Vazgeçilmez Hitchcock...

Onu hayatı boyunca belli bir tür hikâyeyle ilgilenmeye yönelten çocukluğunda birkaç saatliğine karakolda hapsedilerek cezalandırılmış olması mıdır, soğuk sarışınlara duyduğu adı konmaz çekim midir?

Stephen King ilk denemelerinden birini Hitchcock’un çıkardığı Alfred Hitchcock ’s Mystery Magazine’e yollamış. Hikâye şu notla geri dönmüş: “Müsveddelerinizi zımbalamayınız”. “Biraz duygusuzca ama iyi bir tavsiyeydi” diyor anılarında King. “Bir daha hiçbir müsveddeyi zımbalamadım”.

Hitchcock ’un kuşaklarca sinema seyircisi üzerinde buna benzer, tam adlandırılmayan, esrarlı bir etkisi olmuştur. O, Borges’in Shakespeare’i gibi, herkes için her şey olmayı başarmış nadir sinemacılardandır, hatta belki tek sinema adamı. Yaşadığı günlerde ‘gerilim ustası’ olarak endüstriden istediği saygıyı fersah fersah gören üstadın şöhretinde ikinci perde Chabrol ile Truffaut’nun, bütün Yeni Dalga’yı etkileyen ‘Hitchcock’la Konuşmalar’ kitabı sayesinde açıldı. 80’lerden sonra ise üçüncü perde açılacak, üstat hayattayken hayal edemeyeceği (belki de umursamayacağı) kadar çok akademik araştırmanın konusu olacaktı. Bu ilgi Slavoj Zizek’in editörlüğünü yaptığı Lacan Hakkında Bilmek İstediğiniz (Ama Hitchcock’a Sormaya Korktuğunuz) Her şey’le doruğuna vardı, kendisi de Hitchcock’u aratmayacak bir sahne adamı olan Zizek, üstadın yeniden keşfini tamamen gerçekleştirdi.

Hitchcock, bütün bunlara peşinden koşan herkesi bir “McGuffin avına yolladığını” söyleyerek cevap verirdi belki de. Mc Guffin, onun dergâhında seyircinin de karakterlerin de meselenin can alıcı noktası ya da esrarın çözümü sandığı, öyle olan ya da olmayan ama yönetmenin birer av köpeği konumundaki hepimizin burnuna tutarak peşinden gitmemizi sağladığı ‘şey’, aslında kanıtın saldığı ‘koku’dur. Hitchcock, belki de en iyi McGuffin’leri ya da ‘kıtır’ları kendi hayatı ile olarak ortaya attı. Onu hayatı boyunca belli bir tür hikâyeyle ilgilenmeye yönelten çocukluğunda birkaç saatliğine karakolda hapsedilerek cezalandırılmış olması mıdır, soğuk sarışınlara duyduğu adı konmaz çekim midir, vb. vb.? Sinemaseverlerin hayalgücünü hâlâ kurcalayan bu hususlar aslında üstadın kendi yarattığı efsanenin öğeleridir.

‘Hitchcock’ filmi bu parçalardan bir ‘biopic’ yapma vaktinin geldiğini fark eden eğlenceli bir film. Anthony Hopkins, Hitchcock’tan çok Süleyman Demirel’in gençliğine benziyorsa da beis yok. Film zaten, her filmi olduğu gibi bu filmi de kolayca ele geçiren Helen Mirren’in. Mirren, bu filmin fikrince bütün büyük adamlar gibi sorunlu bir seks hayatı olan ama zaten bütün cinsel güdülerini de sanatının hizmetine vermiş üstadın arkasındaki gölge kadını, usta bir kurgucu olan karısı Alma Reville’i oynuyor. ‘Hitchcock ’ filminde her kuşaktan, her anlayıştan Hitchcock’ severi tatmin edecek kıtırlar var: Hitchcock , aslında ta derinde Ed Gein gibi bir seri katil miydi? Eşcinsel Anthony Perkins, Norman Bates karakterinde annesiyle olan ilişkisini mi yeniden yaşadı? Usta kurgucu Mrs. Hitchcock, Hollywood’da sürdürdüğü sıkıcı hayatı bir gönül macerasıyla süsleyebilse, ‘Psycho/Sapık’ın kurgusunu bu kadar önemsemeyecek, ünlü duş sahnesi olabilir miydi?

‘Hitchcock’ filminin kendisinin burnumuza tuttuğu McGuffin, belki de bütün sinemaseverlerin şu ya da bu biçimde yarı gerçek yarı uydurma bir hikâyenin peşinden koşmaktan duydukları önüne geçilmez zevk. Bu bakımdan, filmin sinema festivali sırasında gösterime çıkması çok uygun. Sinema seyircilerinin maruz kaldığı yarı gerçek yarı kurgu filmler ülkeden ülkeye değişiyor elbette. Gizlice yıkılmaya çalışılan Emek’in içerisinin korkunç görünümü de olabiliyor, Roman Polanski’nin ‘o küçük kıza ne yaptığı ya da yapmadığı’ tefrikasının bir sonraki bölümü de olabiliyor, ‘kötünün banalliği’ fikrinin mucidi Hanhah Arendt’in hayatından bir dilimin tıpkı Hitchcock’un hayatından bir dilim gibi ele alınması buluşu da olabiliyor, ‘Vesikalı Yarim’in dayanılmaz cazibesinin hâlâ sürmekte oluşunun sırrı da olabiliyor. Ve tabii günümüzün en iyi Hitchcock taklitçisi Slavoj Zizek’in kaçınılmaz olarak Hitchcock’a referans yapan ‘Sapığın İdeoloji Rehberi’ de…

Sonuçta Zizek’in de Hitchcock analizleriyle birlikte ve onlara rağmen üstadın kendisini McGuffin’in âlâsı olarak kullandığı söylenebilir. Hitchcock filmlerinde şu ya da bu biçimde her zaman söz konusu olan çıplaklık mevzuu da var tabii; acaba Zizek filmin en az bir sahnesinde yarı beline kadar çıplak, yatağına uzanmış olarak görünecek mi, böylece gerilim üstadının hayat boyu süregelen bir derdini yalanlayacak, dehanın diyete ihtiyacı olmadığını bir kere daha vurgulayacak mı? Ve acaba kaz ciğeri ezmesini nereden getirtiyor?