Türkler Ata'larını dramatize edemiyor!

Endişem; yakın tarihi dramatize etmeye yeteneğimiz olmaması

‘Kemalizm bir ideoloji değildir’ cümlesi, benzeri hazır bilgelikler gibi memlekette ara sıra kulağımıza çarpar. Fakat bazen bunlar öyle de doğru çıkıyorlar ki. Son yıllarda Türkler, konuyla ilgili filmlerde Ata’larını dramatize etmeye çalıştıkça batıyorlar.
Konu, gerçekten de, ideolojik bir yapıda olacağı gibi kendi dramaturjisi, ikonografisi, mizansenleri ile gelmiyor bir türlü. Kutudan ancak bir deste resim çıkıyor, öyle olunca da sonuç bir adamın ‘tipi’, yarım yamalak da ‘iç dünyası’ üzerinde çene çalmaktan ileri gitmiyor. Bu konuda hâlâ ehven-i şer olan ‘Mustafa’, belgeselle karışık dramatize Mustafa Kemal portresinde hiç olmazsa bir 20. yüzyıl başı ‘süje’sinin fotojenikliği üzerine düşündürüyordu. Onu, Mustafa Kemal’i yürek yakan bir jön olarak lanse etmeye çalışan ‘Veda’ izledi. Sarışın Kurt rolündeki aktörün oynadığı zeybek bile, bir Erman Film melodramı olmak isteyen bu filmi kurtarmıyordu. Biraz nefes almak istemiş olabilirim, ‘Dersimiz Atatürk’ü görmedim. Oysa memlekette bu konularda nefes almaya izin yok. Çünkü Atatürk filmi çekmeye çalışma ‘ideolojisi’nin dinamikleri oldukça anlamlı.
Bir şeyi durmadan denemek ve daha da sığ olanını yapmak bir duruma işaret etse gerektir. Atatürk filmleri çekme arzusu, bu konuda direnenleri giderek çevre konulara attı. İyi, belki oradan bir şey çıkar denebilir. ‘Kubilay’ filmi iyimser olunamayacağını, tuhafın giderek çok tuhafa dönüştüğünü gösteriyor. Dörtte üçü nedense (ya da, elbette) Cumhuriyet’in kuruluşu ve Mustafa Kemal ile ilgili bu filmde şimdiye kadar karşımıza çıkan en garip Atatürk canlandırması var. ‘Atatürk, aslında kısa boyluydu’ realizminden etkilenilmiş olacak, kısa, tıknaz ve gençlik sahnelerinde bile yaşlı görünen bir aktör, ‘Kubilay’ adlı filmin hemen hemen tümünü kaplıyor. Kubilay rölündeki aktör ise filmin son çeyreğinde belirip kayboluyor. Filmin müsamereliğiyle, basit tezatlarıyla, sıkıcı dekorlarıyla, kötü oyunculuklarıyla vb. eğlenmek kolay, ilginç de değil. Endişe verici olan, bu konudan film yapılamayacağına artık emin gözüyle bakabileceğimiz. 

‘İlle de yapacağız’ inadı
‘Bir Atatürk filmimiz olmayacak’ endişesi değil endişem; hakkında film yapmaya çalıştığımız bir yakın tarihi dramatize etmeye yeteneğimiz olmaması ve de korkarım hiçbir zaman olmayacağı... Kısmen, ‘ille de yapacağız’ inadıyla ilgili durum. Ama kısmen de, bu konuda ‘zincirlerinden boşanması’ ihtimali dahi olmayan, velev ki karanlık, suçlu, tartışmalı bir hayalgücümüzün olmayışı... Bu hayalgücünün anti-Atatürk olması falan da gerekmiyor, sadece ‘dramatik’, ‘dramatize edilebilir’, ‘dramaya müsait’ olması gerekiyor...
Olmayan ‘Kubilay’ filmine dönersek. 20. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş, müfredatla yetişmiş bir Cumhuriyet çocuğuyum; Kubilay Vakası, bir türlü bulunamayan küçük Ayla vakası ve Kıbrıs’ta küvette katledilen anne ve çocukları resmiyle birlikte birçok kuşakdaşım gibi ruh karanlıklarımda bir yerde durur. Eminim, bu karanlığı benim kuşağıma da ‘Clementine’lerin karanlığıyla büyümüş kuşağa da tercüme edecek asil hayalgücü, birilerinin damarlarında mevcut. Bir kıpırdayabilse o hayalgücü...