Seksin kullanımları...

Her filmiyle seyircisini şaşırtmayı sürdüren Ang Lee yeni bir eserle karşımızda: 'Dikkat, Şehvet' (Araya virgül koymayı unutmayınız.) Ang Lee, tıpkı eskinin Hollywood stüdyo yönetmenleri gibi birçok türü denedi...

Her filmiyle seyircisini şaşırtmayı sürdüren Ang Lee yeni bir eserle karşımızda: 'Dikkat, Şehvet' (Araya virgül koymayı unutmayınız.) Ang Lee, tıpkı eskinin Hollywood stüdyo yönetmenleri gibi birçok türü denedi, deniyor. Ama, stüdyolara kontratla bağlı o yönetmenlerin belki de mecburen geliştirdikleri bir bilek kıvraklığını o isteyerek seçiyor ve aslında başka bir hat üzerinde ilerliyor. Sadece ilginç dövüş sanatı filmi, edebiyat uyarlaması, dönem filmi, çizgi roman uyarlaması vb. örnekleri çekmekle yetinmedi, 'özgür' 70'leri aile melodramı olarak anlatmak, eşcinsel aşk hikâyesini ana akım sinemaya sokmak, eşcinsel aşk dolaysıyla Amerikan köylülüğü anlatmak gibi yepyeni şeyler de yaptı. Şimdi de tanıdık görünüşlü ama yeni bir şey yapıyor; filmin adının da söylediği gibi 'dikkat' ile 'şehvet'in beklenmedik biçimde bir araya geldiği bir gerilim sineması...
'Dikkat, Şehvet'in ilk yarısı seyirciyi gerdikçe geren bir tür Hitchkock, ikinci yarısı ise bu gerginliğin nihayet patlayıp yakıcı bir şehvete dönüştüğü bir tür Oshima filmi. (Oshima'yı ve 'Duyular İmparatorluğu'nu hatırlayan var mı?) Ama bu durum bu filmi basitçe, yarısı Batı yarısı Doğu bir şey de yapmıyor. Ang Lee daha çok kültürel ve tarihsel bir 'iki arada bir derede'liğe işaret ediyor ve bunu yaparken de bir başka yönetmenin, Wong Kar Wai'nin aslında Uzakdoğu Batılılaşması anlattığı pudra kokulu, ruj lekeli, Nat King Cole'lu 'Aşk Zamanı'nı akla getiriyor. Ang Lee'de de bol bol pudra, ruj ve melodi olmakla birlikte, o daha çok bunların oluşturduğu gergin yüzeyin (dikkat) sıyrılıp çıplak tutkunun ortaya çıkışıyla (şehvet) ilgileniyor. Uzun zamandır, bir filmdeki sevişme sahnelerinin filmin hikâyesine bu kadar denk düştüğü bir film seyrettiğimi hatırlamıyorum. Cinsel tutkunun ilk patlak verişinde seyrettiğimiz irkiltici sahneden tutun da en yoğun tutku beklediğimiz yerde en yoğun duygusallıkla karşılaştığımız sahneye kadar ters köşe hareketlerle dolu şaşırtıcı, şık bir film bu. 'Şık' hem olumlu hem de olumsuz anlamda- çünkü 'Dikkat, Şehvet'in muhtemel zaafı kusursuzluğu olabilir. Dikkati de şehveti de o kadar ustaca dengeliyor, anlatımda öyle bir ip cambazı marifetiyle ilerliyor ki, film kimi zaman kendi mükemmelliğine hayranmış gibi gelebilir seyirciye. (Hatta filmdeki o şatafatlı yüzüğün filmin bir metaforu olduğunu düşünenler bile çıkabilir!) Usta hikâye anlatıcılığının elmaslarla bezenip ışıklar saçması beni üzmedi doğrusu. Ama, 'Aşk Zamanı'nın hafif banal empresyonizmini 'Dikkat, Şehvet'in keskin realizmine tercih edenleri de anlayabilirim.
Sinemalarınızda bu hafta göreceğiniz diğer 'seks'li film 'Irina Palm' ise seksi (bir çeşit seksi) bir çeşit 'deus ex machina' olarak kullanıyor. Bu filmde seksin kullanımı o derece kendine (duruma) özgü ki aniden kafayı sıyıran bir Ken Loach'un seks işçiliği/orta sınıf ikiyüzlülüğü/ hasta çocuk/ fedakâr babaanne konulu bir melodram yapmaya soyunduğu (soyunan falan yok filmde) hissine kapılabilirsiniz. Tam da bir Loach olmayan Sam Garbarski'nin en büyük başarısı babaanne rolünde her bakımdan bir ikon olan Marianne Faithfull'u kullanmayı akıl etmesi. Faithfull, oyuncu/şarkıcı/yetmişler ikonu olarak beraberinde getirdiği bütün kültürel/cinsel imaları tersyüz etme ve seksi de, Londra'yı da, babaanneliği de bambaşka bir açıdan gösterme stratejisine zevkle ortak oluyor. Ortaya çıkan kahkahalarla karşılanabilecek bir fıkranın köşesinden
dönen ve kendi çapında dehşetin sınırlarında gezinen tuhaf bir natüralizm oluyor.