Açlık ve tehditlerle diktatörleştirme sanatı

Batı, Kuzey Kore’de bir kült liderliğin ardından koltuğa oturan 29 yaşındaki Kim Jong-Un’dan jest beklerken 12 Şubat’ta 3. nükleer denemeyle rest gördü. Pyongyang, geçen hafta BM’nin yeni yaptırımlarına misilleme olarak da ABD ve müttefiklerini atom bombasıyla tehdit etti. 1949’da Amerikalı gazeteci Anna Louise Strong, bölgeden Kuzey Kore ile ilgili haberlerin gerçekle alakasının olmadığını bildirmiş. 64 yıl geçmiş, değişen bir şey yok. Seul ve Washington kaynaklı haberler bizi kesiyor. En az bilgiyle en kolay yorumlanan ülke Kuzey Kore. Nasıl olsa liderleri ‘deli’, ‘diktatör’, ‘dünya barışına tehdit’. Babası gibi halkının açlığı pahasına bombayla meşgul Kim’den ne beklenir! 

ABD, Japonya gibi davrandı
Peki Kuzey Kore’yi histerik bir devlete dönüştüren ve liderlerini halkının gözünde tanrılaştıran nedir? Mesele sadece halkın acizliği ya da liderlerin deliliği mi? Bir kez olsun hikâyeye Pyongyong cephesinden bakalım. Hak vermek değil sadece anlamak için. Kanadalı yazar Stephen Gowans’ın ABD açısından sinir bozucu tespitleri var.
ABD, Japonya’nın yenilgisinin ardından eski Japon kolonilerine çöreklendi. Amerikalılar Güney Kore’de ‘Japonsuz Japonya sömürgeciliği’ni sürdürdü. Amerikan işgali sırasında (1945-1948) ABD’nin kurduğu sistem 35 yıl bu ülkeyi sömürmüş Japonya ile işbirliği yapan toprak ağalarına dayalıydı. Japonya çekilince Seul merkezli Kore Halk Cumhuriyeti kurulmuştu. Demokratik idealleri vardı ama komünist etkiye açıktı. ABD, halkın yönetimine savaş açtı. ABD’nin işgal valisi John Hodge, Japon imparatorluk ordusunda görev almış Korelilerden birlikler kurup birleşik ve bağımsız Kore için savaşan güçleri bastırdı. 1948’de çıkarılan Ulusal Güvenlik Yasası ile yüz binlerce kişi hapsedildi ve kamplara götürüldü. 

Şeytanileştirme politikası
Sıra 1948’de Güney Kore’nin ilk devlet başkanını belirlemeye geldiğinde ABD, Japon işbirlikçisi damgasını yememiş ama komünistlere de karşı çıkan Syngman Rhee’yi tercih etti. Bir Amerikalı ile evli olan Rhee uzun yıllar ABD’de yaşamıştı. 1960’ta Rhee’nin yerini alan darbeci Park Chung Hee, Amerikan himayesinde terör rejimi inşa etti. Kuzey Korelileri okul kitaplarında şeytanileştirdi. (Kuzey Kore’nin müfredatında da Güney ‘ABD kuklası’ ama halkı kardeşti.)
Kuzey’de liderliği üstlenen ise 35 yıllık Japon işgaline karşı savaşmış gerilla lideri Kim il Sung idi. Potsdam Konferansı’nda ABD ile Kore’yi 38 paralelle bölen SSCB, Amerika gibi Kuzey’de kukla rejim kurmamıştı. Hatta Kim, Çin-Sovyet geriliminde Pekin’den yana olunca Moskova, Kuzey Kore’yi yalnız bırakmaya başlamıştı. Sovyet ordusu, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra çekip giderken ABD kazık çakmıştı. ABD, Seul ile yaptığı gizli anlaşmayla Güney Kore ordusunda ipleri hâlâ elinde tutuyor.
ABD’nin Kore Savaşı’nda Kuzey’e attığı bombalar, 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’da kullanılanlardan daha fazla. Tarım alanlarının yüzde 75’ini sulayan barajlar da vuruldu. Kuzey Kore enkazın altından hızla kalktı. Japonlardan kalan fabrikaların burada da payı büyük. Kuzey, Güney’den daha hızlı gelişti. Kuzey’in büyüme hızı savaştan sonra 1965’e kadar yüzde 10, 1965’ten 1978’e kadar yüzde 14 idi. Pyongyang 1980’lere kadar Asya’nın en az sorunlu başkentiydi. Hatta Che Guevara, 1965’te gördüğü Kuzey Kore’nin Küba’ya model olabileceğini söylemiş. ABD, Güney’i Kuzey’in önüne geçirmek için Vietnam cephesine sürdüğü 50 bin Koreliye karşılık 1 milyar dolar verdi. Japonya da Güney’e savaş tazminatı ödedi. 

Aç bırak, dize gelsin!
Beri tarafta ambargolarla Kuzey’in bütün sektörleri çökertildi. Petrolsüz kalan Kuzey Kore enerji için nükleere yöneldi ve 1987’de Yongbyon reaktörünü kurdu. Tek dayanağı elindeki uranyum madenleriydi. Kuzey Kore’nin 1993’te NPT’den çekilmesiyle ABD’nin paçaları tutuştu. 1994’te Pyongyang’a gönderilen eski Başkan Jimmy Carter, bir anlaşma sağladı. Buna göre Kuzey Kore NPT’ye dönecek ve Yongbyon’u kapatacaktı. ABD ise 2003’e kadar Kuzey Kore’ye 2 hafif nükleer reaktör kuracak ve petrol verecekti. CIA’in hesabına göre yaptırımlar en geç 2002’de Kim Jong İl’i devireceği için sözlerin tutulması gerekmeyecekti.
Bazı tespitler tartışılabilir ama genel hatlarıyla bir ülkenin nasıl çökertildiğine dair fikir veriyor. 2001’de George W. Bush, Kuzey Kore’yi ‘şeytan ekseni’ne koyarak düşmanlığı pekiştirdi. Barack Obama da tehdit ve açlıkla terbiye siyasetinden çark etmedi; Dennis Rodman ile “NBA’i konuşalım” diyerek selam gönderen Kim’in basket diplomasisine prim vermedi. Kuzey’i son nükleer denemeye iten de ABD’nin bölgede giriştiği askeri tatbikattı. ABD’nin dize getirme siyasetinin karşılığı halkın açlığı ve diktatörlüğün kurumsallaşması oldu. ABD yaptırım dayatıp Güney Kore’de nükleer silahları ve 30 bin askerini tuttuğu sürece Kuzey, kapandığı bu mahpushaneden zor kurtulur.