Kezban bir Hedonella

'Edie' fiminde Edie Sedgwick'in Andy Warhol'un dünyasına ilk girişi 'doğal bir kız' olarak olur.

'Edie' fiminde Edie Sedgwick'in Andy Warhol'un dünyasına ilk girişi 'doğal bir kız' olarak olur. Henüz klasik Edie ikonografyasına bürünmemiştir ve Andy'nin tuhaf filmlerinden birinde atın şurasıyla burasıyla oynayan bir grup oğlanın ürküttüğü hayvanı sakinleştirmek bu ürkek ve yaralı, dolayısıyla ürkek mahluklardan anlayan 'küçük zengin kız'a düşer. Edie, sanatçı olmak istemektedir ama sanatçılar hakkında 'ne kadar da harika insanlar'dan öte fikri yoktur. 'Yüzeyin Kâşifi' Andy ise, Edie'nin dışarı karşı sergilediği resme hayran olur, bu küçük zengin kıza düz anlamıyla 'Küçük Zengin Kız' gibi davranır. Bir süreliğine de olsa, süperstarlarından biri yapar. Çünkü kendisinden önceki en önemli yüzey kâşifi Oscar Wilde'ın dediği gibi 'insanları dış görünüşleriyle yargılamayacak kadar sığ olmayalım'dır. Bu şu demektir, en azından bu olayda; Edie ve benzeri küçük kızlar yaralı yüreklerini doğrudan açabilecek kadar cesur olmadıkları için kendilerine ellerindeki malzemeden dörtbaşı mamur bir 'vitrin' hazırlarlar ki camı kırıp arkasındaki küçük yaralı kızı kurtarsın insanlar. Yüzeyin altında ortaya çıkmayı bekleyen derinlik olayı...
Oysa Yüzeyin Kâşifi Andy'nin böyle demode metaforikliklerle, kurtarma harekatlarıyla alakası yoktur. Vitrinini vitrin sever. Edie bir ara harbi folk şarkıcısı Billy Quinn'le (Bob Dylan diye anlayın) sevgili olur. Billy ona 'Bebek, erkek dediğin rock söyler, türkü çığırır,' cinsinden hayat dersiyle karışık seks sunarsa da, Edie'nin aradığı o da değildir. Edie'nin ne aradığını bilmeyiz, ama aradıklarını ararken otoriter ve tacizci babasından kaçıp Andy'nin Factory'sinin süper-starlarından biri olmasına (hem de '15 dakika şöhret' zamanlarından önce), Andy'yle yüzeyin üzerinde saçma, mutlu günler geçirmesine tanık oluruz. Ama Andy filmin kötü adamı olduğu için sonuçta Edie'yi 'anlamayacak' ve Ingrid Superstar, Nico gibi yeni süperstarlara yönelecektir. (Ne adidir onlar!!! Pisler!)
Bir mendil gibi fırlatılıp kenara atılan Edie'yi iyice batağa yuvarlanmaktan kim kurtarır dersiniz?
Tabii ki filmin başında gördüğümüz, üniversitede ona âşık olan ve hâlâ da aşkından vazgeçmeyen sıkıcı okul arkadaşı... Edie'nin ruhunun derinlikleri konusu muallakta kalırsa da 'ölmeyen aşk', filmin Noel ağacı süsü bezeklerinin arasında yerini alır. Pardon, ruhun derinlikleri konusu muallakta kalmaz; o, araya giren terapi sahneleriyle nakledilir bize en sıkıcı şekilde (sarışın Edie kaka, kumral Edie cici). Film, Edie'nin akıl hastanesinden bir hastayla evlendiği müjdesiyle sona erer. (Polisiyle evlenen Patty Hearst kıvamı.) Ne ki Edie, esas sevgilisine sadıktır. Aynı yıl içinde aşırı dozdan ölür. Tarih çeşitli biçimlerde anlatılabilir ve 'Edie', kötü adam Andy Warhol filmlerinin sonuncusu ve en sıkıcısı olarak (ötekiler 'Andy Warhol'u Vurdum' ve 'Basquiat') sinema tarihinde yerini alır. Bu filmlerin ortak özelliği 80'ler ve ötesinin bütün fenalığını Andy Warhol'un gümüş rengi peruğuna yıkmaktır. Andy'nin tüketim toplumunun gidişatına dair uzgörüsünü kimse görmek istemez, herkesin hop o kimlikten hop bu kimliğe atladığı şu zamanlarda kimliğin değiş(tiril)ebilirliği, seyyaliyeti konusunda açtığı yol unutulur; 15 dakika lafı dillerden düşmese de... Daha da önemlisi o ortamı mümkün kılan 60'ların 70'lerin çok sahici hedonizmi üstelik de hedonizmden ekmek yiyen bu gibi filmlerde- anlaşılmaz.
Bu neo ve ceo-muhafazakâr filme gideceğinize, Edie Sedgwick'in bir fotoğrafına şöyle uzun uzun bakın. Bu filmde onu oynayan güzel aktrisin çırpınmaları yerine, o yuvarlakça suratlı kızda sahici bir 'stoned' ifade göreceksiniz ki, işte olay odur. Yetmedi mi, 'Anthony and the Johnson's'un CD'sinin kapağındaki bir diğer Warhol süperstarı Candy Darling'e bakın.
O hedonella ki, ağlayıp zırlayacak yerde, kendine kurduğu mükemmel alternatif kimliği, cenazesini dahi bizzat kendisi planlayarak taçlandırmıştır!