Memelerden memelere...

'Ölümüne Kaçış'ın işaret ettiği, büyük ölçüde insan varoluşuyla ilgili bir şey...

Yazın ortalığı saran formül komedilerle birbirinden pek farklı olmayan korku filmlerinin yanı sıra, festivallerde gördüğümüz bazı filmler de sessiz sedasız vizyona giriyorlar. Nihayet vizyona girdiklerinde bunları yaz rehavetine kapılıp görmezden gelmek mümkün. Yarın, herhangi bir aksiyon filmi sanabileceğiniz ‘Ölümüne Kaçış/ Essential Killing’ (Jerzy Skolimowski) ile herhangi bir romantik komedi sanabileceğiniz ‘Üç/Drei’ (Tom Tykwer) vizyona giriyorlar. İkisi de dikkat çekici filmler.
Skolimowski 60lardan bu yana Avrupa ve Amerika’da film çeken ve her filmi de bir biçimde ilginç olan bir yönetmendir. Bu son filmi de Amerikalı askerler tarafından kovalanan bir Afganistanlı hikayesi; ama Skolimovski bu ‘sıcak’ konuyu sadece bir çıkış noktası olarak alıyor. Çölde başlayan film çok geçmeden bambaşka bir iklime, adı konulmayan bir Kuzey Avrupa ülkesinin karlı manzaralarına doğru değişiyor. ‘Ölümüne Kaçış’da hemen hemen hiç konuşma yok. Hareket, aksiyon ise her an var; yabancı topraklarda yol alan birinin ölümle başlayıp ölümle biten yolculuğu kadar dur durak bilmeyen bir ‘aksiyon’ herhalde zor bulunur. Film kahramanın doğayla sınanması hikayesinin malum öğelerini alıyor ve bundan film bittiğinde adını kolayca koyamadığınız, koymaya razı olamayacağınız bir şey yapıyor. Burada önemli olan belki de Skolimovski’nin son filmlerinde vurguladığı bir çeşit ‘saf sinema’ anlayışı. (Festivallerde bundan önceki filmi ‘Anna’nın Sekiz Günü’nü görmüş ve sevmiş olanlar bu filmi de sevecektir.) Sesle, görüntüyle, müzikle, plastik bir öğe olarak oyuncunun bedeniyle çalışan, sinemanın temel malzemelerinin bunlar olduğunu, gerisinin dekoratif unsur sayılması gerektiğini hissettiren köktenci bir sinema anlayışı. Özenilmiş sanat sineması değil, kolaycı aksiyon sineması değil, tezli film denen şey hiç değil. İddialı olacak ama ‘sadece sinema’…
* * *
Şöyle de söylenebilir; Afganistanlı karakteri canlandıranın meş’um Vincent Gallo olduğunu fark ettiğinizde filmin 20-25 dakikasını geride bırakmış oluyorsunuz. Çünkü filmin gerçek kahramanları kar, geyik, toprak, karıncalar, belki bir de süt dolu bir kadın memesi. (Gallo, bunun gerçekten emzikli bir kadın memesi olmasında ısrar etmiş; ama bir Skolimowski filmi Vincent Gallo’ya ‘Brown Bunny’deki gibi ‘artistlik’ler yapma fırsatı vermediği için bir püronun bazen püro olması gibi meme de sadece meme burada.) Meme’ye ille de anlam yükleyenler çıkacağı gibi, Skolimowski’nin filmine de Doğu-Batı, günümüz dünya dengeleri vb. ekseninde anlamlar yüklemek isteyenler çıkacaktır mutlaka. Ama ‘Ölümüne Kaçış’ın işaret ettiği, büyük ölçüde insan varoluşuyla ilgili bir şey…
* * *
Meme deyince; Skolimowski’den çıkıp Tykwer’in ‘Üç’üne gidecek olan sinema tiryakisinin halini merak ediyorum doğrusu. Tykwer’in filminde meme de var, öteki ikincil ve birincil (ve üçüncül) cinsel uzuvlar da. Fakat bunlar Skolimowski’nin filmindeki memeden o kadar farklı anlamlarla yüklüler ki. Şöyle de diyebiliriz; ‘Üç’, Skolimowski’nin vahşi doğadan ovalara inmiş ve orada bir medeniyet kurmuş insan kardeşlerinin hikayesi. Niyetiniz varsa, bu filmden bir Cary Grant-James Stewart-Katherine Hepburn komedisi tadı alabilir ya da bir zamanların Alman seks eğitim filmleri ‘Helga Sevişiyor’dan izler bulabilirsiniz. Fakat filmlerinde her zaman belli bir ‘mikroskop altı’ bakışı gözeten Tykwer’in kendi niyetleri oldukça ciddi. Çok cinsiyetliliğin ve çok eşliliğin kentsel yaşamın önemli (hatta vazgeçilmez) bir dinamiği olduğu fikrini samimiyetle önemsiyor. (Berlin için doğru olan İstanbul için de doğru, hatırlarsınız bizim ‘Issız Oğlan’ın hikayesi de korkakça da olsa bunun filmiydi.) Kahramanlarımız, beyaz yakalılığın tekamül etmiş modelleri, bir üçlü aşkın çerçevesinde sizi yadırgatacak, şaşırtacak, bazen de güldürecekler. Ama ne derler, onlar da ‘kendinizden çok şeyler de bulacaksınız’.

.