Charlie'nin yaz dedikleri!

İslamcılığın geriye doğru 100 yıllık süreci kesif bir radikalliği doğurduğu gibi mutedil ve mütedeyyin kitlelerde 'tahammül' ve 'hoşgörü' gibi temel ilkeleri de aşındırdı. Yani nispeten her kesim keskinleşti. Hoşgörü çıtası aşağı çekildi.

Bugün Suriye ve Irak’ta kafa kesen, Paris’te Charlie Hebdo’yu basıp 12 can alanların taşıdığı zihniyetin incittiği ilk kişi Hz. Muhammed, canlarını kıydıkları ilk kişi de peygamberin sevgili damadı Hz. Ali’ydi. İlk zamanlar bir ‘Bedevi’ tepkisi olarak kendini gösteren, sonradan Hariciler olarak sahneye çıkan bir akım bugün Kaide ve IŞİD gibi çağdaş sürümleriyle sahnede. Tabi ki aralarında farklar var ama dine bakışta ve olaylara verilen tepkilerde öz aynı. IŞİD ve Kaide’nin Hariciler gibi bazı sahabeleri küfürle itham etmemesi fazla bir şeyi değiştirmiyor. El Kaide’nin rekabet içinde olduğu IŞİD’i ‘günümüzün haricileri’ diye zemmetmesi de bir anlam ifade etmiyor. Dünden bugüne hepsinde tepki aynı: Önce tekfir et, sonra infaz.

Hz. Muhammed’in karikatürlerinin çizilmesine verilen şiddetli tepki üzerine neyin İslam olduğu tartışırken tarihi süreçte tekfirci din anlayışının bıraktığı mirası, bunun geçen yüzyılda tekrar dirilmesinin nedenlerini ve bu sürecin mutedil kesimleri de nasıl etkilediğini yeniden düşünmek gerekiyor. Böyle tanımlamayı kabul etmeseler de ‘çağdaş Hariciler’ ilk dönem Haricilerine değil Müslümanlardaki yozlaşmaya dikkat çekip bidat ve hurafelerle mücadele adına tekfirci anlayışı yeniden inşa eden İbn-i Teymiyye’nin selefi çizgisiyle tanımlanmayı tercih ediyor.

İbn-i Teymiyye’nin 13-14. yüzyılda Şam’da temelini attığı selefiliği Arap Yarımadası’nda dirilten 4 yüzyıl sonra Muhammed bin Abdülvehhab oldu. 1818’de Osmanlı’nın yıktığı Deriye, Abdulvehhab’ın memleketi ve Vehhabiliğin merkeziydi.

Çok sık kullanılan bir tespitle Suudilerin bir ideolojiye Abdülvehhab’ın da kılıca ihtiyacı vardı. Bu ideoloji sayesinde Suudiler Osmanlıya karşı Arap Yarımadası’nın kabileleri birleştirip İngilizlerin desteğiyle Suudi Arabistan’ı kurdu.

PETRODOLARLARLA PALAZLANAN İDEOLOJİ

1932’de resmi mezhep ilan edilen bu ideolojinin başka coğrafyaları keşfi ise petrodolarlar sayesinde oldu. Yıllarca bu ülkede toplanan zekâtlar ve fitreler fakir İslam coğrafyalarında medreselerde okuyan öğrencilere gönderildi. Pompalanan sadece dolar değil Vehhabi ideolojisiydi. Vehhabi selefiliğinin yayılmasında bir diğer kanal da yine ekonomik yoklukla alakalı. Suudi Arabistan’a çalışmaya giden yüzbinlerce işçi ülkelerine dönerken beraberlerinde yeni alışkanlıklar ve düsturlar taşıdı. Mısır’ın ideolojik dönüşümünde Cemal Abdunnasır döneminden itibaren iyice fakirleşen Mısırlıların Suudi Arabistan’daki keskin dindaşlarıyla tanışmalarının etkisi büyük. 1970’lerde hanedanın İslami olup olmadığını sorgulayan yeni nesille birlikte selefilik ve cihadi selefilik ayrımı öne çıktı. Suudi Arabistan kendi ülkesinde hanedana karşı meydan okumaya dönüşen dönemin ‘Sehva’ kalkışmasını bastırırken ideoloji ihracını kesmedi.

Elbette Vehhabilik ya da Selefilik herkesin tek kalem altında toplanabildiği düz bir çizgi değil. Cihadi selefiler birçok açıdan selefi düşünceyle paralellik arz eden Müslüman Kardeşler (İhvan) gibi siyasal İslam’ın temsilciliğini yapan hareketleri hem etkiledi hem onlardan adam devşirdi. Mısır’da cihatçı gruplar içinde İhvan’dan kopan parçalar çok. Suudi Arabistan bölge ülkelerinde iktidarlara alternatif olma potansiyeli taşıyan İhvan’ı tehdit olarak gördüğü için Mısır gibi ülkelerde de selefileri destekledi. Selefiler Mısır, Suriye ve Ürdün’de İhvan’a karşı, Lübnan’da ise Şiileri dengelemek için palazlandırıldı.

