Ateş kesilir, savaş bitmez!

Darbe komplosu ile Ukrayna'yı Rus katarından koparmaya yeltenenler onca tehdit ve yaptırımlara rağmen Putin'in koşullarında masaya oturmak zorunda kaldı.

NATO’nun genişleme hamleleri, AB’nin Ortaklık Anlaşmaları ile yürüttüğü nüfuz siyaseti ve ‘yeni demokrasileri güçlenme’ adına ‘turuncu’ devrim denemelerinin eninde sonunda Batı’yı Ukrayna'da Rusya ile karşı karşıya getireceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Batı’ya göre krizin adı “Rusya’nın askeri yardımıyla Rusça konuşan Doğu Ukrayna'nın kopuş süreci.”

Rusya açısından krizin adı “Neo-Faşist darbe ile Rusça konuşan halkların haklarının gasbı.”

Rus yanlısı Viktor Yanukoviç’in geçen yıl Batı destekli sivil darbe ile devrilmesi ve Rusça konuşanların sahip olduğu hakların gasbı Rusya’ya aradığı altın fırsatı verdi ve Vladimir Putin Karadeniz Filosu’na ev sahipliği yapan Kırım’ı topraklarına kattı. Ardından ülkenin doğusunda ‘Yeni Rusya’ ideali hortlatıldı. Bu bölgeler ‘Donetsk Halk Cumhuriyeti’ ve ‘Lugansk Halk Cumhuriyeti’ olarak bağımsızlığını ilan etti. Gelişmeler ölüm ve yıkım getirdi.

Ukrayna ordusu ile ayrılıkçılar arasında nisandan beri süren savaş tam anlamıyla savaş. Tank, uçak, helikopter, havan topu, roket ve salkım bombası dahil her türlü ağır silah ve mühimmatın kullanıldığı savaşta yaklaşık 5500 kişi öldü, 12 bin kişi yaralandı ve 1.5 milyon insan evini terk etmek zorunda kaldı.

Anlaşmanın şartları

Soğuk Savaş’ın ruhuna uygun bir vekâlet savaşı denklemiyle Kiev yönetiminin arkasında Avrupa ve ABD, asilerin arkasında Rusya var. Onca restleşmelerden sonra Normandiya Dörtlüsü olarak anılan Rusya, Ukrayna, Fransa ve Almanya liderleri önceki gün Minsk'te 14 saatlik müzakerelerin ardından bir ateşkes anlaşmasını taraflara kabul ettirdi. Ukrayna, Rusya ve AGİT'in imza koyduğu anlaşmanın şartları şöyle:

- 15 Şubat’ta ateşkes yürürlüğe girecek. Bu anlaşma, 19 Eylül 2014’te imzalanan ilk ateşkes mutabakatının yerine geçecek. Ateşkesi AGİT denetleyecek.

- Taraflar ağır silahlarıyla birlikte eylüldeki sınırlara çekilecek. Rusya ile 400 km’lik sınırı kontrol eden asiler son bir ayda 500 kilometrekarelik bir alanı ele geçirmişti.

- Savaşan tarafları ayıran bir güvenlik bölgesi oluşturulacak. Bu bölgenin derinliği 100 mm’lik toplar için 50 km, roketler için 70 km ve Toçka-U gibi ağır silahlar için 100 km. Silahlar güvenlik bölgesinden 14 güne kadar çekilmiş olacak.

- 19 gün içinde karşılıklı olarak bütün esirler bırakılacak.

- 2015 sonuna kadar iki bölgenin statüsünü de içeren kalıcı anayasa değişikliği yapılacak.

Federasyon mu, yok öyle bir şey!

