Tek, uzun bir şarkı gibi...

Bir yerde bir Sezen Aksu şarkısı duyduğunuzda onun hangi albümden olduğundan çok, o ortak hatıranın neresine denk düştüğünü hatırlarsınız
Tek, uzun bir şarkı gibi...

Sezen Aksu’yu önce severdim. Derken hayatımın bir dönemi sevmemeye çalıştım. ‘Çok fazla’ydı, belki de herkese öyle geldiği bir nokta oluyordur.
Sonra vazgeçtim. ‘Git!’le sevgiliden ayrılıp tekrar barışmak gibi mükemmel pespayelikler yaşamamış, süpermarket koridorlarında nasılsa oralara düşmüş ‘Ünzile’yi duyup her defasında olduğu gibi hüzünlenmemiş, oğluna yazdığı şarkıda ‘gel de bir çay iç’ deyişine tav olmamış gibi yapamayacaktım.
Esastan kaçış yok. Sezen Aksu’nun karşı konulmaz dayanıklılığı, üstelik de dayanıklılığın bazen katlanılmaz hale geldiği bu memlekette, bize yıllardır ortak bir hatırayı ‘söylemesinden’ ileri geliyor diye düşünürüm.
Sözler de değil, şarkı; şarkıların sözleri, ancak şarkıcılar onları söylediğinde bir anlam kazanıyor. Ama Sezen Aksu’yu diğer bir çok müthiş şarkıcıdan ayıran şey daha da farklı. Bütün Sezen Aksu şarkıları değişen vurgularla tek, uzun bir şarkı gibidir. Bir yerde bir Sezen Aksu şarkısı duyduğunuzda onun hangi albümden, hangi yıldan olduğundan çok, o ortak hatıranın neresine denk düştüğünü hatırlarsınız. 

Ortak kayıp duygusu
Aşktan bahseden en iyi şarkılarında sadece aşkın bıraktığı bir izden, İzmir şarkılarında sadece bir İzmir hayalinden (‘ben oralarda doğdum, köklerim o topraklarda’ deyişi gibisi yoktur), ‘Ünzile’de esasen kayıp bir çocukluktan bahseder. Meselenin can alıcı noktası tam orasıdır; tek tek ‘arabesk’ deyip burun kıvırabileceğiniz ya da hemfikir olmamayı marifet sayacağınız duygular onda ortak bir kayıp duygusunda birleşiverir. Ebru Gündeş’de hoyratlık, Yıldız Tilbe’de delilik, Bergen’de trajedi vs. olan herşey bir Sezen Aksu şarkısında altın bir ortak noktada buluşurlar.
İlk çıktığı yıllardaki şarkılarından birinde ‘hiç parasız pulsuz, hiç sevgisiz aşksız kalmamasına’ rağmen sahip olduğu ‘özlem’in ‘kime, neye, neden’ olduğunu sorar. O kadar da güzel sorar ki, insan onun hayret etmesinden dolayı, o duygunun kendinde de varolup olmadığını düşünür. Düşününce de tabii ki varolduğunu bulur.
Öte yandan yeni Türk şiirinden en az üç güzel şarkı yapmışlığı var. Metin Altıok’u, Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı kendinin kılmak az şey değil. Ayrıca başkalarının bazı şarkılarını bir kere de ondan dinleyin. Onun sesinden ‘Melankoli’, ‘Pervaneler’, ‘Tanrı İstemezse’ ya da ‘Yüzünü Dökme Küçük Kız’ birden bambaşka şarkılar olurlar.
Bazı kuşaklar Sezen Aksu sevmeyebiliyor. Bahsini ettiği ortak hatıra çoğu zaman da acıtıcıdır . Bazen onlara paylaşmadıkları, paylaşmak istemedikleri, hatta geride bırakılması, unutulması gereken uzun bir iç sıkıntısı gibi geliyor olabilir. Ama şarkılar hemen canlanan şeyler. Aynur Doğan olayında olduğu gibi unutulmak istenen her şey bir şarkıyla geri geliveriyor.
Öte yandan sözlerini hiç anlamayanlar onu sevebiliyorlar. Çünkü o ortak hatıranın çağırdığı neyse, o şey daha çok Sezen Aksu’nun söyleyişinde saklı. Bir Amerikalı arkadaşım onun sesindeki ‘gravitas’dan bahsedecek kadar ileri gitmişti. Sezen Aksu’nun sesinde gerçekten de böyle bir ‘oturaklılık’, ‘vakar’ var.
Bütün büyük şarkıcılardaki gibi.
Geçenlerde doğum günüymüş, onu bahane edip yazdım bu yazıyı. Nasılsa bir gün bir Sezen Aksu yazısı yazmam gerekecekti. Yazmadan olmaz. Daha çok yaşasın.
Sezen Aksu 16, 17 ve 22 Ağustos 21.30’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda.

.