Solunum yetersizliği

Solunum yetersizliği, durmadan kendini tekrar eden Yavuz Turgul sinemasında

‘Av Mevsimi’ filminde pek de tıbbi olmayan, genel bir ‘solunum yetersizliği’ lafıdır gidiyor. Kahramanlardan biri solunum yetersizliği çekiyor, diğeri solunum yetersizliğinden ölmüşmüş vb. Allah söyletmiş denebilir. Solunum yetersizliği filmin kendisinde, artık bir çıkmaz sokak olan, durmadan kendini tekrar eden Yavuz Turgul sinemasında çünkü.
Öncelikle şu; ‘Av Mevsimi’ son zamanlarda polisiye olmaya soyunan ama sadece polise methiye olan filmlerin sonuncusu ve şimdilik zirvesi. Televizyondaki polisli dizilerin sinemadaki paraleli olan, ‘Deliyürek’le başlayıp ‘Ejder Kapanı’ndan ‘New York’da Beş Minare’ye uzanan çizgi ‘Av Mevsimi’ne gelmiş dayanmış.
Her türlü duygusunu şiddet yoluyla dışavurmaya ‘izinli’ polis memuru rolünde Cem Yılmaz! Ara ara sempatik bulmamız gerekiyor anlaşılan, ama son yılların en ürkütücü karakterlerinden biri; o kadar ki ara sıra karşımızdakinin nihayetinde Cem Yılmaz olduğunu hatırlayıp gevşeme ihtiyacı duyuyoruz. Bir yere kadar faydası oluyor.
Diğer kefede yer alan ise malum, Turgul filmlerinde ‘akil adam’ rolündeki Şener Şen... Yavuz Turgul sinemasında ‘Muhsin Bey’den bu yana Şen’e yazılan, yarı şaka yarı ciddi ‘kulak çeken’ ihtiyar rolü gelip bu karaktere dayanmış. İtiraf etmeli, bu bir tek işe yaramış. Şener Şen, bir Turgul filminde alttan alta komik vurgu denemeyi bırakmış artık. (Çıktığı son reklamla karşılaştırınız.) Belki de sinemamızın gerçekten iyi, ille de komik olmayan bir kıdemli erkek oyuncusu olur bundan sonra, kimbilir.
Fakat asıl- asıl vahim olan, filmin ‘avcısı ile avı’nın, bu iki kocamış karakterin (Çetin Tekindor da Devlet Tiyatrosu vurgularını kaybedebildiğinde iyi) Türkiye ile ilgili birşeyleri izah ve temsil ediyor olmaları. Temsiline yaradıkları dünya, gençlere, çocuklara tahammülü olmayan, filmin metaforuyla söyleyelim ‘soluk aldırmayan’, kadınlara ancak yumuşakbaşlı olduklarında hayatlarında yer veren, önerilen davranış biçimlerinin dışındakilere karikatür gözüyle bakan (Küçükçağlayan komik bir gay rolünde!) bu ihtiyarlar dünyası toplumun geri kalanını boğan bir karanlık oluşturuyor. İster polis olsunlar ister başka şey; filmin üzerine bir heyula gibi çöktükleri için neredeyse bu filmden çıkış yok. Haklılık onlarda, trajedi onlarda, haklı ya da haksız ‘sebepleri’ olmak hürriyeti onlarda, belagat ve tumturaklı konuşma serbestisi onlarda.
‘Av Mevsimi’nde ihtiyarlık yeni bir duruma, kabuk değiştirmeye doğru işaret etmiyor, sadece karanlık bir çuval. (Filmdeki ‘seri katil nedir?’ esprisi, ‘Dexter’ seven gençliğe göz kırpma sayılsa da, eğer hem polis olmaya çalışıyor hem de antropoloji tezi yazıyorsanız, orada da şansınız yok; sebebiniz yok çünkü, sebebiniz ‘gülünç’.) Şener Şen, nihayet ‘Muhsin Bey’likten emekli olmuş, fena da olmamış dedim ama, bu kadar umutsuz bir statükoda ara ara espriye yer olsun, o eski Şener Şen dudak büzmelerini görelim istiyor insan. ‘Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde yönetmen rolündeki Şener Şen’in Müjde Ar rolündeki Müjde Ar’a ‘av ve avcı’ konulu bir senaryo satmaya çalıştığı, Müjde’nin de bu entel senaryoyu bir türlü ‘anlayamadığı’ bir sahne vardır. O sahnenin hafif kaba saba, entelektüel düşmanı mizahını gene de bu filmin çıkışsız karanlığına tercih ettiğimi söyleyeceğim.