Ateşkes başarılı şekilde uygulansa da kalıcı anlaşmanın önünde engeller var. Barışın olmazsa olmazı özerklik statüsünün tanınması. Bağımsızlık ilan eden iki bölgeyi Ukrayna içinde tutmanın başka yolu yok. Ancak Kiev’de parlamentoya hakim olan gücün özerk ya da federatif yapıya karşı direnci çok yüksek. Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko da ‘üniter’ yapıda ısrarlı. Nitekim Poroşenko, Minsk’te Putin’in kabul edilemez şartlar öne sürdüğünden yakınırken "Özerklik ya da federasyon statüsüne geçiş konusunda herhangi bir anlaşma yapılmadı" dedi. Halbuki anlaşmanın 4. maddesinde mevcut 'Donetsk ve Lugansk bölgelerinde geçici yerel yönetim düzeni yasası'na uygun olarak bölgelerin gelecekteki statülerine ilişkin görüşmelere başlanılması ve 30 gün içinde bununla ilgili kararnamenin Yüksek Rada’da onaylanması öngörülüyor. 11. madde ise 2015 sonuna kadar adem-i merkeziyetçiliğin öngörüldüğü anayasal reformların yapılması; Donetsk ve Lugansk'a özel statü tanıyan daimi yasanın kabul edilmesi şartını içeriyor.
Bu maddeleri Poroşenko 'özerklik yok’ diye yorumluyorsa sorun büyük demektir.

Yeni Rusya bugün değilse yarın

Her şey yolunda gitse ve öngörüldüğü üzere özerklik statüsü tanınsa bile ‘Yeni Rusya’ treni bir kere istasyondan ayrıldı ve her yol ayrımında Rusya’ya doğru makas değiştirmeye çalışacak.

Bu hamleleri sadece Ukrayna’nın iç çatışmaları değil bu ülke üzerinden yürütülen yeni Soğuk Savaş’ın getireceği restleşmeler de tetikleyecek.

Ukrayna krizinin periferisine ve onun gerisindeki aktörlerin hedeflerine baktığımızda savaşın neden bitmeyeceğini anlamak kolay. Batı son yıllarda birkaç kez arkasında duramayacağı siyasi kışkırtmalarda bulundu ama her seferinde Rusların karşı hamlesiyle afalladı. Renkli devrim denemeleri Batılı siyasi manipülatörlere bir türlü ders olmadı. 2004’teki Turuncu Devrim’in intikamını zamana bırakan ve ekonomik cazibeyle Kiev'in tekrar kendisine dönmesini bekleyen Rusya, 10 yıl sonra faşizm ve Rus karşıtlığının baskın çıktığı ikinci devrim denemesine çok hızlı tepki verdi. Rusların hamlelerine yaptırım ve askeri baskıyla yanıt verildi. Ama Ukrayna'yı Rus katarından koparmaya çalışanlar onca tehdit ve yaptırımlara rağmen sonunda Putin'in koşullarında masaya oturmak zorunda kaldı.

Taraflar Minsk'te masaya, çözümü ateş gücünde görüp Ukrayna’nın silahlandırılmasını isteyen cephe ile diplomatik çözümü öne çıkaranlar arasındaki polemiklerin gölgesinde oturdu. İlk cephede ABD’deki Neo-Conlar ile Rus karşıtlığının güçlü olduğu Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri, ikinci cephede Almanya, Fransa, Britanya ve Belçika gibi ülkeler yer alıyor. Diplomasiden yana olanlar Ukrayna’ya silah sevkiyatının Putin’in eline büyük bir koz vereceğini ve Kırım senaryosunun bu kez Doğu Ukrayna için devreye sokulacağını biliyor.

