Plastik kadehten şampanya...

'Turist', temelde 60'lı 70'li yılların çapkın hırsız komedilerinin yeniden diriltilmeye çalışılmasından başka bir şey değil.

Rus suç âleminden bir karakter, âlemde tanıştığı ve evlenmeye karar verdiği bir fahişenin yattığı bütün erkekleri tek tek öldürmüş. Fakat öldürmesi gereken erkekler o kadar çokmuş ki, sonunda kadını da öldürmüş. ‘Çünkü’ diyor Venedik’te geçen ‘Turist’ filminde Angelina Jolie, ‘Buradan Rusya’ya kadar bütün kumarhanelerle genelevler onundur.’ Bu yakışıksız konuşmalara bakıp da ‘Turist’ filmini sert bir polisiye sanmayın. Angelina Jolie’nin en saçma durumlarda bile haute-couture kostümler içinde salındığı ‘Turist’, temelde 60’lı, 70’li yılların çapkın hırsız komedilerinin yeniden diriltilmeye çalışılmasından başka bir şey değil. 

Faye Dunaway’le Steve McQueen’in ‘The Thomas Crown Affair’i, Audrey Hepburn’la Cary Grant’in filmleri hep zarif bir suç ve şıklık soyutlaması içinde geçerler. Suç bahanedir, genellikle elmas ya da pul vs. gibi normal insanların sık sık çalmadığı bir şeyin çalınması gerekmektedir. Önemli olan, bu iki çekici karakterin kedi-fare oyunudur. Hiçbir toplumsal ve kültürel özellikle tanımlanmamış bu Anglo-Amerikan hırsız sevgililerin çevresinde, o ışıltılı boşlukta, olsa olsa sonuçta onları takdir eden bir polis müfettişi, bazen de ilginç yerel karakterler vardır. 

Son zamanlarda bu tür filmlerin diriltilmesinden fayda umulur oldu. Tom Cruise’lı ‘Gece ve Gündüz’, George Clooney’li ’The American’ bunlardandı. İkincisindeki yakışıklı ve sessiz kiralık katil soyutlaması o kadar rafineydi, film silah, moda, kadın ve seyahat konusunda o kadar erkek dergisi kıvamındaydı ki, Türkler dayanamayıp adını ‘Centilmen’ koymuşlardı. Clooney, rafinelikte Cary Grant mertebesine pek ulaşamıyordu ama böyle filmlerin saçma denklemini kavramış ve tadını çıkarmaya karar vermiş görünen Angelina Jolie kendini tamamen bu işe adadı. ‘Mr. ve Mrs. Smith’de, ‘Salt’da da benzer rollerdeydi. Moda, life-style ve seyahat dergilerinin pahalı kadın fikriyle, neredeyse onlarla dalgasını geçercesine uyumlu Jolie’nin karşısında gözlüklü ve şapşal ‘sevimli şey’ rolünde Johnny Depp var. Tim Burton filmlerindeki binbir surat rollerinden baş alamayan Depp’i uzun zamandır ilk kez kendi suratıyla görüyoruz. (Film gerçi tam da bir surat şakası etrafında dönüyor.) 

Peki ama, bu VIP lounge kıvamındaki Venedik tatiline Rus mafyası, genelev, cinayet şu bu laflarını sokmanın âlemi ne? 60’lı, 70’li yılların çapkın hırsız filmlerinde böyle şeylerin adı bile anılmazdı. Onlarda soğuk savaş yıllarının serin zarafeti vardır. Fakat Duvar yıkıldıktan sonra böyle zarafetlerin ve serinliklerin imkanı pek kalmadı. Artık dünyanın zenginlerine lüks elbise, mücevher ve espri tasarlayanlar Rus mafyasına da uygun elbise, araba ve espri de tasarlamak zorundalar. Sabık Doğu Bloku’nun da espri anlayışı biraz sert, Slav melalinden olacak. Bu fılmde ünlü tiyatro yönetmeni Steven Berkoff’un canlandırdığı (lüks denebilecek bir seçim, parasını vermiş oynatmışlar) suç imparatoru da bir Cary Grant olmayı pek umursamıyor işte. Daha çok, Majestelerinin Ajanı 007’nin sapık, Sovyetik hasımlarına benziyor, bir tek beyaz kedisi eksik. Sonunda Scotland Yard’la Interpol’un el ele verip halledemeyeceği bir sorun yok çok sükür, ama her an iki dirhem bir çekirdek Angelina Jolie bile ‘ta Venedik’ten Rusya’ya genelevlerden’ bahsedıyorsa işler o kadar da masum değil demek ki, Avrupa Birliği’nde her şey de yolunda gidiyor olamaz. 

Ama şunu da söylemeli; bu şaşaalı, hafif tapon alacakaranlık filmin geçtiği Venedik’e de yakışıyor doğrusu. Tarihin, karanlık, şaibeli işbirliklerle dolu, hareketli dönemleri her zaman bir ‘Othello’ya ya da ‘Venedik Taciri’ne yol açmayabilir, hatta bir Guy Ritchie’ye bile. Mamafih, popcornunuzu yerken, adı bile bir şampanya markasını çağrıştıran (Florian Henckel von Donnersmark!) bir Alman yönetmen tarafından kotarılmış bu halk tipi-lüks Amerikan mamulünden zevk alabilirsiniz. Nitekim, ‘Turist’ plastik kadehte ılık şampanya içmek gibi.