'Türkiye'nin ruhu'?

Komşular' sergisinin önemi; komşulara bakarken günümüz Türk(iye) haletiruhiyesinden parçalar nakletmesi, 'şecaat arzederken' faydalı biçimde 'sirkatin söylemesi'.

Türkiye Cumhuriyeti’nin komşularını ‘merak etme’sinin tarihi eski değil. Uzun yıllar kendimizi bölgede önemli ‘demokratik’ bir güç saydığımız için komşularımızı eski Osmanlı İmparatorluğu kalıntıları olarak görme rehavetini sevdik. Yunanlılara ya da Bulgarlara ‘komşu’ denildiğinde üstten bakan bir eda takınılabilir, ‘Şark’ küçümseme sıfatı olarak kullanılabilir, bilemediniz Mısır’daki malların peşinden koşma efsanesiyle oyalanılırdı.

Şimdilerde devlet gene ciddi ciddi öyle sayıyor kendini, bölgesel bir ‘abi’; komşuların politikaları konusunda ahkâm kesmeyi, oralara elini uzatmayı marifet sanıyor. Öte yandan ‘one minute!’ tafrasının uzun vadede sökmeyeceğine uyanan özel sektörün kültür kurumları oldu, bütün bu sahte kendine güven onların serpuşlarını önlerine koyup düşünmelerine yol açtı. Dubai sanat piyasasını kollamaktan Saraybosna ile ilgili sorumluluk duymaya, Yunanistan’la sinema filmi yapmaktan Ermenistan’la kültür alışverişine kadar; Salt, İstanbul Modern, İKSV ya da Anadolu Kültür bir şeyleri harekete geçirdiler.

Gene öte yandan, komşuları gerçekte ne derece anlıyor-biliyoruz tartışılır, eskinin ‘pederşahi’ refleksleri hâlâ içimizde mi? Asıl tartışma bu olmalı, bu konuda paneller yapılmalı bence. Pederşahilik sadece zaptu raptla değil, ‘hepimiz aynı coğrafyanın çocuklarıyız’ güzellemesiyle de olabiliyor çünkü. (Mavi Yolculukçuların, Anadolu’yu yekpare bir bütün sayan anlayışın mirası da tartışmaya açılmalı belki, bize çok güzel İlyada- Odisseia çevirileri armağan ettikleri kuşkusuz ama başka ne kaldı, ona da bakmalı.) İstanbul Modern’in 8 Haziran’a kadar açık ‘Komşular’ sergisi bu iyi niyetin bir göstergesi olarak ele alınabilir. Aynı zamanda, ‘Komşular’ sergisi yer yer komşulardan ya da komşularla ilgili yerleşik kanılardan birer ‘sample’ alarak ilerliyor gibi de görülebilir, atasözlerinden deflere, oradan keçe çadırlara… 

Fakat bu serginin asıl önemi, belki de komşulara bakmaya çalışırken aslında günümüz Türk(iye) haletiruhiyesinden parçalar nakletmesi, ‘şecaat arzederken’ faydalı biçimde ‘sirkatin söylemesi’. Bu bakımdan, ben ‘Komşular’ sergisinin Turhan Selçuk’un ‘Abdülcanbaz’ıyla Canan’ın ‘Hezeyan’ı arası Türk ruhunda bir noktaya işaret ettiğini düşünüyor ve bunu önemsiyorum. 

Oğuz Atay’ın ‘Türkiye’nin Ruhu’ diye bir roman planladığı meraklılarınca malumdur. Ne olduğunu tam bilmiyoruz. Emperyal reflekslerinden otantik depresiflerine kadar ‘Türkiye’nin Ruhu’ ne acaba? Bunu Demirkubuz filmlerinin ötesinde bilmiyoruz, ‘güzel ve yalnız ülke’ kalıbı ise çoktan devletin eline-diline düştü bile. Turhan Selçuk’un ‘Abdülcanbaz’ının, bir zamanların bu çok özenilmiş çizgi roman dizisinin tüm bir macerası sergileniyor ‘Komşular’da, 1972 yılında yayımlanmış ‘Foncistan’a Seyahat’… ‘Macera’, ‘Osmanlı tokadı’ efsanesinin müşriki bu kerliferli, kostümlü fesli kahramanın ecnebi ülkelerdeki maceralarına odaklanarak Evliya Çelebi-Hezarfen vb. kırması bir seks sembolü sunuyor bize. Öyle denmez ayıptır, ama bu süper kahraman Osmanlı yenileşmeciliğinden cumhuriyete oradan bir zamanların ziyadesiyle erkek Sol’una seyreden bir hatta tam da bunu yapardı ve çömezleriyle birlikte Teksas, Tommiks’e çok daha sanatkârca bir alternatifti. 

Vakit ayrıp tüm macerayı okuyun, kültürel bir prototip kadar, gündelik gazetelerin çizgi romana saygı duydukları dönemde neler yapıldığını da göreceksiniz. Canan’ın ‘ev yapımı’ 1 saatlik filmi ‘Hezeyan’da ise Türkiye’nin ruhunun dişil yanı sergileniyor. İlk yılların Fassbinder’lerini andıran bu gözyaşlı, ‘bilhassa çapaklı’, hem sosyal içerikli hem canhıraş melodramda, internet chat sitelerinden dini duygulara, arabeskten delirmeye kadar kanlı canlı bir hikâye var. Şu an İstanbul’daki tek etkileyici Türk filmi. İstanbul beyefendisi Abdülcanbaz ve arkadaşlarıyla onun çok daha mütevazı versiyonu bir ‘internet beyaz atlı prensi’ne razı ev kadınının maceraları birbirine çapraz yerleştirildikleri yerlerde, ‘Komşular’ın esef dolu bakışları altında, mükemmel bir itiraf hattı oluşturuyorlar.