Uyuşturucu batağından notlar

Bu hafta ne yazacağımı biliyor gibiydim. Şöyle bir şeyler; Osman Sınav'ın 'Pars'ta, karanlık, hatta ayıptır söylemesi Barok bir havalar tutturduğunu, siyahlar içindeki Mehmet Kurtuluş ve...

Bu hafta ne yazacağımı biliyor gibiydim. Şöyle bir şeyler; Osman Sınav'ın 'Pars'ta, karanlık, hatta ayıptır söylemesi Barok bir havalar tutturduğunu, siyahlar içindeki Mehmet Kurtuluş ve devresine bir 'Görevimiz Tehlike' şıklığı vehmettiğini, özellikle de filmin Türk sinemasında şimdiye kadar gördügümüz en havalı hava cekimlerini (kusura bakma 'Organize İşler') ihtiva ettiğini yazacaktım. Öte yandan, Narkotik'ten Atilla ile Asena'nın ancak 'Görevimiz Tehlike' filmlerinde görülebilecek bir ecnebilikle donanmış iş ve gündelik yaşamları vesilesiyle, yüzde yüz Türk aksiyon kahramanlarının da ancak ecnebi (Amerikalı diye okuyunuz) havalara büründükleri ölçüde kahraman olabildiklerine, kardeşini uyandırmak için şirin şirin yastık atan ağabeyin devresi ile sürdürdüğü (benzeri Amerikan filmlerinde görülen) aseksüel flörtün de bir nevi yastık atma tadında olduğuna dikkat çekecektim. 'Pars'ın kahramanlarında görülen bu siyah lateks/ siyah boğazlı kazak/ Mehmet Kurtuluş tipi delici bakış trend'inin, 'Biz de onlar gibi olabiliriz' arayışımızın aksiyon sineması faslında bizi olsa olsa bir arpa boyu ilerlettiğini, dünya standartlarında aksiyon filmi yapmaya çalışırken onun pahalıca bir parodisine varmanın istenir, özlenir bir hedef olup olmadığını soracaktım.
Ne çare ki, bütün bu şık sorular ve gözlemlerle 'Pars' olayına bir nokta koymak, her şeyden evvel İnci öğretmen dolayısıyla mümkün olamadı. Beni bu ikilinin 'çok özel' olduklarını düşünmeye iten, Komiser Atilla ile İnci öğretmenin karşılıklı sahnelerindeki Türkçe konuşma gayreti olmuş olabilir. Ayrıca, elbette, İnci ögretmenin dar, ince çerçeveli gözlükleri ve uyuşturucu gibi güncel bir konu hakkındaki hassasiyeti, klasik Çalıkuşu Feride gayretinin günümüze yansıtılabileceğini de gösteriyordu. Atilla'nın okulda yaptığı uyuşturucu toplantısından sonra salon buz kesmişken, ilk el çırpanın gene İnci öğretmen olması ne anlamlıydı. İnci öğretmen, böylece filmin Amerikanvari aşk üçgeni planında aksiyon kadını Asena'ya alternatif oluşturuyor, hatta Atilla'ya 'Senin neyin var Atilla?' bile diyebiliyordu. İkisinin Türkçe telaffuz sorunlarından başka şeyler paylaşıp paylaşmadıkları ise hayal gücümüze bırakılıyordu. Bu hayli banal transpozenin nelerin ikamesi olduğuna gelecek olursak o da çok basit; İnci öğretmen, komiser Atilla ve Asena demek ki artık hep birlikte, 'Türk gençligini uyuşturucu batağından çekip çıkarma' yolunda bir arada varolabiliyorlar. Gelgelelim, 'Pars'ın uyuşturucu bataklığı sahneleri ne kadar komikse ('Hadi sen de katıl bize!') savaşa başkoymuşların ortaklığı da o kadar 'Allah kabul etsin' cinsinden. Bir nevi Lale Belkıs olan (bilmiş, entel) İnci, bir nevi Hülya Koçyiğit olan (saf, için için kanayan) Asena ve onların arasında kalmış aksiyon Ediz Hun'unun herhangi birilerini bir şeyden kurtarabileceğini sanmak söyle dursun, bu üçlünün bu filmin önerdiği milliyetçi-kemalist aksiyon paktını sonuna kadar götürebileceklerinden bile kuşkuluyum.
Model aldıkları Yeşilçam (Lale-Hülya-Ediz) ne de olsa, gene de, her şeyden evvel bir sınıf ilişkileri sinemasıdır. Onlara yaramaz. İkincisi, üçlüyü bir arada tutar gibi görünen ideolojik iplikçikler, bilemediniz İnci'nin pembe gözlük çerçevelerine dolanır kalır. Öylesine yapıştırmalar. Onların yanında, günün modasına uygun olarak Ermeni asıllı olduğu anlaşılan kötü adam, eroin baronu Vahdet/Vahe ne kadar daha sahici, tanıdık!
O hiç olmazsa, olabilemez ideolojik paktların adamı olmak yerine, bildiğimiz kötü adam. Ama şunu sormadan da geçemeyeceğim; Murat Daltaban ne arar bu filmde ve bu rolde? Oyuncular hiç mi senaryo okumazlar? Hayatta ve sanatta tezat diye bir şey hiç mi yoktur ve bir oyuncunun hayatta inandığını sandığımız şeyler böyle bir rolle carpışınca, onun kafasında hiç mi bir 'gürültü' çıkmaz?