Woody'nin Karamozofları

Woody Allen, 'Maç Sayısı'ndan sonra gene benzer bir filmle karşımızda: 'Cassandra'nın Rüyası'. Benzerlik, bu filmin de Woody'nin kendine ikinci vatan olarak benimsediği anlaşılan İngiltere'de geçmesi ve...

Woody Allen, 'Maç Sayısı'ndan sonra gene benzer bir filmle karşımızda: 'Cassandra'nın Rüyası'. Benzerlik, bu filmin de Woody'nin kendine ikinci vatan olarak benimsediği anlaşılan İngiltere'de geçmesi ve Woody'den beklemeye alıştığımız 'komik' filmlerden biri olmaması. Aslında tabii bunlar da bütün benzerlikler gibi yanıltıcı, en azından görece. Woody'nin komik ya da 'komedik' dehası, 'Cassandra...'da da dinmiş değil. Yalnız bu filmde, Woody seyircisini son dönemde çektiği 'Melinda ve Melinda' gibi bayat farslarla ve iyice tükettiği New York gevezelikleriyle yormuyor da, mesela yaşlı annesinden çok yaşayacağına kesinkes inanan ama bir-iki sahne sonra öldürüleceğini bildiğimiz kurbanla anne arasında küçük kara mizah köprüleri kurmak gibi ince işlerle uğraşıyor. (Woody'nin anne olayları bitmez.)
Ya da, kahramanlarına, cepleri para gördükçe, başkalarından gördükleri şeyleri yaptırtıyor; zengin dayı herkesi lüks otel Claridge's'de yemeğe götürüyorsa yeğen de başkalarını etkilemek için aynı şeyi yapıyor, vs. 'Maç Sayısı'nda ortahalli ve gayretli bir delikanlı aristokrat bir aileye damat girmek uğruna kötü şeyler yapıyordu. 'Cassandra...'daki küçük esnaf ailesinden gelme iki delikanlının öyle belli bir sınıf(a) atlama hayalleri yok. Çünkü belki de, bir-iki karikatür aristokratı dışında, bildiğimiz anlamda sınıf derecelemeleri yok bu filmde. Eteği sarkıkça, şeker bir kızla evli olan ve spor eşyaları dükkânı açma hayalleri kuran araba tamircisi Colin Farell'ın kumar gibi klasik bir derdi var. Ailenin lokanta işine yardım eden ama Kaliforniya'da otelcilik yapma hayalleri olan Ewan McGregor ise 'klas' bir aktris sevgili ediniyor, dolayısıyla olsa olsa 'sanatsal sınıflar'a intisap etme hayali olduğu söylenebilir. Oysa 'Cassandra...' da, esasen 'Maç Sayısı' gibi bir çeşit 'daha iyi bir hayata atlama' filmi; ama Woody'nin bize titizlikle gösterdiği üzere, bu film kapitalizmin günümüzde vardığı 'kredi kartı ve alışveriş şehveti' merhalesinde hayallerin, hırsların ve tabii 'nakit akışı'nın aldığı görünümler üzerine. Bu dünya hepimizin içinde yaşadığı, cihanşümul, birörnek tüketim dünyası. (Alışveriş merkezlerinin küresel krallığı, son günlerin İstanbul'u mesela!)
Film, anlamlı biçimde, sık sık alışverişe çıkan ya da sevgi nişanesi olarak kendilerine önemli anlarda hediye alınan iki eltinin henüz 'felaketten habersiz' alışveriş yapmalarıyla sona eriyor. Felaket de sıradan; bu dünyada eller çok belli, felaket geliyorum diyor, trajedi de bir o kadar geçici. O halde, neokapitalizmin memleketimizdeki temsilcisi hanımın ünlü deyişini uyarlayacak olursak; 'ya öldürülecek ya öldürülecek'. Belki ilk bakışta anlaşılmasa da, Woody Allen'in filminde önemli olan anlatı'dan çok anlatım. Filmin o kadar alelade, o kadar 'normal', deyim yerindeyse o kadar görünmez bir anlatımı var ki, eski Woody'nin çok daha frapan anlatımına alışkın bizleri asıl şaşırtan belki de bu. Ama elbette sıradanlığı, gündelik günahları ya da günahların gündelikleşmesini anlatmak için tam da böyle bir anlatıma gerek var. Woody Allen'i 'Maç Sayısı'nda ve bu filmde belki esas olarak bunun için tebrik etmeliyiz; evrensel bir günümüz hikayesi anlatmak üzere alıştığımız üslubundan iyiden iyiye vazgeçtiği için. 'Cassandra'nın
Rüyası', filmin sonunda Habil ile Kabil olmaya varan iki kardeşin hikâyesindeki tek masum rüyanın, kardeşlerin birlikte paylaştıkları teknenin ismi. Filmin adının tekneninkiyle aynı olması da belki Woody'nin filmdeki en büyük ve karanlık şakası.