Oryantalist bir sinemamız olabilir mi?

Yeni Türkiye'nin de idealize ettiği bir Doğu var; bu da yeni, 'oryantal bir oryantalizm'in konusu.

Hava sıcak; bütün gün tembel tembel dergi bakıp televizyon seyretmek faydalı olabiliyor. ‘Erbabı İçin Türkiye’ dergisi Cornucopia son sayısını resimde oryantalizme ayırmış. Dergide çeşitli koleksiyon ve müzelerde sergilenen oryantal ve oryantalist eserlerin nefis fotoğrafları var. Ayrıca oryantalist ressam John Frederick Lewis hakkında bir değerlendirme (‘onun karmaşık kompozisyonları Edward Said’in dar vizyonunun kolaycılıklarına meydan okuyor’), İslam sanatı koleksiyoncusu Edmund de Unger hakkında ilginç bir makale, bir de Mustafa Reşit Paşa portresi…
* * *
Geçerken, yeni Türk resmi müzayedelerine dalmak, İstanbul’un ‘Londra, New York, Moskova’dan sonra milyarderi en bol şehir olduğunu’ öğrenmek de mümkün. Çok inmez ya, dergi inebileceği popüler kültür seviyesinin en üst kademesi olarak ‘Muhteşem Yüzyıl’a da değinmiş. ‘Tudorlar’ dizisine benzerliği vurgulanarak ‘kusurları yok değil ancak kendi çerçevesinde değerlendirilmeli’ yargısına varmış. Bütün gün büyülenmiş gibi evlilik programı seyredince, dizinin Tudorlara değil, aslında ‘Umutsuz Evkadınları’ dizisine benzediğini far kettim. Bir saray dolusu kadının Topkapı ‘banliyösü’nde birbirlerinin gözünü oymak için yaptıkları şeyler, prodüksiyonu çok daha mütevazı evlilik programlarında stüdyo konuklarının, eski karıkocaların, yayına telefonla katılanların, talipleri birbirlerine katiyen layık görmemek üzere yaptıklarının aynısı.
* * *
‘Kısmetse’yle başlayıp ‘emekli maaşı artı araba eksi çocuklar’a varan oryantal korku şovları… Gerçi Oryantalizme sadece Batı’nın Doğu’yu fantazileştirmesi olarak bakmamalı. Kendini Ortadoğu-Balkanlar ve Uzakdoğu’da yeni bir süper güç, bir ‘abi’ olarak gören Türkiye’nin de idealize ettiği bir Doğu var; bu da yeni, ‘oryantal bir oryantalizm’in konusu.
Günlerdir, filini arkasına katmış yürüyen sonra da odun kırarken kırık dökük Türkçesiyle ‘Oduncu’ türküsünü söyleyen Asyalı çocuğun sevimli videosu dönüyordu televizyonda; ‘Türkçe Olimpiyatları’! Her şey yan yana gelir ya, Cornucopia’dan burnumu kaldırınca olimpiyatlara denk geldim. Dünyanın dört bir yanındaki Türkçe öğreten okullarda okuyan çocukların milli giysileri içinde, şirin Türkçeleriyle şarkılar söylemesi olayı. Yeni oryantal oryantalizm. Beni Ganalı çocukların horon tepmelerinden çok, ötekilerin kendilerinde komik duran ağır alaturka eserlerin yanında Sezen Aksu, Kazım Koyuncu ve Neşet Ertaş’ı da keşfetmiş olmaları etkiledi. (Müzik, büyük eşitleyici!) Kendilerine ‘mikrofon uzatılan’ konuklar da şahaneydi. Sahne insanının her şeyden ‘çok çok heyecanlanabilme’ potansiyeline hayranım, söz konusu milliyetçilik olunca biraz tırsıyorum hatta.
* * *
Aralarındaki duayenler ayrıca müthişti. Bir prodüktör, Türkçe öğreten bu okulları okuduğu misyoner Fransız okuluna benzeterek baltayı taşa vurdu biraz. Bir film yönetmeni, her zamanki ataklığıyla bu girişimin mimarı olan cemaatin ismini verdi ve cemaatin banisine milliyetçiliği ‘Hırant Dink’i öldürenlere, Orhan Pamuk’a saldıranlara’ bırakmadığı için teşekkür etti. Sadece bir tanesi, bir magazin yazarı, sahnede olup bitenin Türklük ortak paydasından çok, kültürel çeşitlilik paydasında toplanabileceğini söyledi. En az alkışı o aldı.
Ne diyordum, bir oryantalist sinemamız da olabilir mi? Müziğe ve resme yatırılan paralar o alana henüz pek yatırılmıyor gibi. ‘Hür Adam’ da, müzikleri ‘Pearl Jam imzalı’ egzotik ‘Bir Avuç Deniz’ de, Cumhuriyet oryantalizmi ‘Veda’ da bütün iddialılıkları içinde halen, eskilerin tabiriyle ‘ek yerlerini gösteriyorlar’. Oryantalizm böyle olmaz beyler. Biraz daha iyi cila.

.