İleriki nesiller, gerideki nesiller

Night Shyamalan'ın son filmi 'Ziyaret', kocamışlarla küçüklerin karşılıklı, 'ölümüne' mevzi aldıkları bir dünyadan bahsediyor ve alaycı bir 'Narayama Türküsü' ya da bilgisayar oyununa uyarlanmış bir 'Yürek Burgusu' kıvamında seyrediyor.
İleriki nesiller, gerideki nesiller

Night Shyamalan’ı hala izleyen var mı acaba? En başta kendisi kendini ciddiye almamaya başlamış olabilir.

Bir zamanlar korku ve gerilim sinemasını masallarla, daha varoluşa dair temalarla birleştirerek biraz üzünçlü ergen/ new age/ hümanist ders kıvamında (aslında pekala da yeni) hikayeler anlatan bu Hint asıllı Amerikalı yönetmen uzun süre direndi. ‘Lady in the Water/ Sudaki Kız’la en nihayet sinema eleştirmenlerine de ağzına geleni söyleyerek huzurdan çekildi. Huzurdan çekildi diyorum ama, ‘Son Havabükücü’yü saymazsak Türkçede ‘Mistik Olay’ gibi kendine özgü bir isim uygun görülen ‘The Happening’in anlattığı distopik hikayede bile, eski Shyamalan’ı hatırlatan izler vardı hala. Shamayalan’ı tam anlamak/ anlatmak mümkün olmayınca ‘mistik’ deyip geçmek bir yoldu elbette. Filmlerinde ‘mistik’ birşeyler oluyordu gerçekten de, ama korku sinemasının eşiğindeki bu mistisizmde hep hikayenin aktörleri olan insan canlıları ile ilgili bir yan vardı. Aile bunlardan birincisiydi ve çekirdek, alternatif ya da tek ebeveynli aileler Shyamalan’da bir resmi geçit yapıp dururlardı. Shayamalan’daki esas gerilim biraraya gelme ihtiyacının yarattığı problemlerdi her zaman.

Yıldızlar vb. içermeyen son filmi ‘Ziyaret’de onun masallara, çocuklara, aileye dönermiş gibi yaptığını, ama aynı zamanda da bunları tüyler ürperten bir neşe ya da neşeil bir tüy-tüs ürpertisiyle geride bıraktığını gözlemlemek mümkün. Eski ‘meğerse…’ hikayelerinin bir versiyonu olmakla birlikte, bir yandan da boşanmış bir annenin fevkalade kendine yeten çocuklarının Hansel ile Gretel’si yolculuklarını konu edinen ‘Ziyaret’ yönetmen için yeni bir başlangıç sayılabilir. ‘Ziyaret’de korkunç derecede fantastik ergenlerle (amatör sinemacı bilmiş veletler vb.) korkunç derecede klasik yaşlılar (durmadan kurabiye pişiren neneler vb.) karşı karşıya geliyorlar. Skype marifetiyle arasıra filme katılan karikatür bir anne ve daha da karikatür bir cici-baba, Hansel ile Gretel’in kötü cadı ve kocasının çiftlik evine varışları hikayesinin hiçbir anına gerçekten müdahale etmiyor. Çok gençlerle çok yaşlıların karşılaşması ve hesaplaşması mutlak, kesin ve Shyamalan’da eskiden pek görülmeyen aldırışsız, vahşi bir neşe eşliğinde anlatılıyor. Bir kuşak çatışması bu elbette. Ama kuşaklar birbirinden o kadar uzaklar ki, torunlarla neneyle dedenin birbirlerinin dünyasında yaşamadıklarını, yaşamayacaklarını, dünyanın giderek böyle bir olduğunu en baştan kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. Yaşlılar sadece korkunç olmak, küçükler ise hem korkunç olmak hem de şiddetle tebarüz ederek kendi (tahmin edebiliriz ki, korkunç) yaşlılıklarına doğru yol almak için varlar sanki bu dünyada.

‘Psikoloji' ya da ebeveyn-çocuk duygusallığı Shyamalan’da birşeyleri tamir ederdi eski filmlerde, yalan yanlış da, bölük pörçük de olsa. ‘Ziyaret’, kocamışlarla küçüklerin karşılıklı, ‘ölümüne' mevzi aldıkları bir dünyadan bahsediyor ve alaycı bir ‘Narayama Türküsü’ ya da bilgisayar oyununa uyarlanmış bir ‘Yürek Burgusu’ kıvamında seyrediyor. Shyamalan’ın ihtiyarları kötü kokuyorlar, sanki sadece ihtiyar oldukları için değil, kötü kokan bir dünyayı hazırladıkları ve onu ardlarından gelenlere miras bıraktıkları için. Shyamalan’ın çocukları da pek iyi kokmuyorlar elbette; kendilerine miras bırakılan bu dünyanın kirli besinleri ve kabusları ile beslendiklerinden ötürü olduğunu düşünebiliriz bunun da. Önemli olan koşulları ya da sürüp gitme şekli ne olursa olsun, ‘Ziyaret’in bu artık iyice deklare edilmiş savaş hakkında, sinemadaki açık sözlü filmlerden biri olması. Yaşlanmıştır belki de, belki de eski filmlerindeki tatlı fakat nihayetinde sade suya insancıllıklara pek inancı kalmamıştır. Her ne halse, ‘Ziyaret’, Philip Larkin’in ünlü dizelerini Gotik bir edayla, kuşak aralığını iyice açarak  yeniden keşfetmişe benziyor: ‘Anneciğinle Babacığın/ Seni Berbat Ederler.’

Sonundaki ‘düğüm’ü falan bir yana, ‘Ziyaret’ yaşadığımız irili ufaklı savaşlar zamanında bu en eski savaşın da gündeme gelmesinde hayır görüyor. Hem vahşi hem de neşeli bu konuda üstelik.

Aklıma gelmişken, yazıları takip edenere, bundan sonra fozguven.blogspot.com.tr’de de, arasıra/ belki/ mümkünse bazı sevgili arkadaşlarımla birlikte bir şeyler karalayacağımı söylemek isterim. Ne de olsa yazarlarla okurlar arasındaki savaş da bitmez.