Adım sarine çıkmış, eyvah!

Habere imza atan kişi, bir makale için aylarını veren Pulitzer ödüllü 77'lik Seymour Hersh olmasaydı "Hadi oradan der" geçerdik.

Habere imza atan kişi, bir makale için aylarını veren Pulitzer ödüllü 77’lik Seymour Hersh olmasaydı “Hadi oradan der” geçerdik. Bu ülkenin istihbarat şefi ‘Suriye’ye girmek için 8 füze attırır, gerekirse Süleyman Şah’ı vururuz’ diyebiliyor olmasaydı umursamazdık. Suriye’ye gönderilmiş 2 bin TIR’lık mühimmat itirafı olmasaydı “Geç bunları” derdik. Geçmişte Hersh’ün New Yorker’daki her makalesini nefesimizi tutarak okuduk, çevirip yayımladık. Saygınlığıyla malum London Review of Books’ta ‘Red line rat line’ başlıklı son yazısına sıra gelince hayli yutkunduk. Çok vahim iddialar içeriyor. Kaynak ABD istihbaratı ve eski CIA yetkilileri. ‘Doğru çıkmasın’ diye yakardığım şüuyu vukuundan beter iddialar!

Geçen yıl 19 Mart’ta Han Assal, 13 Nisan’da Şeyh Maksud, 21 Ağustos’ta Doğu Guta’da kimyasal saldırı olmuştu. Sonuncusu, BM heyeti ilk ikisini incelemek için Şam’a gittiğinde gerçekleşti. Reijm kadar Suudi istihbaratının kontrolündeki İslam Ordusu olası zanlıydı. Suriye politikasındaki vahametler zincirine dair onca yazıya imza attım ama Türkiye’nin sarinden dolayı itham edileceği aklımın ucundan geçmedi.

Beyaz Saray’da ipler koptu...
Maalesef yalanlansa da Türkiye sarin ile birlikte anılacak ve itibar açısından ağır bir hasar alacak. Biz tartışmasak da dünya “Kimyasal saldırı Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde MİT ve Jandarma’nın desteğiyle El Nusra Cephesi tarafından gerçekleştirildi” diyen Hersh’ün eski yetkililerin ağzından aktardığı şu iddiaları konuşacak:

“Amerikan ve İngiliz istihbaratı, 2013 ilkbaharından itibaren muhaliflerin sarine erişimi olduğunu biliyordu.”

“2013’ün baharında ABD istihbaratı, Türkiye hükümetinin MİT ve Jandarma aracılığıyla kimyasal silah yeteneklerini geliştirebilmeleri için Nusra ve müttefikleriyle çalıştığını öğrendi.”

“MİT isyancılarla siyasi irtibatı sağlıyor, Jandarma askeri lojistik ve kimyasal eğitim gibi işleri üstleniyordu.”

“Erdoğan cihatçılara desteğine son verirse her şeyin biteceğini biliyordu. ABD’nin kırmızı çizgiyi geçmesine yol açacak bir olayı
kundaklamayı umuyordu. Ancak Obama mart ve nisandaki saldırılara yanıt vermedi…

“(16 Mayıs’ta Beyaz Saray’da) Erdoğan, kırmızı çizgilerin geçildiğini anlatıyordu. Başbakan bir ara Hakan Fidan’ı sohbete dahil etmek istedi ama Fidan konuşmaya başlayınca Obama ‘Biliyoruz’ diyerek sözünü kesti. Erdoğan, Fidan’ı 2. kez konuşturmaya çalıştı, Obama müsteşarın sözünü ikinci defa ‘Biliyoruz‘ diye kesti. Erdoğan artık dayanamayıp ‘Ama kırmızı çizginiz geçildi’ dedi. Obama, Fidan’a işaret edip “Biz de sizin Suriye’deki radikallerle neler yaptığınızı biliyoruz’ dedi.”

