Ortamlarda yalnız

Film festivalinde Bulgar filmi 'Ders' ve Fransız filmi 'Party Girl', kendi başlarına iyi iki hikayeli film. Hatta birbirine taban tabana zıt iki kadın hakkında filmler olmaları da işin neşesini arttırıyor.

Festivalde iki film dikkatinizi çekebilir, çekerse de ilginç olabilir. Ülke sinemalarında herşey kutu kutu ayrılıyor artık, festivalde de bir sürü böyle kutu kutu ‘güncel mesele’ filmi göreceksiniz; Rusya’da Toki’ler, İsrail’de boşanmanın zorlukları hatta imkansızlığı, Cezayir’de sığınmacılar vb. vb.…

Bu durağan ve sadece meselelerinin haklılığından destek alan filmlerin aksine, meseleyi ele alıp ondan karakterle ilgili birer hikaye çıkaran şu iki filme dikkat edin derim. Kadın filmleri başlığı altında depolanacaklar alışkanlık icabı, ama Bulgar filmi ‘Ders’ ve Fransız filmi ‘Party Girl’, kendi başlarına iyi iki hikayeli film. Hatta birbirine taban tabana zıt iki kadın hakkında filmler olmaları da işin neşesini arttırıyor.

Party Girl

 

Bulgar filmindeki kadın öğretmen, sınıfında yapılan ufak bir hırsızlığın açığa çıkması konusunda o kadar ısrarlı ve ısrarcı ki, devran dönüp koşullar değişip de başkalarını yargılamanın ne kadar yanlış olduğunu idrak ettiğinde ona zırnık acımayabilirsiniz.

Kristina Grozeva ile Petrov Valchanov’un yönetmenliğini yaptıkları ‘Ders’, adından da anlaşılabileceği gibi, kadın kahramanının başına gelenlerden bir ‘ders’ çıkması/çıkarılması konusunda en az kadın kahraman kadar ısrarcı. Bunda da önceden görmediğimiz bir meydan okuma var. Köşeli kadın kahramanınız kadar köşeli ve sonuçta yargılayıcı davranarak bir film çekebilir misiniz?

Anlaşılan çekilebiliyor ve böyle bir filmin bazı kısımları bir Hitchkock filmi kadar nefes nefese de olabiliyor. Dedikoducu da; kadın kahramanınızı iç mekanlarda, annesi olduğunu tahmin edebileceğimiz bir fotoğraf önünde soyunup giydirerek onun ‘iç alemi’ hakkında da fütursuzca bir yargı verebiliyorsunuz. ‘Bunun anası da böyleydi’, ‘anasının kızı’ ya da belki en azından ‘herşey anası yüzünden’.

Ders

 

Bir filmin yönetmenlerinin karakterlerini yargılarken takınacakları tavır bu kadar saydam olabilir mi? Karakter ve onun yapıp ettikleri karşısında ahlaki bir tutum benimserken bu kadar ‘amoral’ olunabilir mi? Demek ki olabiliyor ve bundan kötü olmayan bir film de çıkabiliyor.

Marie Amachoukeli, Claire Burger ve Samuel Theis’in yönetmenliğini yaptıkları ‘Party Girl’ ise bambaşka bir hikaye; ‘Ders’in tam tersine, ‘anamız işte tam da böyleydi, işinize gelirse’ filmi. Çünkü filmin yönetmenlerinden olan Theis, filmde gerçek hikayesi anlatılan ‘party girl’, yani bizdeki tabirle ‘konsomatris’ Angelique Liitzenburger’in oğlu, filmde de Angelique’in çocukları torun torba hep bir arada rol alıyorlar. Angelique, altmışını devirmiş bir bar kadını. (Da denirdi eskiden bizde.)

Altmışını deviren kimseler ne iş yaparlarsa yapsınlar, haliyle biraz yorgun olacakları için o da keyfi yerinde olmakla birlikte yorgun. Karşısına kendisini ‘evinin kadını yapacak’ bir talip, sevimli, yaşı yaşına uygun emekli bir maden işçisi çıkınca bu durumu önce fena bulmayası geliyor. Fakat ‘düzenli yaşam’ denen şeyin kılçıkları bar ortamının harala gürelesinden daha sinsi ve sonuçta daha yorucu; eşin dostun, ailenin göz kaş devirmeleri, altmışını devirmiş gelin adayına laf sokmalar, etrafın gizli kötü niyeti…

En önemlisi de şu; anlıyoruz ki, cinselliği de içkiyi de ortamları da bir bütün olarak uhde edinmiş bir ‘party girl’ün çarşafı çekip normal evlilik yatağına girmesi çok çok sıkıcı. Ve Angelique bunu istemiyor. ’Party Girl’de ana-oğul Litzenburger-Theis’ler, soyadları bir arada bir avukatlık bürosu gibi çınlasa da, hiçbir şeyi yargılamıyor, hiçbir şey hakkında ne hesap ne de hüküm veriyorlar. Hatta nalıncı keseri gibi davranıyorlar. Angelique, kendi serseri mayınlığını bir erdem haline getirmeden sergiliyor. Samuel de, hesapça ailede anasının ‘en iyi anlayan’ evlat olmakla birlikte, sınır kişisel özgürlüğüne gelip dayandı mı ne kadar bencil olabileceğini itiraf ediyor.

Olanca dürüstlüğü ve funky imece ruhuyla dikkati çeken ’Party Girl’ belki de bir daha benzerini görmeyeceğiniz bir film. Kadın olmak, ortam sevmek, yaş almak üzerine eşi benzeri olmayan, nerden çıkageldiği kestirilemeyen nefis bir doküdrama. Hatta doküdrama lafını bile ipliyor görünmeyen dev bir aile selfie’si aslında. Niyetlerinin amaçlanmış ya da amaçlanmamış saydamlığı, komik denecek kadar birbirine zıt kadın kahramanlardan sözeden ‘Ders’i de ‘Party Girl’ü de ilginç bir ikili haline getiriyor.