Zamanı yamamak

Kulağa bir parfüm markası gibi gelen 'Deja Vu' lafı Hollywod'un hoşuna gitmiş olmalı. 'Önceden görmüştüm' gibi bir anlama gelen bu Fransızca deyim aslında hepimizin bildiği bir duyumun adı.

Kulağa bir parfüm markası gibi gelen 'Deja Vu' lafı Hollywod'un hoşuna gitmiş olmalı. 'Önceden görmüştüm' gibi bir anlama gelen bu Fransızca deyim aslında hepimizin bildiği bir duyumun adı. 'Şurayı eskiden görmüştüm' ya da 'Bu anı yaşamıştım' hissi esas itibarıyla anlıktır ve deja vu'leri yan yana dizerek acaba nasıl hikâye anlatılır diye merak ediyorsanız... 'Deja Vu'ye gitmeyiniz. Çünkü 'Deja Vu' gerçekten de 'önceden gördüğünüz bir şey'; ama öyle uçucu kaçıcı anların hikâyesi değil, basbayağı, buz gibi zaman yolculuğu filmi. Gayretkeş Amerikalılar zamanda dört buçuk gün kadar geri gidip zamanı onarmanın bir yolunu buluyorlar. Sonra da 'çilekeş New Orleans halkı'na ithaf edilmiş bu filmde bir infilak olayını geriye çeviriyorlar.
Geçmiş gerçekten nasıl oluyor da tamir ediliyor, zaman nasıl olup da boynuzlarından tutup geri çeviriliyor sorularına (en azından kâğıt üzerinde) bazı cevaplar veriliyorsa da, 'Deja Vu' filmi aslında bazı başka soruları akla getiriyor. Tony Scott'un pek sevdiği 360 derece dönüşler, sersemletici kurgu da Denzel Washington'un yüzündeki hem bilmiş hem şaşkın ifadenin ima ettiği bu soruları ancak pekiştiriyor. İki siyahi kahramanın acılarına ve kahramanlıklarına adanmış bu film New Orleans halkına bir hediye ise bu hediyeye güncel bir konu olan terörizm çeşnisini katarak su katmak niye? (Evhamlı anne modunda: Madem öyle Katrina'yı geri dönüp tamir etseler ya! Paranoyak baba modunda: Yoksa Katrina aslında terör eylemi mi?!) Yoksa filmi seyreden herkesi saran asıl tema her an her yandan gözetleniyor olma duygusu mu? Filmin gerçek kahramanları gözetleme kameraları mı? (Galiba öyle.)
Her ne halse, 'Deja Vu'deki deja vu sadece sonda minik bir espri olarak var ve esasen bir zaman yolculuğu olan film, deja vu'sü de mahfuz olmak üzere olarak bütün zaman yolculuğu filmlerinin ağababası 'La Jetee'nin hatta onun yavrusu '12 Maymun'un eline su dökemez. Tek orijinal buluş, İsa'nın hayatının fanatik versiyonunda İsa'yı oynayan Jim Cazievel'in burda da din fanatiği terörist rolünde olması. Eh, Mel Gibson'u oynatacak değiller ya. Maksat hasıl olmuş. 'Deja Vu'de, bir yandan kadın sömürüsünü sigara içme yasağı gibi bir 'kamusal alan' sorunu olarak yorumlayan, bir yandan da gayet statükocu bir bilim kadını var. Onun dediğine göre, zaman düz bir çizgi üzerinde ilerlemiyor, yana yöreye sapan yollar da var, ama tabii bütün hepsi de 'sonlu', bunu o da itiraf ediyor.
Kim ki Duk'un en unutulmazı 'Boş Oda' olan tuhaf, küçük, akılda kalıcı filmlerinden bir diğeri olan 'Zaman' da bunu söylüyor işte. Hiçbir şeyi sansasyonalist biçimde anlatmayı sevmeyen Koreli, öteki filmlerinde 'aşk', 'tevekkül' ya da 'tutku'ya nasıl serinkanlı yaklaşmış idi ise, plastik cerrahiye de öyle yaklaşmış. Yüzünü değiştirmeyi, olup biteni onarmanın, mecazi anlamda zamanı geriye sarmanın yolu sanıyorsan, o kadar da emin olma diyor galiba bu film. Hele de zaman içinde bulduğun tek nirengi noktası, 'ötekinin yüzü' de kaybolup giderse zamanın sularına kapılıp gitmiş bulursun kendini, zaman denizinin ortasında. Ne 'Dağdan İndim Şehire' filmlerindeki Külkedisi olayından medet umacağını, ne bir Hollywood melodramındaki gibi azmin ödüllendirileceğini sanma. Bütün yüzleri kaybettiğinle, bir anlamda zamana noktayı koyduğunla kalırsın. 'Zaman' bir mesel, bir Doğu hikâyesi belki... Ama aynı zamanda, herkesin durmadan bağıra çağıra kavga ettiği matrak âşıklar kafesiyle, suret ve mana gibi Doğulu konular üzerinde düşünürken şu küresel dünyada 'Doğulu' olmayı ille de önemsememesiyle, 'iri' sembolleriyle Doğu'dan da Batı'dan da herkesin takılabileceği 'ortak' bir film. Zamana, yamanması gereken patlak lastik muamelesi yapan Amerikan filminin tersine...