıyor.
ılk filmde tatlı bir pastorallik tutturan ‘Eyvah Eyvah’çılar ikincisinde, acelecilikten ya da gene çok komik Demet Akbağ’a fazlaca bel bağlamaktan olacak, yavanlığa düşüyorlar. (Bir ‘hemşire kaçırma’ bölümü var ki, gerçekten müsamere.) Seyirci ilgilendiği bir konu ya da sevdiği bir yıldız yüzünden belli filmlere ne kadar daha gider? Ve bu filmleri asıllarını da gördüğü Batılı örneklerle ne zaman ciddi biçimde karşılaştırmaya başlar? Mutlaka bunu yapacaktır hatta yapmaya başlamıştır. Bu bakımdan, daha çok ‘Inception’, daha çok ‘Çapkın’ görmekte fayda var.