Ruhun loş köşeleri

'Tehlikeli İlişki' tek bir Nazi askeri göstermeden Jung'un şahsında bu ruhun hikâyesini anlatıyor

‘Tehlikeli İlişki’, özellikle derinliksiz iç ve dış mekânları, mat, her şeye belli bir grinin hâkim olduğu renkleri, konunun tekinsizliğini pekiştirmeye yarayan daraşmalık kompozisyonlarıyla Cronenberg’in ‘Şiddetin Tarihçesi’, ‘Örümcek’, ‘eXistenz’ vb. filmlerini çok hatırlatıyor. Film kâğıt üzerinde, Freud, Jung ve Jung’un hastası Sophie Spielrein arasındaki ‘tarihi gerçekler’i konu edinse de, aslında daha çok sözkonusu olayların yaşandığı zamanın rengi, kokusu, havası, izdüşümüyle ilgileniyor. Bu izdüşüm, bize tarihin perdesinden geçerek ulaşan bir izlenim tabii. Eşyalara, mekâna, orada yaşanmış olabilecek şeylere belli bir doluluk, geçmiş izi yükleme eğiliminde olanlar bu filmin Cronenberg’in alameti - farikası niteliğindeki tuhaf, tekinsiz havasını tanıyacak ve seveceklerdir.
* * *
Bu tekinsizlik ‘Tehlikeli İlişki’nin referans almaya özen gösterdiği Freud’un Viyana, Bergasse’deki evinde yoğun biçimde vardır. Oraya, ruhun tekinsiz sırlarıyla hemhal olmuş bir adamın terk etmek zorunda kaldığı bir mekâna girdiğimizi bilerek gireriz ve bu 19. yüzyıl burjuva apartmanının loşluğu kendi başına bir tiyatro oluşturur. (Üst katlardan birinde, hatta belki hemen Freud’un üstündeki katta bir süreliğine Türkolog ve Türk milliyetçisi Zeki Velidi Togan’ın oturduğu da söylenir.)
* * *
Freud, Jung’un filmde bir ara ‘berbat bir apartman dairesi’ diye tarif ettiği, bugünün standartlarında geniş bir apartman dairesi sayılabilecek bu mekânı hastası ve dostu Marie Bonaparte’ın gerekli yerlere verdiği yüksek rüşvetler sayesinde, son anda, adeta Nazilerin gözü önünden yürüyüp giderek terk eder. ‘Tehlikeli İlişki’nin tadına varmak için Jung’la Freud arasındaki profesyonel tarihi bilmenize çok da gerek yok. Film esas olarak bu iki doktor arasında, ‘yerler’le simgelenen profesyonel ve toplumsal aidiyetlerden kaynaklanan gerilimle ilgileniyor. Varlıklı karısı sayesinde İsviçre’de güneşli bir göl kenarındaki villasında oturan ari ırktan bilim adamı Jung her şeyi mitik-mistik bir psikeye bağlamakla ilgilenirken onun Wagnerien mistisizminin tersine Freud ve hastası Spielrein daha kuşkucu, vakaların tekilliğine düşkün Viyanalı birer ‘tedirgin Yahudi’ olarak sunuluyorlar.
* * *
Freud’la Jung, Freud’un odasında konuşurlarken mobilyalardan gelen, hiçbir akli açıklaması olmayan çıtırtıya atfettiği önem, Jung’un olayları batıni ilimlere bağlama eğilimine örnek oluşturuyor. (Bu sahnede, günümüzde moda olan parapsikoloji vb. disiplinlerin psikoloji ilmiyle akraba olabileceğine dair bir imadan fazlası da var.) Karısının bir erkek evlat vermek için çırpındığı yakışıklı, sarışın, yüksek tasavvurların adamı Jung, Yahudi hastası Sophie’nin poposunu kırbaçladığında (velev ki kızın ısrarı üzerine girişilmiş hasta-doktor ilişkisinden öte ilişkide) Siegfried mitolojisinin yücelerinden tenin ve tarihin somutluğuna iniveriyor birdenbire.
* * *
Poposu kırbaçlanan Sophie olmakla birlikte, tabir caizse ruhunda bir karmaşa yaşayanın da C. G. Jung olduğunu anlıyoruz. ‘Ten ve tarih’ ya da ‘ruhun karmaşası’ gibi rüküş ifadeler C.G. söz konusu olduğunda çok yersiz değil. Çünkü filmden anladığımız kadarıyla şatafatlı, Wagneryen bir ‘daüssıla’ içinde uyuklayan ari ruhu uyandırmak, hele hele tene ve kırbaca alıştırmak hiç iyi fikir değil.
İşte ‘Tehlikeli İlişki’ tek bir Nazi askeri göstermeden Jung’un şahsında simgesel olarak uyanan bu ruhun hikâyesini anlatıyor. Psikanaliz tarihinin gerçekleri Cronenberg’in nispeten daha az umursadığı bir şey gibi görünüyor. Onun istediği ‘Şiddetin Tarihçesi’nin Amerikan taşrası, ‘Örümcek’in distopik İngilteresi, ‘eXistenz’ın sanal oyun âlemi gibi ‘loş’, hatta distopik bir ‘yer’de geçen bir hikâye daha anlatmak. Başarıyor da bence. İki Dünya Savaşı arası Viyanası’ndan daha loş, daha distopik neresi olabilir?