Sevgi şeysi...

Kutluğ Ataman, 'entellerden, burjuvaziden' kurulan bir hıyanet çetesinin mağduru rolünde bir zamandır. İşin aslı şu, bir şeye tepki göstermeyi seçti, karşı tepki görünce de bunu hemen 'beni sevmiyorlar!' yaygarasına çevirdi.

Her yer biraz böyledir belki ama Türkiye gerçek bir sevgi arsızlığı ülkesi. Bu sinema, sanat vb. alanında da öyle. Herkes - özellikle yazıda - eşinden dostundan yerli yersiz ’Sevgili bilmemkim’ diye bahsetmeyi ihmal etmez.

Birinin filmini falan ‘sevmek’ önemlidir. ‘Sevdin mi?’ sorusunda gözler dolar. Ortalık, ’hakikaten bak, senin gerçek fikirlerini duymak istiyorum,’ deyip de, düşünüp taşınıp vardığınız fikirleri söylediğinizde selamı sabahı kesenlerden geçilmez. Devlet babadan, evdeki anadan babadan dirsek yiyen kimi ruhların tüm sevgi ihtiyacı içlerinde birikir. Daha ötesi, bu çabuk-hazır neskafe sevgiler dünyasında kimse işi dolayısıyla sevilmemeyi gerçekten göze alamaz.

Zamanında layık oldukları kadar ilgi görmemiş Ataylar, Atılganlar, Tanpınarlar, Erksanlar, Karasular bu neskafe sevgiler dünyasını umursamadıkları için hala günceller. Ruhları ilgisizlikten biraz üşümüş olabilir yaşarken, ama asıl dertleri hep işleriyle olmuş. (Devran dönüp ‘keşfedildiklerinde’ onlara adanan küçük mihraplara, pardon ‘kült’lere yüz sürenlerin sevgi adına yaptığı aşırılıklar da kimi zaman yüz kızartır. Bu da sevgi arsızlığının bir ‘veçhe’si.)

Sevgi arsızlığının bir sonucu da bazen, sevilmemeyi göze almak gerektiği zaman benimsenen beceriksizliktir. Sevdiğiniz şarkıcı politik tavır almak isteyince ‘topunuzu Hitler paklasın!’ diye haykırır mesela. Sevilmemeyi göze almanın orijinal bir çeşidi.

Gayet de eğlenceli, ödüllerini falan da hak eden ‘Kuzu’ filminin yönetmeni Kutluğ Ataman da sevilmeme konusundaki amatörlüğün şu günlerdeki en iyi örneği. ’Türkiye'ye geldiğinden beri devlete sırtını dayamış sözde sanatçılardan ve şimdi de burjuvaziden çeken’ Kutluğ Ataman’ın işleri zamanında yadırganmış olabilir. (Bir festivalde, Antalya'ydı belki de, ‘Aya Yolculuk’ filminden adeta üstüne basa basa tümen tümen çıkan seyirciyi hatırlıyorum, utanç vericiydi.) Ama sevilmemeyi göze alırken ‘yadırganan bir iş yapıyorum, bu budur’ demek yerine, ‘beni mahvettiler’ yaygarasına sığınmak işte o sevilmemeyi seçme konusundaki amatörlükten.

Kutluğ Ataman, ‘entellerden, burjuvaziden’ kurulan bir hıyanet çetesinin mağduru rolünde bir zamandır. İşin aslı şu, bir şeye tepki göstermeyi seçti, karşı tepki görünce de bunu hemen ‘beni sevmiyorlar!’ yaygarasına çevirdi. Tepkisi belki yıllardır biraz yadırganan, tam ‘sevilebilir’ olmayan ama ilginç sinema filmlerinin geniş ölçekte karşılaştığı umursamazlığın birikimi sonucudur, kimbilir.

Şimdi yaptığı en ‘sevilebilir’ film vesilesiyle, Gezi yüzünden ondan ikrah edenlerin bile değerini teslim ettikleri bir başarı kazandığında bile hala hıyanet çetesi edebiyatına sığınabiliyor. Oysa, Türk sinemasının kadim janrlarından köy filmini küstah ve eğlenceli biçimde ti’ye alan filmini bu yaygaranın ardına gizlememeli, asıl bu damara bastığı için sevilmemeyi göze almalıydı. Ama hayır, tabii o gerilerde bir yerde kalacak, filmin şirin yanları öne çıkacak, ‘Kuzu’, Kutluğ Ataman’ın sevilmemeyi göze alma amatörlüğünün ikiye böldüğü efkar-ı umumiye’nin ortalık yerinde bir ‘Ayşecik’ halesine bürünecek.

Yazık tabii, sevilmemeyi göze alma beceriksizliğinin insanı ve işini bu kadar gölgelemesi. Neyse, sevgi işleri deyince akla ‘İncir Reçeli 2’ geliyor elbette. Halil Sezai ve umarsızca içli şarkılarını pek severim. Ne ki, bazen akıllıca bile olan bu sözlerin film repliği olarak karakterlerin ağızlarında iyi durduğu söylenemez. ‘Yarıya kadar değil yaraya kadar rakı’, ‘avaz avaz susmak’ ya da ‘mezarıma hoşgeldin’ cümleleri en harbi dövmeci kız ve sevgilisinin ağzında bile fantastik durabilir. Buna ‘Tamam mıyız?’ ya da ‘Issız Adam’ filmlerinin dekoruna tıpatıp benzeyen Beyoğlu stüdyo-ev dekorlarını, dehşet karton karakterleri de ekleyebilirsiniz. Ama filmde sempatik bir yan var ki, görülmeyecek gibi değil; herkes deliler gibi içki içiyor, içkisiz zamanlara inat, ayrıca metrekarelerce dövme yapılıyor… ‘Her akşam votka, rakı ve şarap’ şarkısının bir gün gelecek politik bir söz olduğunu da görecekmişiz.

Ayrıca Halil Sezai sinemasının, sevgi ihtiyacının dibine vurduran böylece sevgi arsızlığı sorunumuzu neredeyse parodileştiren bir yanı bile olduğu söylenebilir. Kendini pek ciddiye alan Teoman, Mehmet Erdem ve Feridun Düzağaç ekolünün bu salla-gitsin tipi ‘yapıbozumu’nun sevimliliği en çok da İncir Reçeli Adamı diyebileceğim karakterin kendisinden kaynaklanıyor. Saçlarını biraz daha sıkça toplasa, kafada bardak kırmak yerine kareli pijama altının sevimliliğine ağırlık verse, nice plastik dizi yakışıklısına alternatif İncir Reçeli Adamı’nın gelecek aşklarını daha da zevkle seyredeceğim. Senaryo- peki tamam, dağınık kalsın. Duygu doğru yere, Müslüm Gürses’e demir atmış ya.