Bu realite özellikle kan kokusuna karşı koyamayan Amerikan Kongresi’ndeki Neo-Conların pek umurunda değil. Nasıl olsa ateş kendilerine çok uzak. Sadece Cumhuriyetçiler değil Demokrat Parti’nin Neo-Con ruhlu senatörleri de son zamanlarda ABD’nin güvenilirliğini teyit etme adına Barack Obama’yı Kiev’e silah temini konusunda sıkıştırmaya başlamıştı. Kongre, aralıkta Ukrayna’ya 350 milyon dolarlık askeri yardım için Obama’ya yetki vermişti. Obama ise 120 milyon dolarlık ölümcül olmayan askeri yardım sunmaktan bahsediyordu. Demokrat Senatör Richard Blumenthal tartışmayı “Vladimir Putin’in güçten başka bir şeyden anlamadığını görmemiz lazım. O bir haydut, yaptırımlardan etkilenmedi” diyecek noktaya vardırdı. Tabi Kiev’deki darbe komplosunun uğradığı hezimet yüzünden Amerikalılarda kuyruk acısı büyük. Obama, CNN'e verdiği röportajda Kiev'deki komployu güzelce itiraf etti. Başkan, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü'ne katılmasına yeşil ışık yaktıkları güzel günleri hatırlatıp "Putin, Kırım ve Ukrayna'ya yönelik kararını, çok büyük bir stratejisi olduğu için almadı. Kiev'deki gösteriler ve bizim aracılığımızla iktidarın değişmesinin ardından Viktor Yanukoviç'in kaçması, Putin'i çaresiz bıraktı" dedi. Bunun anlamı 'Putin'i biz kışkırttık'. Baskı altında kalan Obama’nın önceliği, ölümcül silah yardımı değil diplomasi. Minsk'teki görüşmelerden hemen önce Obama eğer diplomasi başarısız olursa daha sıkı bir duruş vaat etti. Bu duruş ölümcül silahlı yardımı da kapsayan tüm seçenekler üzerinde çalışmayı içeriyor. Ama sihirli cümle şu: "Henüz bu konuda karar yok." Bu, diplomasiyi hızlandırmaya yönelik bir tehdit olarak yorumlanacağı gibi Neo-Con baskısını savuşturma manevrası olarak da algılanabilir.

NATO ve AB'den yılan hikayeleri

Obama'nın temkinli politikasına rağmen Amerikan kurulu düzeni açısından Ukrayna hesabı kapanmış değil. NATO ve AB'ye üyelik perspektifi ile Rusya'yı baskılama çabaları sürüyor ve sürmeye devam edecek. NATO'nun 1999 ve 2004'teki genişleme adımları Rusya'ya verilen sözlere rağmen atıldı. Rus hinterlandında geçmişin ihtişamını diriltmeye çalışan Putin, Gürcistan ve Ukrayna'nın ittifaka alınmasını kırmızı çizgiye dönüştürünce Batı kampının iradesi sarsıldı. Bu iki ülke Moskova açısından NATO ile Rusya arasında tampon bölge işlevi görüyor. Ruslar, NATO radarlarını yanıbaşında görmek istemiyor.

Ama NATO ve AB'nin de Ukrayna ve Gürcistan konusunda çok samimi olduğunu söylemek mümkün değil. Avrupa kanadı, Ukrayna’nın Avrasya Birliği projesine kaymasına karşı çıkmak ve Kiev'de iktidar değiştirme komploları peşinde koşmakla yetindi. Açıkçası Dinyeper’den itibaren Rusçu damarın çok güçlü olduğu Ukrayna, AB için hazmedilebilir bir ülke değildi. Yine Batı kanadı nükleer silahsızlanma sürecinde Moskova’ya karşı Kiev’e verilen koruma güvencesinin gereğini yapmadığı gibi Ukrayna’yı NATO'ya alma konusunda da cesaret sergileyemedi. Sanırım bu iki ülkenin tampon olma hali bazı Batılı güçlerin de işine gelmeye başladı. Birbirine sınır komşusu olmak istemeyen iki taraf için Ukrayna ve Gürcistan tepişecek yer işlevi görüyor.

Eğer Rusça konuşan bölgeler özerklik elde ederse Ukrayna'nın NATO ve AB üyeliği daha da zorlaşacak. Bir kere bu bölgeler üyelik sözkonusu olduğunda Ukrayna'dan ayrılma tehdidiyle caydırıcı olabilicek. İki kamp arasında oyun tahtasına dönen ve Yunanistan gibi 40 milyar dolarlık kredi anlaşmasıyla kasanın anahtarını IMF şefine teslim eden Ukrayna'nın işi pek çok açıdan hayli zor.