Sözel puan...

Haftanın en sevimli filmi Vin Diesel'in oynadığı 'Beni Suçlu Bulun'... </br>Üstelik de Vin Diesel yüzünden.

Haftanın en sevimli filmi Vin Diesel'in oynadığı 'Beni Suçlu Bulun'...
Üstelik de Vin Diesel yüzünden. Filmde Vin Diesel'in saçları var, çok iyi bir komedyen olduğunu düşündürecek her türlü de sebep. Fakat bir yandan da, bu mafya komedisinin tartışmalı noktası tam da bu; Vin Diesel'in karşı konulmaz sevimliliği...
'Beni Suçlu Bulun'un bir sahnesinde, mahkeme salonu dolusu mafya mensubunu hapse yollamak için çırpınan avukata, yardımcılarından biri Vin Diesel'in canlandırdığı karakter için şöyle diyecek oluyor: 'Jüriden biri onu sevimli bulduğunu söyledi.' Avukat haklı olarak çileden çıkıyor, çünkü tam da bu yüzden dava sarpa sarmakta, sonlanamamaktadır. Bu ne biçim jüri üyesidir ki, her türlü suçunu ayan beyan itiraf eden bir sanığı 'sevimli bulmayı' adalet hissinin önüne geçirebilmektedir? Ve hatta belki de kararını buna göre verecektir.
Avukat yeterince sevimsiz, Vin Diesel'in canlandırdığı karakterse gerçekten sevimli, evet.
Gelgelelim film de tıpkı o jüri üyesi gibi davranıyor; bir suçlu hakkındaki kararımızı onun sevimli pişkinliğine yaslayalım, hatta bunu Amerikan sinemasının malum 'bireysel çıkış' edebiyatına bağlayalım istiyor. Bu durum, bir mahkeme salonu dolusu mafya karakterini 'haşarı oğlan çocukları sayarak bağrımıza basalım ve onları sevelim'i ima etmeye kadar varıyor. Vin Diesel'i, kel olduğu filmlerde olduğu gibi bu filmde de sevdim.
Ama bu (saçlı) Keloğlan Masalı'nın popülist mafya yorumuna can-ı gönülden katılamadım. 'Beni Suçlu Bulun', komedi tonunda olmakla birlikte, basbayağı da adalet fikri üzerine bir hikâye sonuçta çünkü. Üstelik Filmin yönetmeni de en hamasi, en öğretici jüri filmlerinden biri olan meşhur '12 Öfkeli Adam'ı da çeken Sidney Lumet. Köprülerin altından ne sular akmış olmalı ki, Lumet 'yeni bir adalet anlayışı'na varmış. (Gerçi iki film sonuçta birbirinin aynı diyen alaycılar da çıkacaktır.)
'Beni Suçlu Bulun'un gözden kaçmayacak bir yanı sürekli olarak (kibarca söylersek) oral seks esprileri etrafında dönüp durması. Haftanın diğer filmi 'History Boys'da da, bambaşka bir ortamda, bambaşka bir grup erkek için aynı durum geçerli! Bir piyesten uyarlanmış, piyesimsiliğini katiyen kaybetmemiş, yanlış programda yıkandığı için de renkleri solmuşa benzeyen bu filmde, Cutlers' Lisesi'nin imkânları kısıtlı gençleri Oxford ve Cambridge'e girmek istiyorlar. Bir yerde Vin Diesel kadar da garibanlar. Allahtan idealist hocaları var. Bu filmde de, öğrencilerin hayran oldukları hocalara ikram etmeyi düşündükleri şey ciddi ciddi 'o' lezzet oluyor. Bu filmden de oral seks ergenliğin en favori lezzetidir, hatta İngiliz okullarında hoca-öğrenci arası erotizm üniversiteye giriş biletlerinden biri hatta birincisidir izlenimiyle çıkmak mümkün. Kültür farkı ... deyip geçilebilir. Ama nedense, 'Beni Suçlu Bulun'un harbi mafya delikanlıları ile İngiliz okulunun fırlama yeniyetmelerini buluşturan bu 'oral' durum bana erkek çocuklarının bir araya geldiklerinde muzurlukta gemi azıya alabileceklerini, 'oral'le 'sözel', 'sözel'le 'oral' arasında fark tanımayacaklarını, hatta bunu bir tür haklılığının sularına bile taşıyabileceklerini düşündürdü.
'Su' deyince tabii, akla 'Karayip Korsanları'nın üçüncüsü geliyor. Korsan kılığına girmiş erkek çocuklarının bir arada (üçüncü kere) yaramazlık ettikleri filme gitmedim, proje kabak tadı verdi çünkü.
Gene de bir sinemanın erkekler tuvaletindeki reklam panosunda gördüğüm, şu unutulmaz basın özetimsiyi sunmadan geçmeyeyim: 'Dünyanın sonu olarak tanımlanan Uzakdoğu okyanuslarında yapılacak nihai savaşta korsanların her biri özgürlük sevdalısı korsan yaşam tarzının geleceğini kurtarma mücadelesi verecektir.' Film özeti olarak 'tanımlanan' alanda en yüksek sözel puanı hak eden bir özet bence...