Bu süreçte Suudi Vehhabiliği ile ilgisi olmayan birçok bağımsız figür de selefi düşüncenin liderliğini yaptı. 19 ve 20’inci yüzyılın başında bölgenin siyasi atlasını değiştirmeye talip ıslahatçı hareketler yavaş yavaş yenilgiye uğrarken sömürgecilik sonrası şekillenen dayatmacı ve baskıcı rejimler İslamcı hareketleri radikalleştirdi. Türkiye’deki İslamcılık düşüncesi de bir dönem Mısır, Suriye ve Pakistan gibi ülkelerden yapılan tercüme eserler üzerinden selefi çizgilerle tanıştı.

Cihadi selefilerin silahla buluşması ise yine Suud’un maddi desteğiyle Afganistan cihadında mümkün oldu. Afganistan’dan sonra Bosna ve Çeçenya’daki savaşlar cihatçılar için laboratuvar işlevi gördü. Bugün Irak, Suriye, Yemen, Cezayir, Libya, Mali gibi onlarca yerde çatışmalarda öne çıkan birçok aktör bu laboratuvarlardan geçti. Charlie Hebdo saldırısını üstlenen ‘Arap Yarımadası’ndaki El Kaide’nin ideoloğu Nasır bin Ali el Ansi de Afganistan ve Balkanlar’da savaşmış bir Yemenli. El Kaide ile küreselleşen ve IŞİD ile hilafet denemesine kalkışan cihadi selefilik artık sadece İslam ülkeleri değil tüm dünyanın en ciddi sorunu.

MÜMİN TEPKİSİ

İslamcılığın geriye doğru 100 yıllık süreci kesif bir radikalliği doğurduğu gibi mutedil mütedeyyin kitlelerde ‘tahammül’ ve ‘hoşgörü’ gibi temel ilkeleri de aşındırdı. Yani nispeten her kesim keskinleşti. Hoşgörü çıtası aşağı çekildi. Selefilikle hiçbir ilgisi olmayan hatta İslam adına doğru düzgün iddiası bulunmayan kesimlerin Hz. Muhammed’in karikatürlerine verdiği tepkinin şiddetli olması şaşırtıcı değil.

1818’de Arabistan’da Vehhabileri ezip geçen Osmanlı’nın torunları önceki gece Cumhuriyet Gazetesi’nin önündeydi. Hedefte Müslüman coğrafyaların mazlumiyetine dair hassasiyetini yakından bildiğim Ceyda Karan da vardı. Suçu Charlie Hebdo’nun son sayısındaki kapak karikatürünü köşesinde yayımlamasıydı. Bu karikatürde derginin Hz. Muhammed diye resmettiği kişiye ‘Ben Charlie’yim’ dedirterek verdiği mesaj aslında şu: ‘Peygamberi de öldürdünüz!’

Tabii sorun peygamberin resmedilmesi konusunda yaygın şekilde kabul gören kırmızı çizginin aşılması. Ancak peygamberin putlaştırılmasını önlemek için onu resmetmeme hassasiyetine rağmen tarihte Buhara, Herat, Keşmir, Tebriz gibi yerlerde Hz. Muhammed defalarda resmedilmiş. Örnekleri Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eserler Kütüphanesi ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde de mevcut. Ama bunların Müslümanlar arasında bir infiale yol açtığına dair bir rivayet mevcut değil. Mesele dine hakaretse buna karşı şiddeti meşrulaştıracak bir nas var mı? Gözardı edilen nas şu: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz." (Nisa 140) Hakaret edene tepkinin çerçevesi ‘aynı ortamda bulunmamak’.

Hz. Muhammed’in Mekke’de namaz kılarken sırtına hayvan bağırsağı koyarak kendisini aşağılayan müşriklere verdiği tepki şuydu: “Allah'ım bunları sana havale ediyorum.”
Örnek buyken karikatürler nedeniyle incinen müminlerin vereceği tepki tehdit ve öldürmek olabilir mi? Belki en iyi yanıt hiçe saymak. Tabii Batı’nın ifade özgürlüğündeki çifte standardı ve ikiyüzlülüğüne dair söyleyeceklerimiz mahfuz. Bu gerçek Müslüman dünyanın içinde bulunduğu şiddetli sapmayı haklı çıkarmaz.