'Köksüz'

İnsan 'Köksüz'ü izlerken aile denen evrensel suçluluk ve suçlulaştırma yuvasında biriken vicdan yüklerinin kimin, nerede başına patlayacağını merak ediyor.

Özpetek, Irmak ve tabii ki Gökbakar’dan yeni bir şey beklemekten (şu son filmi de göreyim, belki bir şey vardır!) vazgeçmenin verdiği iç huzuru, ancak arkadan gelen ve ilginç şeyler yapmaya namzet birilerinin ortaya çıkmasıyla tamam oluyor.

Başka Sinema’nın bu konudaki yararı büyük. Son zamanların ilginç filmlerinin art arda gösterimi Başka Sinema sayesinde oldu. Filmler sadece ‘salon bulmakla’ kalmadılar, belki daha önemlisi, bir bağlama oturdular. Başka Sinema’nın asıl yararı bu; eskiden kendilerine hasbelkader salon bulan bu filmler olsa olsa tuhaf ‘festivallik filmler’ muamelesi görüyorlardı. Asıl yaralayıcı olan ve onları görünmez kılan buydu. Başka Sinema seanslarında belli bir bütünün içindeler; görülüyor, değerlendiriliyor ve bir kıyas çerçevesinde beliriyorlar. Yeni Türkiye sineması diye bir şeyin ortaya çıkması ve değerlendirilmesindeki asıl itici güç belki de bu olacak.

Bir pazar günü 19.30 seansını dolduran ‘Köksüz’ seyircisine bakınca bunu düşünmemek elde değil. Eskiden, ‘Köksüz’ gibi bir filmin dolu salona oynaması atipik olurdu. Ya da ‘Köksüz’e talip olan sinemanın daha gösterişli, havalı bir Türk filmi karşısında şansı olmazdı. Oysa ‘Köksüz’, Başka Sinema’da yer alan farklı eğilimler arasında, eski ama eskimeyen bir damarı canlandırıyor. Artık rahatlıkla sadece ‘toplumcu gerçekçi’ diyemediğimiz, Zeki Demirkubuz gibi en iyi örneklerini yapan yönetmenlerin bize ‘başka bir şey de olduklarını’ düşündürdükleri hikâyeler bunlar. Günümüz Türk toplumundan sahneler ve/ama toplumsal gerçekçi hikâyelerin sadece dışarıdan dayatılan bir ‘gerçekle’ cebelleşme hikâyesi olmadığını, bireyler arası gerilimi de hesaba katmak gerektiğini düşünen filmler. ‘Birey’ tonunu bir nebze fetişleştiren filmler de var yeni Türk sinemasında, toplumsaldan daha hafif şeyler anlayanlar da ama belli bir dengeyi bulanlar da…

Deniz Akçay’ın ‘Köksüz’ü İzmir’in varoşu denebilecek bir semtte oturan bir ailenin iç dinamiklerine göz atmamıza izin veriyor. ‘Köksüz’deki ilginç şeylerden biri Türkiye’deki şehirleşmenin, varoş ya da benzeri mahalleler doğurduğuna, ‘beyaz yakalı’ işlerde çalışan orta sınıfları da eskiden (en azından filmlerde) kendilerini görmeyeceğimiz bu mahallelerde görmenin artık çok mümkün olduğuna işaret etmesi. Çiller’in ‘herkesin iki anahtarı olacak, bir ev bir araba’ vaadini bir bakıma nezdinde gerçekleştirdiği toplumsal kesimler bunlar. Eskiden olsa olsa Karşıyaka’nın -ki anne oraya gidiyor bir sahnede- arka sokaklarına sığınacak olanların artık hem arabaları hem de uzakça bir yerde, su tesisatı teklese, inşaatı parlak olmasa da iki katlı, gecekondumsu bir evleri var. Bu konum, onları eskiden olsa ilişki kurmakta isteksiz davranacakları ama artık buna kalkışamayacakları başka Türkiye insanlarıyla ilişkiye geçiriyor; mesela daha ‘Doğulu’larla…

Gerçi ‘düşmüş kentsoylu’yu da oynamıyorlar, en azından ailenin genç üyeleri. Ne lüzum görüyorlar ne de takatleri var, hatta belki böyle bir ‘bilgi’leri de yok. Buna hâlâ iyi-kötü kalkışan bir tek daha eski kuşaktan anne var ailede. ‘Köksüz’ün annesi, fedakâr anne filmlerindeki annelerin, ünlü ‘drama queen’lerin iyi bildikleri, bahtsızlığın bütün yükünü etrafa çektirme oyununa hakkını veren, onu açık eden mükemmel bir anne rolü. Elbette, her tencerenin bir kapağı var, o da bu filmde suçluluğa ve suçlandırılmaya eğilimli, aileye kol kanat germe rolüne fazlaca hazır abla. ‘Acıların Anne’si ile ‘Acılara Talip Abla’nın kurduğu gerilim hattında erkek çocuk olmak da küçük kız kardeş olmak da zor.

Film, denebilir ki, asıl bu iki karakterin kimlik arayışına, dertlerine belki hiçbir Türk filminde göremeyeceğiniz cesur ve ince bir biçimde dalıyor. Eskiden okulda-evde- sokakta şöyle bir orta sınıf geyiği vardı, hatırladığım: “Türkiyeyi ileri güzel yarınlara taşıyacak sizlersiniz, gençler!” İnsan bu bağlamda iki küçük kardeşin başına gelecekleri merak etmekle kalmıyor, aile denen evrensel suçluluk ve suçlulaştırma yuvasında biriken vicdan yüklerinin kimin, nerede başına patlayacağını merak ediyor. ‘Köksüz’, Baumbach’ın benzer sularda gezinen ‘Kızkardeşimin Düğünü’nden katbe kat iyi, ‘olay’ düğün sahnesiyle ve olup biteni ‘içten anlamış görünen’ oyuncuları ve durup dururken yepyeni bir şeye cesaret eden yönetmeni sayesinde senenin pırıl pırıl filmlerinden biri.