Zamanımızın bir kahramanı

"David Fincher filmlerinin edebiyat bölümlerinde incelenmemesi yazık"

Her zamanki gibi sabah erken kalktım, kahve içtim, facebook’u açıp baktım sonra facebook filmini görmeye gittim. Hayır, dedektif Philip Marlowe değilim, sadece Douglas Copland’ın yerinde tabiriyle, günümüz iletişme kapitalizminin dünya üzerindeki ‘mikroserf’lerinden biriyim. Bir sosyal iletişme ağı olarak dizi seyirciliğini (ecnebi de olsa) eski ve annece, twitterciliği geveze, görsellik açısından sıfır ve fazlasıyla park şamdan buluyorum. Ziyadesiyle görsel olduğu ve yakın arkadaş çevremle ‘bağlantılandırdığı’ için facebook’cuyum. (Esasen film ve - hâlâ - kitap kuşağındanım.)
David Fincher’in Türkiye sinemalarında yarın başlayacak ‘Sosyal Ağ’ filminin de taze bir fenomen olan facebook’un sosyal ağ niteliğiyle ilgili olacağını düşünüyordum. ‘Zodiac’ kusursuz bir sosyal ağ filmiydi; sadece seri katil hikayesi değil, internet öncesine rastlayan ve internetle birlikte patlayan tuhaf mikro aidiyet grupçuklarından birinin, seri katil ‘fan’lığının da eleştirisi... (Tıpkı aidiyet parodisi filmi ‘Dövüş Kulübü’ gibi.)  ‘Sosyal Ağ’da bunun yerine hızlı ve sürükleyici biçimde ve birbirine paralel anlatılmış olarak, Amerikan sinemasının klasik ‘mahkeme salonu’ filmlerinden biri ile ‘Edison’un Hayatı’ tarzı mucit biyografilerinden birini buldum. Şikayetçi miyim, hayır.İlk çıkışını kültleşen bir seri katil filmiyle yapan David Fincher’in aslında, içten içe, geleneksel anlamda ‘yazar’ olduğunu düşünüyorum; Fitzgerald’ın unutulmuş hikayesini kim bulup çıkarıp ondan büyük bir film yaptı? (Her şey kitaba geri döner; diziler Dickens ya da Hüseyin Rahmi tefrikacılığına özlemse, twitter da edebiyatın kadim malzemesi dedikoduyla işporta bilinç akışı karışımı.) Her türlü sosyal sahneye bakan yazar gibi Fincher da baktığı yerde  cinsel/duygusal başarının ikamesi olarak sosyal başarı, rekabet ve en önemlisi de sınıf görüyor. Bir Amerikan filminde sınıf, bir Proust romanındaki sınıf demek değil elbette. Daha çok, ince ince dilimlenmiş çeşitli aidiyetler; Fincher, mikrokozmos niteliğinde bir üniversite kampüsünde her beyaz Anglo Sakson kürek şampiyonu Winklevoss ikizine karşı plastik terlikli bilgisayar cini bir Zuckerberg bulunduğuna, bunun da o toplumsal bağlamda bir denge olduğuna işaret ediyor. (Mucit filmi.) 

Tatlı bir muallak
Buna karşın, Zuckerberg’in de yeri geldiğinde yakın arkadaşı Eduardo’ya kazık atabileceğini, başarı simgesi saydığı girişimci Sean Parker’ın şeytani etkisi altına girebileceğini, bunların da milyon dolarlık bir davada billurlaşabileceğini düşünüyor. (Mahkeme filmi.) Bütün bunlar, vaktiyle kendisini şutlayan kıza inat olsun diye dev bir başarıya imza atmış Zuckerberg’e ‘Daisy’sini  geri kazandırabilir mi sorusunu ise tatlı bir muallakta bırakıyor. Nice olaydan sonra ‘arkadaşlık isteği’ yolladığı eski kız arkadaşının sayfasını yenileyip dururken karanlık odasında tekbaşına bıraktığımız Zuckerberg, bir 19. Yüzyıl romanının sonunda sevgilisinin mektuplarını okuyan Stendhalvari delikanlı olabilir pekala. ‘Sosyal Ağ’, beni facebook ile ilgili ıvırzıvır açısından tatmin etmediyse de, edebiyat okuru olarak çok tatmin etti. Fincher gibi yönetmenlerin filmlerinin edebiyat bölümlerinde incelenmemesi yazık. Thackeray’dan bunalmış öğrencilere ne iyi gelirdi.