“ABD Savunma İstihbarat Ajansı, 20 Haziran’daki 5 sayfalık raporda El Nusra’nın Suriye’de sarin gazı üretilen bir hücresi bulunduğunu belirtti. Türkiye ve Suudi Arabistan’da bazı kişiler sarin yapımında kullanılacak onlarca kg maddeyi ele geçirmeye çalışıyordu.”

“21 Ağustos saldırısından hemen önce ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey ve Savunma Bakanı Chuck Hagel gizli raporla ‘Türkiye’nin ABD’nin askeri bir yanıtına yol açacak bir şey yapmak istediği’ konusunda uyarıldı.”

Kapalı devre Rus marifeti

“21 Ağustos saldırısının ardından Rusya, Doğu Guta’dan alınan numuneleri test için Britanya’ya verdi. Porton Down’daki testlerde gazın Esad yönetiminin envanterinde olmadığı kanaatine varıldı. Britanya bulgular eşliğinde ABD’ye ‘Bize tuzak kuruluyor’ mesajı gönderdi. Bir istihbarat yetkilisi, ‘Bunun, Obama’nın kırmızı çizgisinin aşılması için Erdoğan’ın adamlarınca planlanan gizli bir eylem olduğunu artık biliyoruz. Sarin Türkiye üzerinden tedarik edilmişti, oraya Türk desteği olmadan götürülemezdi. Türkler ayrıca sarinin üretimi ve nasıl kullanılacağı konusunda da eğitim verdi’ dedi.”

“Öncelikle kanıtlar, saldırıdan sonra Türklerin çeşitli dinlemelerdeki keyifli hallerinden edinildi.”

Demek ki ellerinde tapeler var!

Neden şimdi?
Peki ABD bu bilgileri neden kamuoyuyla paylaşmadı? Hersh’e konuşan eski istihbarat yetkilisinin yanıtı şu: “Zamanında Esad’ı suçladığımız için şimdi tükürdüğümüzü yalayıp Erdoğan’ı suçlayamayız. Erdoğan’ın sarin gazı saldırısındaki rolüne ilişkin bildiklerimizi açıklarsak sonucu felaket olur.”

O halde neden şimdi? Beyaz Saray’ın inkâr etmesinin önemi yok. Bu, “Bilgiyi veririm ama inkâr ederim” parolasını anımsatıyor.
Yetkililerin Hersh’e konuşması meselenin bilinmesinin istendiğine delalet ediyor. Belli ki ABD, Türkiye ile uyum sağlamakta zorlanıyor ve zorlayıcı bir ortam yaratmaya çalışıyor. Bundan Türkiye’yi gözden çıkardıkları sonucu çıkmaz. Öyle olsaydı örtülü teyit yoluna gidebilirlerdi. Ayrıca “Doğru” demek de ABD’yi hayli sıkıntıya sokardı. Bu durumda kırmızı çizginin muhatabı Türkiye olurdu! Ve ayrıca bataklığa birlikte girdiler. Ne var ki yollar ayrıldı. Bingazi’de ABD konsolosluğuna saldırıdan sonra CIA, Libya’dan Suriye’ye silah sevkıyatı operasyonundan çekildi ama ‘rat line’ (gizli hat) kesilmedi. ABD temkinli polikayla beladan sıyrılmaya çalışırken Türkiye Rus ruletine devam etti. Ve şimdi işin en pis tarafı Türkiye’ye yıkılıyor. ABD ile senkronize olan Suud bile pirüpak! Haklıysan da saldırının ilk dakikasında şeksiz “Esad yaptı” der ve Adana’da 2 kilo sarin ile yakalanan 5 kişiyi salarsan kendini anlatamazsın. Ezcümle milli fren mekanizmalarını bertaraf edenlere harici frenler geliyor. Yalan ya da doğru Hersh’ün yazısı Türkiye’nin ABD nezdindeki yeni yerini gösteriyor.