Kıssalardan hisseler

Barış Pirhasan, ille de yeni ve gösterişli şeyler yapmak isteyenlerle dolu olan sinema ortamında altı yıl önce çektiği filmin benzerini çekerek şaşırtıcı bir şey yapmış.

Barış Pirhasan, ille de yeni ve gösterişli şeyler yapmak isteyenlerle dolu olan sinema ortamında altı yıl önce çektiği filmin benzerini çekerek şaşırtıcı bir şey yapmış. 'Âdem'in Trenleri' birçok bakımdan 'O da Beni Seviyor'u andırıyor.
Bütün karakterlere hemen hemen eşit ilgi gösteren hikâye (burada büyük aile değil küçük bir kırsal topluluk), yetişkin dünyasını anlatmakta küçük çocukların aracılığı, yerel mizah... Yeni olan, hikâyeye dini bir 'motif' sokmak olmuş. İstasyon kasabasına(?) gelen esrarengiz, ürkütücü bir din adamı, sessiz, güzel karısı ve küçük kızları... Ama kasaba ile kasabaya yeni gelenler suyla zeytinyağı gibiler. Bu kasaba, hamarat yengeleri, hafif 'dinsiz', akşamcı memur tipleri, çalçene komşuları ile çok tanıdık, adeta çekilmemiş bir Atıf Yılmaz filminden sahneler gibi...
Öte yandan, çocuk sinemada tehlikeli bir şey.
Bir kere, olup bitenlerin iyi sona bağlanacağına, 'masumiyet'e ilişkin bir vaat olarak fazla yüklü.
(Yakın dönemde bizde hep böyle kullanılıyor. En popüler örnek 'Babam ve Oğlum'sa en farklı örnek de çocuklara birer masumiyet cücesi değil kendi başlarına birileri olarak davranan 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'). Ayrıca, çocuk oyuncuların yetenekleri ne olursa olsun, çocuklar bir hikâyeyle ilgili lafları üstlediklerinde her şeyin üzerinde bir 'şirinlik' rüzgârı esiyor. 'Âdem'in Trenleri'nde de kasabaya gelenlerin beraberlerinde getirdikleri karanlık, yetişkin hikâye bu kasabada, çok bilmiş çocuklar aracılığından anlatıldığında etkisizleşiyor. (Filmin fragmanı bu durumun bir parodisi gibiydi hatta.)
'Âdem'in Trenleri', son zamanlarda filmlerde Müslümanları gösterme eğilimine katkı olarak da ele alınabilir. Öyle bakarsanız, bu filmde 'İmam', 'Polis', 'Takva' gibi filmlerdeki çeşitli inanç adamı temsillerinden birini görebilirsiniz. 'Âdem'in Trenleri'nin 'ticani görünüşlü ama sevgi dolu din adamı' bu temsillere farklı (Cumhuriyetçi-hümanist-laik?) bir yerden ek olmuş. Filmde gerçekten etkileyici olan şeyse, şimdiye kadar çıktığı filmlerde hem erotik bir merkez, hem de bir oyunculuk potansiyeli olarak orada 'duran', ama ne işe yaratılacağı çok bilinmeyen Nurgül Yeşilçay. 'Eğreti Gelin' onu bezeyip durmuş ama filmin geri kalanının zayıflığı yüzünden sağlam bir çerçeveye oturtamamıştı. 'Âdem'in Trenleri' de Yeşilçay'ı kalabalığa kurban etmiş.
Çalçene teyzeler, akşamcı demiryolcular, bilmiş veletler daha az kalabalık etse, onun mevcudiyeti hikâyeyi başka bir şeye dönüştürebilirdi. (İlle de erotik değil, daha kanlı canlı, daha elle tutulur bir şey.)
Haftanın diğer Türk filmi 'Romantik'in baş kadın oyuncusu ise tam karşı uçta; o kadar 'mevcut değil', o kadar 'orada değil' ki, onu seyretmek adeta dokunaklı. Ama 'Romantik', alafranga Oedipal fantezilerle alaturka erkek romantizminin çarpıştığı, buralarda bir yer olduğunu farz etmemiz gereken bir masal ülkesinde geçiyor zaten. Bu bakımdan Yasemin Kozanoğlu'nun 'bir arabamız vardı, Ford Victoria, onunla çok mutluydum,' gibi cümleleri filme bir hava bile katıyor. Aksi halde, bütün filmi erkek kahramanların 'bak şu kuşlara, kanatları var ama uçamıyorlar, sen uçabilen kuşlardan mısın?' gibi cümleleriyle geçirme tehlikesi var. (Kızlarla doğru dürüst iki çift laf edemedikleri için hep anlamlı laflar söylemek zorunda olan erkekler hakkında olduğu söylenebilir bu filmin. Alışkanlık oluyor, birbirleriyle de öyle konuşuyorlar.) 'Romantik', yetişkin erkek çocukları için bir nevi 'hisseli' masal, ama korkarım pek az kişiye hitap edecek. Filmdeki bellibaşlı iki iyi şeyse kadın marifeti. Görüntü yönetmeni R. Haas'ın sağladığı belli bir çekidüzen ve şarkıcı Pamela'nın yeniden söylediği iki eski şarkı.