Malefiz, Mon Amour

'Malefiz'i çocuklarına tersyüz edilmiş bir masal seyrettirmek isteyen herkese öneririm. Gişe başarısına bakılırsa haksız da sayılmam.

Şu an dünya çapında en büyük gişe hasılatını elde eden filmden tatmin olmuş olarak çıkmak pek başıma gelmez ama ‘Malefiz’den eğlenmeden hatta bir parça da ‘ders almadan’ çıkmak zor. Filmi kotaranlar ‘Avatar’ın vb. animasyonlarını yapan ve de ilk kez yönetmenliği deneyen Robert Stromberg’le filmin yapımcılarından biri olan Angelina Jolie, anladığım kadarıyla. Jolie ile Stromberg, Charles Perrault’nun ‘Ormanda Uyuyan Güzel’inden alternatif bir masal yapmışlar. ‘Alternatif’ kısım, özellikle “kralla kraliçe güzel bir çocukları olsun isterlermiş, günün birinde şipşirin bir kızları olmuş,” diye başlayan masalın öncesine gitmeleri...

Aslında konu politik. ‘Malefiz’ yanyana iki ülkenin hikayesi; bir tanesi krallar, savaşçılar ve iktidar hırsıyla yönetilirken, öteki perilerin yaşadığı, nerdeyse kusursuz bir, ne derler, demokrasi. Bu ikinci ülkenin bir ecesi olduğunu, onu da şahane kanatlar ve boynuzlarla Angelina Jolie’nin oynadığını söylemeye gerek yok. Gelgelelim, hikâye sadece istilacı krallığın barış içinde yaşayan komşusunu ele geçirmeye çalışması değil tabii. Güzel Malefiz’in komşu krallıktan periler ülkesine hırsızlık yapmaya gelen, hiç yakışıklı falan olmayan, hatta biraz çarpuk çurpuk ama girişken Stefan’a rastlaması ve ‘tanımadığı şey’e âşık olmasıyla işler sarpa sarıyor. Demir, perilerin canını yakıyor diye demir yüzüğünü anında çıkarıp atan Stefan’ın bu kolay ama etkileyici numarası Malefiz’i kanatlarını kaybetmeye kadar götürüyor. (Hanımlar, havalı jestlerden sakınınız.) Gelgelelim, Malefiz sevdiği prens uğruna şahane balık kuyruğundan vazgeçecek mazoşist denizkızıgillerden değil, hile ile çalınan kanatların yasını ömrünce tutacak kızlardan hiç değil.

Buraya kadar Angelina Jolie’nin güzel dudakları ve abartılı elmacık kemikleri ile tarif edilen bir özgür ruhla karşı karşıyayız. Sonrası daha da iyi; kanatlarını kaybeden Malefiz, takıldığı ağlardan kurtardığı karga Daivil’i kendine ‘kanat ediniyor’. Daivil karga ama Malefiz onu kurtarmak için havalı bir delikanlıya dönüştürüyor. Daivil oraya buraya uçup haber getiriyor. Güçlü bir kadınla becerikli nedimi ilişkisine ister ‘şövalye ve hanımı’ deyiniz ister ‘güçlü kadınla en iyi gay erkek arkadaşı’; ikisi de olur, her halükârda aşk-meşkin değil, tatlı bir çekişmenin hâkim olduğu, dostane bir işbirliği. (Gay erkekler ve canciğer kız arkadaşlar, örnek alınız.) Malefiz, yamru yumru ergenlikten düpedüz çirkin yetişkinliğe adım atan, hatta kral olan Stefan’ın küçük bir kızı dünyaya geldiğinde kendine hâkim olamıyor ve sonradan pişman olacağı bir hata yapıyor. Beşikteki prensesi lanetliyor. (Tahammül edilmez cicilikte üç küçük ‘iyi’ perinin Stefan’a yaltaklanmalarına sinir oluyor belki, film bunun ipuçlarını veriyor.) Gün gelecek, Malefiz lanet gerçekleşmesin diye ormanda üç salak peri tarafından büyütülen prenses Aurora ile karşılaşacak. Burası önemli; zarif ve havalı Malefiz’in tersine Aurora lepiska saçlı bir taşbebek. Malefiz, ‘çocuk sevmemekle birlikte’, Aurora’nın da ısrarlı çabalarıyla, kızı (mecazi) kanatlarının altına alıyor. (Biz de Aurora’ya alışıyoruz bu arada.)

Sonrası daha da iyi: Malefiz aşkta perişan bir Joan Crawford gibi ortalığı darmaduman etmediği gibi, ‘ben babanı sevmiştim yavrum’ kulvarına da girmiyor. Onun yerine, Aurora’ya periler ülkesinde yaşamayı teklif ediyor. Pardon, Aurora’nın sonsuza dek uyumasına yola açacak lanet gerçekleşiyor o arada. Ama kısa sürüyor, masalın tersine yoldan geçen tıfıl prens ünlü öpücüğü deniyor ama olmuyor. Aurora’yı asıl uyandıracak olan Malefiz’in anne şantajıyla karışmamış sevgi vaadidir! (Hayır, lezbiyenlik iması yok.) Filmin sonunda en aklınızda kalacak şey, Angelina Jolie’nin kanatlarını kazandığında üzerinde gördüğümüz deri pantolon ki… eh, onu da herkese öneremeyeceğim. Ama ‘Malefiz’i çocuklarına tersyüz edilmiş bir masal seyrettirmek isteyen herkese öneririm. Gişe başarısına bakılırsa haksız da sayılmam.