Kas mı romans mı?

'Magic Mike'a bakılırsa kadınlar, özellikle belli bir yaşın üzerinde ve hayalkırıklığı kotasının ötesindeki kadınlar, kısaca kas ve ilgi istiyorlar.

Bu hafta gösterime giren iki film tam da bu ‘ikilemi’ konu ediniyorlar; ‘kas mı, romans mı?’ Bir önceki aynı adlı filmin devamı olan ‘Magic Mike XXL/ Striptiz kulübü 2’de gogo boy rolünü başarıyla canlandıran Tatum Channing, romantik olarak ilgilendiği kıza bir ara şöyle birşey söyleyecek: ‘A evet, orada karşılaşmış olabiliriz, ama tanımamış olman normal, kadın kılığındaydım o sırada’.

Fransa taşrasına aşık, ama durmadan akan damlardan şikayet etmeyi ihmal etmeyen İngilizleri konu edinen ‘Gemma Bovery’ filminde ise, Gemma Bovery adında genç bir İngiliz kadınını canlandıran Gemma Atherton kendisine gizlice yanık Fransız fırıncıya inatla şöyle diyecek: ‘Yanılıyorsunuz mösyö, benim Emma Bovary’yle hiçbir benzerliğim yok.’ İki film de birbirini bulmaca parçaları gibi tamamladığı düşünülen iki fikirle ‘oynuyorlar’; Kadınlar ne isterler, erkekler isteneni verirler mi? Erkekler ne isterler, kadınlar isteneni verirler mi?’ ‘Magic Mike’a bakılırsa kadınlar, özellikle belli bir yaşın üzerinde ve hayalkırıklığı kotasının ötesindeki kadınlar, kısaca kas ve ilgi istiyorlar.

‘Magic Mike XXL/ Striptiz kulübü 2

Yıllardır cici kız rollerinde oynayan Andie MacDowell’in canlandırdığı orta yaşlı varlıklı hanımın açık yüreklilikle dediği gibi, ‘tek bir erkeğe aşık olmuş olmak ve ömrünün geri kalanını tek penisle geçirmek’ bayağı üzücü. Hele sözkonusu romans boşanmayla sonuçlanmışsa. Öte yandan geceyarısı MacDowell’in partisine dalıp da o ve arkadaşlarıyla burun buruna gelen kaslılar da, sözü edilen hayalkırıklığına ilaç olmaya talip oluyorlar ise de onların da talebi var: kaslarının ima ettiği erkek rolüne her an uymayabilirler!

Herşeyden önce bir ‘sürü’ halinde yaşamak isteyebilirler, eski sevgililerle, travesti sunucularla takılmak, gerekirse meslek icabı kadın kılığına girmek, arzu nesnesi olarak para kazanmaktan utanmamak ama bir ara romansa da talip olmak isteyebilirler. Nereye gitseler salonlar dolusu kadının çığlıkları ile karşılanan gogo boylar, aslında erkeklerin özgürlüğüyle ilgili bir dileği ‘cisimleştiriyorlar’. ‘Aygırınız’ olabiliriz yeter ki bizi ‘kategorize etmeyin’. Çocuksu aygırlarla mest olmuş kadınlar arasındaki ilişki her iki tarafa da ‘elle eldiven’ gibi uyuyor. Mutlu, gürültülü, zahmetsizce simetrik bir lego dünyası. Romans fikriyle sarıp sarmalanmış ve kendince ‘Emma Bovary’ romanının anafikriyle oynayan ‘Gemma Bovary/ Aşkın Dili’ ise, günümüz Avrupa Birliği Avrupası'nda geçiyor; Anglosaksonlar Fransa’ya hayran ama akan damlardan şikayetçi, Fransızlar ise gastronomiden anlamayan İngilizlere bıyık altından gülmede ama gerektiğinde tabii ki Londra’dan alışveriş etmedeler. Bu şartlar altında, bu AB Fransa’sında Emma Bovary’nin dışarlıklı bir arzu nesnesi olmasından daha uygun ne olabilir?

Fırıncılar da aristokratlar da turistik bir Fransız rüyasını ayakta tutma konusunda işbirliği içinde değiller mi? Filmin İngiliz Emma Bovary’si, böylece yeri gelip lazım olduğunda, bir Jane Austen ya da bir Charlotte Bronte kahramanı olmayı bile hak edemiyor; olsa olsa bir Fransız opereti kahramanı olmakla yetinmek zorunda kalıyor. Ne İngiliz koca Charlie, ne aristokrat oynaş, ne eski İngiliz sevgili, ne komik fırıncı hiçbiri Gemma’nın derdine deva olamıyorlar. Çünkü ‘Emma olduğu sanılan Gemma’ aslında Fransa’ya fazlasıyla hayran gafil bir kızcağızdan başka bir şey değil. Sonuçta neden öldüğünü hadi söylemeyelim, ama Flaubert’in uygun gördüğü maddeden değil, daha çok bir gıda maddesinden. Yönetmen Anne Fontaine, filminin feminist bir ‘yeniden okuma’ olduğunu sanmamızı istiyor herhalde. Ama öyle değil…

‘Aşkın Dili’, ’Striptiz Kulübü 2’nin basit, açık yürekli kadın yandaşlığından bile iz barındırmayan, fettan, oportünist bir hikaye. Doğrusunu isterseniz, kendine özgü şık AB bulamacı esprisi içinde bana bambaşka birşeyi de hatırlattı: kötü polis Angela Merkel tarafından hırpalanan biçare Çipras’a arka çıkıyormuş gibi yapan iyi polis François Hollande. Aslına bakarsanız eserin orijinali, Flaubert’in ‘Emma Bovary’si de bu duruma daha yakındır. Kötü niyet dişlileri arasında parçalanan gafil bir kahraman.