İktidarın tabiatı

Türkiye sinemasından da bir 'Leviathan', az çok serbest çevirisiyle bir 'Muazzama' bekleyebilir miyiz? Belli bir formülü izleyen 'kişisel' hikayeleri daha epik bir düzeye taşıyacak bir sinemacımız var mı? Bunu ciddi olarak düşünüyorum. Bir Zvayigintsev kası?
İktidarın tabiatı

Bu haftanın iki ilginç filmi var. Rus filmi ‘Leviathan’, ‘Kış Uykusu’ ile aynı yarışmada yer almıştı ve denebilir ki üç aşağı beş yukarı aynı temaları işliyordu. Uzak bir kasaba, genç bir kadınla evli kendi büyüklenmeleri içinde yaşlı erkek, devreye giren başka bir erkek vb. Ama ‘Leviathan’ın ‘Kış Uykusu’nun ilgilenmediği en azından aynı biçimde ilgilenmediği dertleri var; bütün bu egomaniyi, alkolü, çaresizliğin verdiği öfkeyi saran bir toplumsal gerilim….

‘Kış Uykusu’, Çehov’dan, 19. yüzyıl Rus edebiyatından hatırladığı bir ‘fırtına öncesi sessizliği’ni romantik biçimde yad ededursun, Andrey Zvayigintsev, bu çağdaş Rus, günümüz Rusya’sının Çehov’dan çok, kan revan bir Rammstein şarkısı gibi olduğunu hissettiriyor seyirciye. Sözünü ettiği uçsuz bucaksız dış mekanlarda, koyu bir ümitsizliğin kol gezdiği iç mekanlarda mecbur bırakılmışlıktan, yolsuzluktan, sert bir boyun eğdirilimişlikten başka pek fazla bir şey yok. Çehovien biçimde ‘romantize’ edilecek hiçbir şey yok neredeyse; sanki günümüz Türkiyesi… Sadece Rusya’da değil, günümüz dünyasında bir çok ülkenin de aynı hikayelere sahne olduğu düşünülürse, Zvayigintsev’in esip savurması başka sinemalarda da ifadesini bulan bir toplumsal umutsuzluğun mükemmel, epik resmi. Türkiye sinemasından da bir 'Leviathan’, az çok serbest çevirisiyle bir ‘Muazzama’ bekleyebilir miyiz? Belli bir formülü izleyen ‘kişisel’ hikayeleri daha epik bir düzeye taşıyacak bir sinemacımız var mı? Bunu ciddi olarak düşünüyorum. Bir Zvayigintsev kası?

Andrey Zviaguintsev'in Leviathan filmi.

 

Epikten anladığımız ‘Fatih’in Fedaisi’, lirikten anladığımız küçük, dar oda dramalarında acı çeken okumuş yazmış karakterler olduğu sürece ümitsizim. Ama tabii her an biri aradan fırlayıp çıkabilir. Epik bir ‘prodüksiyon’ işi değil, bir enerji işi; giderek daha çok ‘doğru projeler’, yani sağlamcı filmler ortamı haline gelen sinemamızda Erksan öfkesinden, Refiğ uzun solukluğundan, eski Şerif Gören’in dinamizminden eser yok. Hala Demizkubuz’a ümit bağlamaktan başka çare de yok galiba; onda da hafif bir kendini tekrar kokusu burna gelmekle birlikte. Umarım yanılıyorumdur.

Haftanın diğer ilginç filmi ‘Whiplash’ ise enerji ve dinamizmin ayyuka çıktığı bir eser. Filmin kazandığı büyük popülaritenin temelde Duke Ellington parçası ‘Caravan’ yorumunda (filmi iyice dalgalandıran, ilgiyi ayakta tutmaya yarayan biraz da ‘Caravan’ gerçi) kusursuzlaşmakla ilgili olduğunu sanmıyorum. Cazı ve caz uzmanlığını kimsenin çok fazla umursadığını da… New Yorker dergisi sinema yazarı Richard Brody’nin dediğine bakılırsa ‘Whiplash’ caz referanslarını yanlış anlamış, zil fırlatma anekdotu öyle değilmiş vb. vb. İnatçı (ve biraz da saçma) uzmanlıklar konusunda caz başlarda gelir.

Öte yandan, davul çalmayı umursayan pek çok kişiyi tanıyorum elbette. Üniversitede başka bölümde okurken bir yandan da davula merak saran, bugün işletmeci, yüksek bürokrat, serbest meslek sahibi pek çok tanıdık çocuğu biliyorum. Davul, blok flüt değil kuşkusuz. Orada açığa çıkan enerji, bunun anlatımındaki dramatik imkanlar benzersiz. Ama ‘Whiplash’ altta alta başka bir şeyle ilgileniyor ki asıl o ilginç; X mi, Y mi, Z mi her neyse en son genç kuşak ile, birşeyi bildiğinden çok emin yaşlı kuşaklar arasındaki iktidar oyunu.

Film boyunca Kubrick’in ‘Full Metal Jacket’indeki teğmeni hatırlatan davul hocası ile star davulcu namzedi delikanlı arasındaki sadizme varan küfür, aşağılama dolu ilişki bir 60'lar, 70'ler filminde doğrudan başkaldırının alanı olurdu. ‘Whiplash’de ise sadist hocanın acımasızlığından ve kurnazlığından ‘öğrenilecek şeyler’ var gibi delikanlı açısından. Genç star davulcu namzedi, sanki daha çok ‘iktidarın doğası’nı öğrenmeye, dinamiklerini anlamaya çalışıyor ezik taraf olduğu bu ilişkide. Nereye kadar dayanmalı, nerde salıvermeli, sonuca doğru en taşlı dikenli yollar bile mübah mı? Yeni bir ‘Makyevalyan hava’ var demeyeceğim ‘Whiplash’ için, aşırı olur; ama ‘Whiplash’ın asıl ilginç yanı en genç kuşakların iktidarın doğasıyla nasıl başa çıktıklarını, ne kadarını reddedip ne kadarını kabullendiklerini, ne kadarını içselleştirdiklerini, ne kadarını da nasıl bir öfkeyle ‘dışsallaştırdıkları’nı kurcalaması…