Cenaze diplomasisiyle Kırım çıkarması

Türkiye, 1947'de vize vermediği Kırımlı yazar Cengiz Dağcı'nın naaşının toprağına kavuşmasını sağladı. Böylece kırgınlık telafi edildi.
Cenaze diplomasisiyle Kırım çıkarması

Dağcı yı karşılayanlar arasında kardeşi Ayşe, Kırım lideri Mustafa Abdülcemil ve 1969 da Moskova da ilk eylemi yapan dörtlüden Dr. Zampira Asanova da vardı.

Türk dış politikası Arap Baharı, İsrail ve Rumlarla Akdeniz’deki krize odaklandığı bir dönemde rotayı dokunaklı bir jestle kuzeyde Kırım’a kırdı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, sürgün yaşadığı Londra’da 91 yaşında ölen yazar Cengiz Dağcı’nın cenazesini Ukrayna’yı tedirgin etme pahasına Britanya’dan alıp 20 yaşında terk ettiği Yalta’daki köyü Kızıltaş’a götürdü. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay dahil siyaset, bürokrasi ve Kırım diasporasından temsilcilerin yer aldığı bir uçak dolusu insan bu seferberliğe eşlik etti. Hatta bir diplomat “Acaba abarttık mı diye düşündük ama çok memnun edici bir girişim oldu” dedi. Dağcı Londra’da gömülmek pahalı olduğu için kızının talebi üzerine krematoryumda yakılacaktı. Kırımlıların tek isteği yakılmak yerine Londra’da gömülmesi için Türkiye’nin yardım etmesiydi. Davutoğlu fazlasını yaptı. Türkiye böylece Kırımlıların dillendirmediği bir kırılganlığı telafi etmiş oldu. Türkiye 1944’te Kırımlılar Almanlarla işbirliği suçlamasıyla toptan Özbekistan’a sürülürken bigâne kalmış bir ülke. Tüm eserleri Türkiye’de basılan Dağcı’nın Türkiye’ye hiç gelmemesinin perde arkasında da iki şey yatıyor. Birincisi 1947’de BM’de Kırımlıların sürgünü Bolivya gündeme getirdiğinde Türkiye suskun kalır. İkincisi Türkiye Dağcı’yı vize vermez. Dağcının gündüz lokantalarda bulaşık yıkayıp geceleri romanlarını yazdığı çile yılları akıp giderken Türkiye’ye gelmek için Londra Büyükelçiliği’ne gider. “Türkiye’den bir yakının var mı” diye sorulur. “Türkiye’de herkes benim yakınımdır” diyen yazara vize verilmez. Dağcı eserlerini Tatarca değil hiç gelmediği Türkiye’deki Türkçeyle yazmaya devam eder. Kitaplarını önce sol cenahta Varlık yayınlarından Yaşar Nabi basar. Sonra Dağcı’ya sağ kesim sahiplenir. Kitapları 30 yıldır Ötüken’den çıkıyor.


Kırım’ın esareti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçmişi telafi için Dağcı’yı Türkiye’ye davet etmiş, dönemin Kültür Bakanı Atilla Koç da Londra’daki evinde bizzat ziyaret etmişti. Ancak artık sağlığı seyahate elverişli değildi. Dağcı’yı Londra’ya sürükleyen esir kampında tanıştığı Polonyalı sevgilisi Regina’ydı. Dağcı savaş sırasında esaretten kurtulduktan sonra ancak bir hafta kalabildiği Kırım’a bir daha dönmedi. SSCB zamanında zaten yasaklıydı. 1988’den 1998’e kadar hasta olan eşine baktı. Ya bu şekilde şartlar elvermedi ya da dönmek istemedi. Kim bilir hayalinde yaşattığı Kırım’ı olduğu gibi bulamama korkusuydu onu vatandan uzak tutan. Diasporik toplumlarda vatan hasreti ile vatana dönme korkusu aynı anda yaşanabiliyor. Dostları 2005’te onu Akmescit’te düzenlenen bir şiir şöleni vesilesiyle Kırım’a götürmek isteyince “Bu topraklar (İngiltere) ölmeye değmez, Kırım’a ölünce gideceğim zaten” demiş.

Akmecsit’te onu kız kardeşi Ayşe, Kırımlıların mütevazi lideri Mustafa Abdülcemil, 1969’da Moskova’da Kırımlılar için ilk eylemi yapan dörtlü arasındaki tek kadın Dr. Zampira Asanova karşıladı. “Yazıcımız döndü” diyorlardı. O trajik tarihi yazan adamdı. Adı ‘yazıcı’ydı, ‘Cengiz Aga’ydı. Onlar için İsmail Gaspıralı’dan sonraki en büyük adamdı. Davutoğlu Kebir Camii önünde bu vuslatın perde arkasını anlattı: “BM Genel Kurulu toplantıları sırasında Cengiz Aytmatov’un ülkesi Kırgızistan’ın cumhurbaşkanı ile görüşürken cep telefonuma Fikri Kançal’dan mesaj düştü. ‘Dağcı öldü’ diyordu. Hemen Ukraynalı meslektaşımı aradım. ‘Misafirliğe geliyorum’ dedim. ‘Başımın üzerinde yerin var’ dedi. ‘Ama Dağcı’yı da getiriyorum’ diye ekledim. ‘Bizde misafirin yanındaki sorulmaz’ yanıtını verdi. Bu kavuşma günüdür. Dağcı eserlerinde 3 şeyi birbiriyle özdeşleştirir: Anne ile vatanı, vatanı ile dili, özgürlük ile vatanı. Bu 3 noktayı düşünerek ‘Dağcı’nın esareti bitmeli’ dedim. Dağcı bugün annesine, vatanına ve dilini kullanan insanlara kavuştu. Onun esareti ile Kırım’ın esareti de bitsin.”


Hassas bölge
Ve cenaze Kırım’ın esaretini çok iyi simgeleyen Yalta’da Dağcı’nın kitaplarında anlattığı Ayı Dağı’na nazır üzüm bağları arasındaki mezarlığa gömüldü. İşte burası hem Kırım’ın gerçek hakimi Rusya hem Ukrayna’yı tedirgin eden nokta. Sürgündeki Kırımlılara dönüş yolu zaten kapalı. Bir yolunu bulup da dönenlerin de Yalta’ya yerleşmeleri yasak. İki nedenle: Kırımlılar sürüldükten sonra Rusların yerleştirildiği bölge artık yüksek rant alanı. Kırımlılar gelip işgal edilmiş mülklerinin yanı başında çadırlar kurmaya ve eylem yapmaya koyulunca buralar Rus oligarklara parsellenmeye başladı. İkincisi Karadeniz sahilinde kayalıklara oyulmuş çok sayıda füze rampası var. Oralarda denizden havaya fırlatılabilen torpidolar konuşlu. Rusya ‘güvenilir’ bulmadığı Kırım Tatarlarının bölgeye dönmesini zinhar istemiyor. Yeni yeni Kırım’da hâkimiyet kurmaya çalışan Ukrayna da bölgenin yüzde 67’sini oluşturan Rus nüfusun Kiev’e sadakatini sağlayamamışken şimdi nüfusun sadece 13’ünü teşkil eden Kırımlıların da güçlenip ileride sorun olmalarını istemiyor. Türkiye’nin Kırım politikası bu iki gücün kırmızı çizgileri arasında yol alıyor. Hal böyle olunca mezar Kırım’ın esaretine karşı simgeleşiyor. Son söz Davutoğlu’nun: “Vatanı vatan yapan biraz da mezar taşlarıdır.”

twitter.com/fehimtastekin