Kilim yerde kayınca

Bulutsuzluk Özlemi'yle efelerin yan yana çalıp söyledikleri sahneler gerçekten eğlenceli.

‘Entelköy’le Efeköy kavuşur mu/ Trabzon’la Diyarbakır barışır mı?’ Sinemalarda oynamakta olan ‘Entelköy Efeköy’e Karşı’ ile yarın gösterime girecek olan ‘Yangın Var’ yeni bir damarı yokluyorlar; anlaşmazlıkların üstesinden komediyle gelinebilir mi? ‘Entelköy-Efeköy’, organik tarım yapacak bir komün kurmak üzere Ege köyüne yerleşen şehirli ‘entel’ler ile laminat döşeme üzerinde kayıyor diye ‘yüz, üç yüz hatta bin yıllık’ kilimlerinden vazgeçmeye hazır köylüler arasında geçiyor.
Simetri belli ki bu tarz masalsılığın omurgası; muhtar Ali’yle organik tarım ekibinin elebaşısı Alman asıllı Katrin Hanım birlikte türkü söyledikleri andan itibaren birbirlerine yanıklar ve bütün fikir ayrılıkları bu Romeo-Jülyet hattında, art arda ipe dizili-diziliveriyor, giderek çözülü-çözülüveriyorlar. Film açıkçası bu boncuk işinde hızlı ve enerjik; muhtar yakışıklı, Alman kız sempatik, film süresince her sorunun cevabı, her derdin devası, her sevdanın izahı var. İkisi de dolunayda uyuyamayan Katrin Hanım’la Muhtar Ali aşkının kolaylıkla Selene ve Endymion efsanesine tercüme ediliverdiği bu masalın başarısı kısmen burda.
Entelköy’e de Efeköy’e de atfedilen anlamların, yüklenilmek istenen misyonların havada uçuşacak serbestlikte telaffuz edildiği, uzun boylu tartışılmaksızın art arda sıralanıverdiği başka bir köy komedisi hatırlamıyorum. Sadece Yunan mitolojisi değil, ‘organik tarım’ ‘komün’, ‘kömünizm’, ‘anarşizm’, ‘sınıf’ vb. de… (Hikâyede organik tarımı günümüz kapitalizminin reddiyle buluşturan eski ‘anarşik’ bir amcaoğlu dahi bulunuyor, ezelden alternatif tıpçı anasıyla birlikte mükemmel bir ikili.) Filmde, memlekette kendimi bildim bileli köy komedisi yapmak isteyen aydınların başvurdukları Brechtiyen numaralar da var (sahneleri birbirine bağlayan türküler), ama belki daha önemlisi, bir projenin ya da yukarıdan dayatılan bir fikrin öznesi olma karşısında şaşkın köylülerin ağız dolusu küfürleri de… Filmin asıl cesareti belki de burada; öyle ya, kendilerine devlet tarafından nicedir ilaçlı gübrenin iyi olduğu söylenen, laminat yer döşemesi telkin edilen, az gidip uz gidip ‘termik’ten zengin olma rüyası görenler, aynı devletin aniden organik tarımın, eşek taşımacılığının, termiğe karşı çıkmanın iyi bir şey olduğunu söylemesi karşısında n’apmalılar? Efeköylüler, bu açmazı sabırlarının tükendiği yerde, “Eh o zaman biz de daha ötesini yaparız, komünist oluruz!” diye cevaplıyorlar. Kimsenin komünist falan olduğu yok filmde tabii, herşey tatlı bir AB fantezisi halinde ilerliyor, Claudia Roth zeybeğe duruyor, Ali Katrin’e kavuşuyor. İkisinin de favorisi olan türküde aniden, pek hoş bir absürdle denildiği gibi “Enişte camızları buluyor mu?” (eskinin ‘peki film çözüm öneriyor mu?’su) derseniz, en azından hâlâ arıyor diyeceğim filmin folklorik esintisine fazlaca kapılmak pahasına da olsa.
‘Entelköy Efeköy’e Karşı’nın basbayağı doruk anları var. Köylü oyuncuların filmin telkin ettiği halk sanatı havasının samimiyetine inanıp kendilerini olaya kaptırdıkları, Bulutsuzluk Özlemi’yle efelerin yan yana çalıp söyledikleri sahneler gerçekten eğlenceli. Gerçi gene filmdeki bir türküye bağlamalı. Katrin Hanım, cilveleşmelerinin bir noktasında Muhtar Ali’yi Veysel’in türküsündeki ‘Fikir başka başka olmasa’ dizesi konusunda uyarıyor: “Muhtarcığım, türküyü söylüyorsun ama anlamıyorsun, bak fikir başka başka olmasa” diyor. Muhtar, Katrin’e yanıklığından aklı beş karış havada olduğu için cevap veremiyor ama türkü profesörü Katrin Hanım’a o dizeden önce ‘koyun kurt ile gezerdi’ dendiğini hatırlatmak pekâlâ mümkün. Ama Veysel şerh düşmüş de olsa ‘koyunla kurdun yan yana gezebilmesi ihtimali komedileri dizisi’nin ilkine sempatiyle yaklaşmak da mümkün. Öte yandan ‘trend’in kendisine belli bir kuşkuyla bakmak da. (Çoklu bakış da olursa bu kadar olur.) ‘Keşanlı Ali Destanı’nın televizyon için çekilen yeni versiyonunda da vurgu ahenkten çok kimlikte gibi görünüyor, şöyle bir şey duydum sanki bir teaser’da: ‘Ağır abi değilsem, ben neyim şimdi?’