Bir 'soykırım' ötekini paklar mı?

Hocalı dünyanın üç maymunu oynadığı öksüz bir trajedi. 19. yüzyılda vatanlarından sürülen Çerkesler, nüfusunun dörtte birini yitiren Çeçenler ve biteviye soykırıma maruz kalan Uygurlar gibi Hocalı kurbanları da şimdiye dek hak ettikleri gibi anılmadı. Bundan kuşku yok. 2001’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden 30 üyenin Hocalı’nın soykırım olarak tanınması yönündeki bildirisi, 2010’da Çek Cumhuriyeti’nde bir caddeye Hocalı isminin verilmesi, 2011’de ABD’de New Jersey eyaletinin Hocalı’yı ‘katliam’ olarak tanıması ve 5 Kongre üyesinin katliamı anması, 2011’de Hollanda parlamentosuna 1 milyon imza gönderilmesi, 2011’de Meksika Senatosu ile 2012’de İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Birliği’nin Hocalı’yı ‘soykırım’ olarak tanıması dışında kayda değer bir çaba olmadı. Velhasıl Hocalı kanın ucuz sayıldığı yerlerden biri. Ne var ki ‘Ermeni soykırımı’ tartışmalarına paralel olarak Hocalı’nın yıldönümü etkinlikleri trajediyi anmanın ötesine geçen bir çabaya dönüştü. Hocalı’da olup bitenlere dair insaflı bir tartışma zeminine fırsat vermeyen propaganda bombardımanı Trans-Kafkasya’nın sınırlarını aşıp Türkiye’nin sokaklarına daldı. Hocalı, devlet kurumlarının gayretkeşliğiyle 1915’te Ermenilerin başına gelenlerle ilgili güncel tartışmalara ‘Türkiye’nin yanıtı’ olarak çerçevelendi. “Ermeni iddialarına sessiz kalma” ilanlarıyla, sokaklardaki afişlerle ve meydanlardaki nefret söylemiyle Hocalı etkinlikleri, Hrant Dink’in canı pahasına oluşan empatiyi de hedef alıyor. Bu sağlıksız gidişat Hocalı’yı hakkıyla anma ve anlamayı de engelliyor.

Hocalı’yı kaleme alanlar söze “Ermeniler Hocalı kentinde 613 kişinin gözlerini oydular” diye başlandığında akıllar dumura uğruyor. Hocalı’da ne olduğunu anlamaya sıra gelmiyor.

Hocalı Ermenistan’ın Karabağ işgaliyle savaş patlak verdiğinde Azerbaycan güçlerinin, işgal altındaki Şuşa, Hankendi (Stepanakert) ve Ağdam’ı bombalarken üstlendiği kasabaydı. Bölgedeki tek havaalanı oradaydı. Ermeni güçleri de misliyle yanıt veriyordu. Her iki tarafta da siviller vuruluyordu. Ermeni güçleri sonunda kasabayı kuşattı. Sivillerin çıkması için bir koridor oluşturulduğu söylendi. İnsanlar kasabadan ayrılırken Ermeni güçlerinin kontrol noktasıyla karşılaştı. Sivillere Azerbaycan Halk Cephesi’nin silahlı milisleri de eşlik ediyordu. Silahlar ateşlendi ve meşum olay yaşandı. Human Rights Watch’a göre ölü sayısı 161-200, Bakü yönetimine göre 613. Ermenistan’a göre, siviller arasına karışmış Azerbaycan güçleri kontrol noktasına ateş açtığı için çatışma çıktı. Hatta Ermeni tarafı, dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı Ayaz Muttalibov’la yapılan bir röportaja atfen Azerbaycan Halk Cephesi’ne bağlı milislerin tahliye koridorundan kaçan kendi insanlarına ateş ettiğini öne sürdü. Muttalibov, Ermeni tarafının sözlerini çarpıttığını söylese de Halk Cephesi’nin Hocalı’yı kendisini devirmek için tezgâhladığına inanıyordu. Azerbaycanlı gazeteci Cengiz Mustafayev, Ermeni güçlerini Halk Cephesi’nin kışkırttığına dair bilgi toplarken öldürüldü. Human Rights Watch ve Rus insan hakları örgütü Memorial hiçbir gerekçenin sivil katliamına mazeret olamayacağını rapor etti. Ancak Ermeni liderler Hocalı’nın, stratejik nedenler kadar 1988’deki Sumgait katliamının intikamı olduğunu da asla gizlemedi. Tam bu noktada Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın şu itirafı önemli: “Hocalı’dan önce Azerbaycanlılar bizimle alay edebileceklerini ve Ermenilerin sivillere el kaldıramayacaklarını sanıyorlardı. Bu klişeyi kırdık.”
Klişeyi kırmanın bedeli 161 ya da 613 can oldu. Halk Cephesi milislerinin katliamdaki sorumluluğunu aydınlatmak da Azerbaycan tarafına düşüyor.