Potter politicus!

'Harry Potter' filmlerinde ilginç bulduğum şey, Viktorya dönemi yatılı okul esprisinin, öksüz çocuk edebiyatının ve H.G. Wells'vari görünmez olma pelerini-duvardaki gizli kapı masalsılığının 2000'ler başı sinemasında...

'Harry Potter' filmlerinde ilginç bulduğum şey, Viktorya dönemi yatılı okul esprisinin, öksüz çocuk edebiyatının ve H.G. Wells'vari görünmez olma pelerini-duvardaki gizli kapı masalsılığının 2000'ler başı sinemasında birdenbire yeniden zuhur etmesidir. Wells'den, diyelim ki daha popüler versiyonlar olan 'Peter Pan' ya da 'Mary Poppins'e uzanan bu Viktoryen hava, çocuk edebiyatının kendini iyi hissettiği bir dönemdir. Orada baskı, ama aynı zamanda da bir kesinlik, sınırları tarif edilmiş bir dünya vardır. Dolayısıyla, bu dünyadan 'başka bir dünyaya kaçmak' hem anlamlı hem de heyecan vericidir.
2000'lerin başında bu kaçma işine yeniden gereksinim duyulduğunda ise, belirsiz, anonim bir 'şimdi'den bir Viktorya Dönemi 'güzellemesi' olan Hogswarts'a kaçmanın gündeme gelmesi ilginç. 'Potter'larda sanki çocuk edebiyatının sözünü ettiği fenalıklar anonim bir 'şimdi'nin belirsizliğine yüklenmiş, iyiliklerse Viktorya dönemi (ve Viktorya dönemi Gotiği) Hogwarts'da yüceltilmiştir. (2000'li yılların belirsizliğine karşı Viktoryen zamanların karakterliliği?) 'Harry Potter'lar, her filmin çerçevesinin de gerektirdiği üzere, 'şimdi'nin çocuklarını kadim bir âleme götürür-getirir ve Viktorya dönemine benzeyen o (paralel?) âlemde birçok şeyi tartışır. İlk film, belki de bu âlem ilk kez kurulduğu için Eschervari perspektifler yaratan merdivenlerine, konuşan tablolarına, iğrenç ve komik yaratıklarına rağmen biraz hamdı. Hogwarts'da işler ikinci filmden sonra ilginçleşmeye başlar. 'Sırlar Odası'nda Harry ebedi düşmanı Valdemort'la savaşır ve 'yılan dili'yle konuşurken kendi içindeki iyi-kötü dualitesinin de ilk kez farkına varır. Sado-mazo köle cin Dobby gibi dâhiyane fikirler içeren bu filmde ayrıca, ilk filmde sadece şımarık zengin çocuğu olarak tarif edilmiş Malfroy kabadayılarıyla gezen politik bir figüre (mesela ikinci dünya savaşı dolaylarında İngiliz faşistlerinin başı Oswald Mosley'e) yaklaşır.
Döneminin benzer filmleri ('Yüzük Kardeşliği' vb.) gibi iyi-kötü karşıtlığından bahsederken, aynı zamanda olmuş ve olmakta olan olayları tartışmak için de geçmiş görünüşlü bir yeri kullanması bence 'Harry Potter'ların ayırt edici özelliğidir. 'Potter'larda bir çeşit faşizm daima tartışma konuları arasındadır. Biraz mekanik ilerleyen yarışma esprisi ile dizinin bence en az cazip filmi olan 'Ateş Kadehi' ile, entrikası yüklüce (aslında sevilesi bir 'amca' olduğu anlaşılan Sirius, okul arkadaşı kurt adamlar, Şahgaga, zamanda geri dönme vb.) 'Azkaban Tutsağı'dan sonra 'Potter'larda gene politik bir durumla karşı karşıyayız.
Bu kez, 'Zümrüdüanka Kardeşliği'nde, her filmde bir Allah Baba figürü gibi karşımıza çıkan ve kötü güçlerce ayağı kaydırılmak istenen müdür Dumbledore'un iktidarı apaçık tehdit altında. Bu tehdit, artık, doğrudan doğruya onu bürokratik yollarla kısıtlamak isteyen 'Bakanlık'tan gelmektedir. Orwellvari bir totaliterliğin merkezi olan 'Bakanlık' klasik şer güçlerince ele geçirilmiş de olabilir; ama onun maşası, komik Chanel tayyörüyle gezip her şeye burnunu sokan Dolores Umbridge tam bir Thatcher ya da Condoleeza Rice karikatürü, neo-liberal bir süper bürokrattır. Harry ve arkadaşlarının buna karşı tavırları, sivil itaatsizliğin bir çeşidi olup 'V for Vendetta' gibi filmlerde artık popüler metinleri de uğraştırdığı görülen 'yeniden' başkaldırı fikrini devreye sokar. Masallar şaka değildir. Potter'lardan birçok şeyin çocukların iç dünyasına işleyeceğinden, orada 'erotik ve nevrotik' izler bırakacağından eminim. Ayrıca, çocuklukları anti-globalist hareketlere rastlayan Harry Potter seyircilerinin, 'geçmişte yaşamış' ve 'sanki 68'limsi' bir anne babanın çocuğu olan Harry'nin maceralarını 2000'li yılların ilerilerine doğru nasıl yorumlayacakları ve itaat ve itaatsizlik açısından ne işe yaratacakları da doğrusu merak ettiğim bir konu.