Yönetmenler yönetmenlere saydırıyor

Truffaut, Antonioni için 'Sıkıyor beni' demiş. İnsan aynı açıksözlülüğü Türk yönetmenlerden de bekliyor

İnternet sağolsun; geçen hafta ‘yönetmenleryönetmenleregiydiriyor’ adlı ecnebi siteden faydalandım. Truffaut, zamanında Antonioni için “Sıkıyor beni, öyle ciddi ve mizahsız ki” demiş. Bergman’sa, “Kendi yavanlığında boğuldu” buyurmuş İtalyan usta için. Gene Bergman, Welles için de “Bence o bir kötü şaka” demiş. “Boş. İlgimi çekmiyor. Ölü. ‘Yurttaş Kane’, bütün eleştirmenlerin gözdesi, her zaman en iyi 10 film listelerinin tepesinde, ama koskoca bir can sıkıntısı bence.” (Bergman’ın sıkıntıdan yana bu kadar dertli olacağını kim tahmin ederdi?) Hele Godard’a gelince iyice coşmuş: “Filmleri bana hiçbir şey vermedi. Fazla özenilmiş, sahte entelektüel, tamamen ölü. Sinematografisi ilginç değil ve sonsuz sıkıcı. Godard canına yandığımın sıkıcısı. Eleştirmenlere film yapıyor.”
En iyi savunma saldırıdır hesabı Bergman bu kadar sıkıcılıktan bahsedince onun bu konudaki başarılarından bahisle karşı saldırıya geçen olmamış. Zaten Welles de esasen Godard’dan şekvacı. Kibar ama: “Yönetmen olarak çok yetenekli. Onu düşünür olarak pek ciddiye alamıyorum sadece- (filmlerindeki) mesaj, bir topluiğnenin başına kazınabilir.” Görüyoruz ki, Welles de kuşağının birçok Amerikalısı gibi ‘düşünür’lüğü bir çeşit müfredat kalemi sayıyormuş. Ama Godard da boş durmamış. ‘Düşünürlüğü’yle değilse bile birçok bakımdan abisi olduğu Tarantino için, Yeni Dalgacıların pek sevdiği ‘paradanbaşkabirşeydüşünmeyen’ Hollywood yönetmeni taklidiyle demiş ki: “Yapım şirketine filmlerimden birinin adını verdi. Onun yerine para verseydi.”
Rivette’in Kubrick’le derdi ise ‘içerik’: “O bir makine, bir mutant, bir Marslı. İnsan duygusu diye bir şey yok onda. Ama ‘2001’de olduğu gibi makine başka makineler hakkında film yaptığında şahane oluyor.” Rivette’e göre, Spielberg ve Cameron da “Yeni de Mille olmak istiyor”larmış. “Ne çare ki, o yönetmenlikle bir kesekağıdından dışarı çıkmanın yolunu bulamaz”larmış. Oysa bakın Godard bir nevi pre-Tarantino cool’uyla Spielberg için şöyle deyivermiş: “Şahsen tanımam. Filmlerinin çok iyi olduğunu sanmıyorum.”
Gerçi ‘cool’ da bir yere kadar. En esip köpüren Alman ‘heva’larından birinde Werner Herzog da Godard’ın defterini dürmüş: “Godard gibi biri iyi bir kung-fu filmiyle karşılaştırıldığında sahte entel parası gibi geliyor bana.” Sanırsınız Herzog da bir Wolfgang Petersen.
Amerikalılar, genellikle geveze ve ergenler yorumlarında. Tarantino’yu pop olmakla, otuzbircilikle suçlamak ilginç değil. Yalnız Kevin Smith (?) “Hiç çizgi roman okumam” diyen Tim Burton için “Batman’den anlaşılıyor” demiş. Ağzı hiç torba olmayan Vincent Gallo, Spike Jonze’u “Sıkıcı”, Scorsese’yi “Egomanyak” buluyormuş, Sofia Coppola “İşine yarayacak herkesle yatarmış” vs.
Kalite giderek düşüyor ve Cronenberg’in, Shamayalan hakkında, belki haklı belki haksız, “O heriften NEFRET ediyorum. Başka soru?” deyişiyle dibe vuruyor. Bittabii birbirlerinden nefret ediyorlar diye Bergman, Godard, Herzog, Antonioni, Welles, Rivette, Kubrick, Burton, Tarantino hatta Spielberg, Shamayalan, Cameron seyretmeyecek değiliz. Tam tersine, bu yönetmenlerin birbirlerinden nefret ederken öne sürdükleri sebepler her ne kadar mübalağa sanatı tarzında da olsa kendi tercihlerini, kendi sinemalarını açıklıyor.
İnsan aynı açıksözlülüğü birbirleri hakkında Türk yönetmenlerinden de bekliyor. Hem de sadece ‘önüme gelene bir tekme’ tarzı Sinan Çetin yavanlığında değil; Nuri Bilge’den neşter lezzetinde, Demirkubuz’dan en iyi sokak çocuğu taklidiyle, Ustaoğlu’ndan zehir zıkkım, Erdoğan ve tüm BKM ekibinden hınçla, Yılmaz’dan lütfen CMYLMZ şovları harici bir üslupda, Erdem’den ‘öyle mi dedim, hiç de demedim’ tadında, Pirselimoğlu’ndan uzun uzun, ince ince vs. Yorumlar hep özelde kalmamalı, halka malolmalı. Belki bu sene? Adana? Antalya?