Uzun uzun bakabilmek

François Ozon'un son filmi 'Yeni Kız Arkadaşım, komedi gibi görünen sahneler ve anlar içermesine rağmen yönetmenin olgun filmlerinden biri. Ozon 'seçilmiş akrabalıklar'la 'kontrat altına alınmış' birliktelikler arasındaki gel-git'i konu ediniyor.
Uzun uzun bakabilmek

François Ozon’un en son filmi ‘Yeni Kız Arkadaşım’ Cuma günü gösterime giriyor. Ozon, yıllardır, ticari sinema çerçevesinde, eşcinsel bir yönetmen olarak heteroseksist tabir edilen topluma sorular sorar. Arada tür filmleri, komediler vb. de çekti. Öte yandan, filmleri her zaman doğrudan doğruya cinsel meselelerle de ilgilenmez.

Ozon, daha çok kimliğin oluştuğu ortamın, ailenin nasıl birşey olduğunu anlamak istiyor gibidir. Bu yolda ‘Ricky’ gibi turfanda fantastik, ‘5x2’ gibi bir düğünün anatomisi görünümünde, ‘Genç ve Güzel’ gibi farklı gençlik filmi havasında fuzuli, kötüce denemeleri de oldu. Filmlerinin hepsi biraz melodramdır. Öte yandan bu filmlerin bazıları güzel ve derindir de. Daha sakince ve olgun olanları özellikle; ’Veda Vakti’ kahramanın cinsel kimliği, aileyi aşıp metafizik meselelere değdiği bir hikaye anlatır. ‘Sığınak’ çocuk istemeyen bir genç kadınla çocuk isteyen genç bir erkek arasındaki sessiz anlaşmadan bahseder. Ozon, sakin bir içe dönüş halet-i ruhiyesi içinde sorular sorduğunda derin bir yönetmen olur. Nedir bu aile dediğimiz bağlanma çeşidi, nerelerinden zorlanır, nasıl yırtılabilir?

Yeni Kız Arkadaşım

Bu son Ozon da, komedi gibi görünen sahneler ve anlar içermesine rağmen yönetmenin olgun filmlerinden biri. ‘Yeni Kız Arkadaşım’da Ozon ‘seçilmiş akrabalıklar’la ‘kontrat altına alınmış’ birliktelikler arasındaki gel-git’i konu ediniyor. İkisi de müphem alanlar aslında; ‘seçilmiş akrabalıklar’da, dostluklarda nasıl suyun altında başka hayaletler kıpırdanıyorsa, kontrat altına alınmış birliktelikler de her zaman ille de ‘zincirlenmek’ anlamına gelmeyebiliyor. Önemli olan, bu kaygan alanlarda sağlam durabilmek, pozisyonlar alabilmek. Pozisyonlar da her zaman kesin ve geri dönülmez kararlar şeklinde olmayabiliyorlar. Önemli olan, karşımızdakinin ihtiyaçlarına bakmak ve onları anlamaya çalışmak, aynı anda kendimizinkilere de; empatiden de öte birşey, dürüstlük… Her zaman engebesiz ve dikensiz bir yolda ilerlemiyoruz burada. Önyargılarımızı defetsek bile kendi duygusal ihtiyaçlarımız devreye giriyor, onların sesini kıssak bu kez bedenimiz baş kaldırabiliyor. ‘Yeni Kız Arkadaşım’ın kişilerini, olay örgüsünü anlatmaya kalkışmak bütün hikayeyi ele vermek olacağı için filmin sorduğu soruları öne alıyor da değilim. Hikayenin kendisi daha çok bu sorularla ilgilendiği, transvestizm, kadınlık-erkeklik, arkadaşlığın, evliliğin sınırları gibi konuları aştığı için güzel bu film.

Çok eğlenceli, hemen Almodovarvari olarak yaftalanacak anları olmasına ve bunlara hakkını vermesine rağmen, Ozon’unki İspanyol yönetmeninki gibi neşeli bir farfaralık değil sadece. Bir tefekkür daha çok. Bunda başrolü canlandıran Romain Duris’in büyük payı var. Bu çirkince ve çekici oyuncu şimdiye kadar bir sürü berbat filmde oynadığı gibi çok iyi rollerde de oynadı. Michel Audiard’ın ‘Kalbim O An Durdu’sunda canlandırdığı babasının gölgesinden kurtulmak isteyen genç piyanist rolü özellikle müthiştir. Duris artık aktörlerde ender bulunan bir şeye sahip, bir ‘yüz’e; bütün enerjisi sert çenesi, yırtıcı ama neredeyse komik dişleri ve yumuşak bakışlı gözlerinde toplanmış gibidir. ‘Yeni Kız Arkadaşım’da kadın kılığındayken onda bir an Fanny Ardant’ın garip güzelliğini görür gibi olmuyor değiliz ama bunu hemen de unutuyoruz. Çünkü ikinci planda. Film, Duris’in bir türlü ruj kabul etmeyen üst dudağından çok, çevresiyle ilişki kurmak isteyen bakışlarına odaklanıyor. İyi de oluyor, rol arkadaşı Anais Demoustier’nin fazlasıyla ‘cici’ karakteri ancak böylece ruh kazanıyor, canlanıyor. Ozon’un araştırmak istediği de o zaten; bakışlarımızla, ta içe bakmayı göze alabilen bakışlarla karşımızdakine kadar samimiyetle ve ne kadar uzun uzun bakabildiğimiz meselesi.

‘Yeni Kız Arkadaşım’, biraz masalsı sonuna rağmen Romain Duris’in de varlığıyla derin bir film oluyor. Aklında şöyle bir soruyla kalakalanlar da olabilir, ekleyeyim; filmin sonunda yakışıklı, sıkıcımsı ve iyiniyetli koca Gilles, başka bir ‘seçilmiş yakınlık’tan feragat etmek, kendisinin olmayan bir bebekten ayrılmak zorunda kalıyor mu acaba? Belki kalmıyordur. Belki de kalıyordur. O zaman da bu kusursuza yakın anlaşmalar ortamında bile her insani durumda olduğu gibi ince bir çatlak var demektir.