İstanbul'un en eski yabancı filmi

Hollanda Film Müzesi'nin bulduğu İstanbul'da çekilen ilk yabancı film 'Doğunun Çiçeği' Antalya'da gösterildi. Film, Baba Zula'nın müziğiyle ete kemiğe büründü
İstanbul'un en eski yabancı filmi

1917 tarihli oryantalist filme Baba Zula nın dansözü de eşlik etti.

Organizasyonun azizlikleri yüzünden Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bir yerden bir yere gitmek, bir kataloğa sahip olmak, kitapları elde etmek zor. Onun yerine Yeşilçam’a saygı çerçevesinde durmadan eski Yeşilçam yıldızı görmek mümkün. Selma Güneri’den Bulut Aras’a, Coşkun’dan Yılmaz Köksal’a, Yusuf Sezgin’den Ahmet Günhan’a herkesi görebiliyorsunuz.
Ulaşımla ilgili bir sorun yüzünden 90’larda Diyarbakır’da Özgür Gündem gazetesini çıkarmaya çalışanların başına gelenleri anlatan ‘Press’e ulaşamayınca, Hollanda Film Müzesi’nin bulup onardığı 1917 tarihli Avusturya filmi ‘Doğunun Çiçeği’ne gittim. Memlekette eski sinemaya saygı duruşu Yeşilçam yıldızlarını anmakla sınırlı olduğu için, Türkler bir sürü şey gibi arşivciliği icra etmek için de memleket dışına çıkıyorlar. Bunlardan Elif Rongen- Kaynakçı, on küsur yıldır Hollanda Film Müzesi sessiz film küratörüdür. Onun marifetiyle bulunup onarılan ‘Doğunun Çiçeği’ İstanbul’da çekildiği bilinen en eski tarihli yabancı film. Yönetmeni Ernst Marischka, İstanbul’da çektiği harici sahnelerden iki film çıkarmış. Bunlardan manidar isimli ‘Pera’nın Prensi’ şimdilik kayıp.
‘Doğunun Çiçeği’ ise filmin kötü adamının dönemin Osmanlı romanlarındaki gibi sefih bir ‘gavur’ olduğu bir aşk ve macera hikâyesi. Galata Köprüsü’nün, Ayasofya’nın, Gülhane’nin 90 küsur sene önceki halini görmek tüyleri diken diken ediyor. Fakat asıl fevkalade olan filmin yarattığı hayalet etkisi değil, o anda olandı; Baba Zula’nın gösterim sırasında filme yaptığı eşlik müziği...
Türkiye’de bazen sıkıcı koşulların aşıldığı, bir mucizenin gerçekleştiği, çok daha fazlasının da olabileceği hissiyle dolduğunuz anlar olur ya. Baba Zula’nın Türk ve yabancı müzikleri, sessiz film müziği pastişleriyle varolan film müziklerini, insan sesiyle çalgıyı, gazelle arabeski, sessiz film piyanosuyla çığlık ve fısıltıları birbirine karıştırarak yaptığı olağanüstü müzik ‘Doğunun Çiçeği’ gösterisini tepelere çıkardı.
Baba Zula’nın müziğiyle birlikte bu oryantalist fantezi, sessiz filmlerin barındırdıkları dramatik potansiyeli patlattı adeta. Filmde çuvala sokulup Boğaz’a atılma korkusuyla titreyen Doğunun Çiçeği, Baba Zula ekibindeki dansçı ile birlikte ete kemiğe büründü. Film bitince de film bitmedi, Baba Zula’nın dansçısı munis, oryantal dans hareketleriyle başlattığı dansını rap’den heavy metal’e uzanan bir vecd haline getirdi. Doğunun nazlı çiçeğinden bir 19. yüzyıl sonu vampı çıktı ki hem sessiz sinemaya hem de bu senenin hem de gelecek senelerin kızlarına selam oldu adeta. ‘Doğunun Çiçeği’ projesinin çeşitli ülkeleri dolaşması öngörülüyor. İstanbul’a uğrarsa kaçırmamalı.