Nina

Howard Hughes Amerikan sinemasını meşgul etmeye devam ediyor. 'Sahtekâr' doğrudan HH ile alakalı değil; ama yazar ve 'sahteci' Clifford Irving'in düzmece...

Howard Hughes Amerikan sinemasını meşgul etmeye devam ediyor. 'Sahtekâr' doğrudan HH ile alakalı değil; ama yazar ve 'sahteci' Clifford Irving'in düzmece HH biyografisi ile ilgili, onun için HH bu filmde de hortlak gibi görünüp kayboluyor. Filmdeki en etkileyici şey de doğrusu bu. (Bir fotoğrafından Richard Gere'e doğru baktığı sahne mesela.) Scorsese'nin berbat HH biyografisi 'Gökler Hâkimi'ni de akılda tutmak kaydıyla, HH'lı filmlerin en iyisi hâlâ Jonathan Demme'nin 1980 tarihli 'Melvin ve Howard'ıdır. Sütçü Melvin çöllerde gezerken saçı başı birbirine karışmış yaşlı bir adama yardım eder. Adam meğer HH imiş. Derken Melvin kendisine büyük bir miras kaldığını öğrenir! Demme, bu küçük komedi ile yetmişlerin 'milyoner-takmaz' ruhuna en son vagondan yetişir. Çünkü seksenler ve sonrasında milyonerler iktidar ve gözkamaştırma elemanları olarak sinemaya fena halde geri döneceklerdir; 'Pretty Woman', 'Şeytanın Avukatı', 'Ahlaksız Teklif' vb., vb. Bir bakıma 'Sahtekâr' bunların uzantısı; HH, bu esrarengiz 'güç taciri', kendisine ihale vermeyi reddeden Nixon'u yola getirmek için Irving'in düzmece biyografisine destek attı mı, atmadı mı? Yoksa, Orson Welles'in düzmece ve taklit hakkındaki dâhiyane kurmaca belgeseli 'Sahtenin S'si'nde de görülen Irving, aslında bir mitoman mıydı?
'Sahtekâr' bu sorulara tatmin edici cevaplar veriyor denemez. Hele Irving'le Nixon'lu zamanları külliyen açıklama aceleciliği, benzeri Amerikan filmlerinin çoğu gibi şematik. Ama 'Sahtekâr'da asıl dikkat etmeniz gereken kişi Julie Delpy'nin oynadığı, Irving'in metresi Nina, tam adıyla Nina van Pallandt; Irving aleyhine (aslında yarı yarıya) tanıklık ederek onun başını yakan sarışın... Danimarka asıllı Nina van Pallandt Amerikan sinemasının kenarda kalmış oyuncularından, Batı Sahili sarışınlarının en güzellerinden biridir.
Sanki Amerikan Sarışını olmak için doğmuş gibidir. Filmde, Delpy'nin aksanlı İngilizcesiyle 'Ben aslında sadece sinema oyuncusu olmak istiyorum' diyen (göz kamaştıran kızların manken değil hâlâ oyuncu olmak istediği yıllardayız) bu güzel kadın, 70li yıllarda Robert Altman sayesinde amacına ulaştı.
Altman onu önce Raymond Chandler'in epik romanı 'Uzun Veda'nın 70'lere uyarlanmış çevriminde Eileen Wade rolünde oynattı. Nina'yı, Irving skandalı daha 'sıcakken', sinemanın en müthiş ihanet eden kadın rollerinden birinde oynatmakla, aslında öyle taraklarda bezi yokmuş gibi duran Altman sadizmin seçkin bir örneğini de mi veriyordu bilinmez. Ama, filmde alkolik yazarı oynayan Sterling Hayden'in fedakâr karısı olduğuna uzun süre güvendiğimiz Nina'nın ihaneti, McCarthy'ye itirafçılık ettiği için ömrünün geri kalanında psikolojik tedavi gören Hayden'in alkolizmi kadar da inandırıcıdır. Altman, bu cezadan (?) beş sene sonra Nina'ya, çok kişili filmlerinin en matraklarından biri olan 'Bir Düğün'deki kayınvalide rolünü verdi. Bir sosyete düğününün nasıl saçma bir hayhuy olduğunu anlatan filmde Nina, aşağı yukarı bir 'Nişantaşı annesi' olarak mükemmeldir. Nina'nın son iyi rolü Schrader'in 'Amerikan Jigolosu'ndaki 'Madam' rolüdür, ki o filmde 'Sahtekâr'da başrol oynayan Richard Gere de henüz tıfıl bir seks sembolüdür. Yumuşamış, helmelenmiş de olsa Richard Gere'nin hâlâ kolgezebildiği bir film âleminde aynı yılların Nina'sının daha
genç bir aktris tarafından oynanmasında Hollywood'a, sarışınlara ya da doğrudan sinemaya ve kadınlara dair zalim bir ironi var. Ama Nina'nın buruk hikâyesinde bir Paris Hilton tuhaflığından farklı hoş, eski bir hava da yok değil. Belki bir gün Nina'nın filmini de yaparlar, Nina'yı da 'dördüncü kuşak' bir sarışın canlandırır.